KIBRIS SORUNUNUN BUGÜNÜNÜ ANLAYABİLMEK VE YARINI HAKKINDA FİKİR OLUŞTURABİLMEK İÇİN SORUNUN TARİHİ GEÇMİŞİNİ BİLMEK ÖNEM ARZ ETMEKTEDİR. KIBRIS SORUNU NE ZAMAN BAŞLADI SORUSUNA GENEL ANLAMDA KIBRIS TÜRK TARAFINDAN ALACAĞINIZ CEVAP 1963 OLACAKTIR. ANCAK 1963’E GELENE KADAR ADA’DA YAŞANANLAR DA SORUNUN ÖZÜ AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİDİR. BU BAĞLAMDA BÖYLE AKADEMİK BİR ORTAMDA KIBRIS SORUNUNUN TARİHÇESİ OSMANLI DÖNEMİNDEN BAŞLATILABİLİR.
Kıbrıs, 1571–1878 yılları arasında Osmanlı imparatorluğunun bir parçası ve 1878 – 1959 yılları arasında İngiliz idaresi altında yönetilmiştir.
İngiliz yönetimi döneminin biraz irdelenmesi, Rum tarafının halen bugün sürdürdüğü tutuma ışık tutması açısından önem taşımaktadır.
Rumlar 1931 yılında ADANIN YUNANİSTAN’A BAĞLANMASI YANİ ENOSİS İÇİN İNGİLİZ İDARESİNE KARŞI yeniden AYAKLANMIŞLAR vali konağının yakılmasın kadar varan eylemlerde bulunmuşlardır.
Makarios, daha sonra ENOSIS propagandasıyla Başpiskopos görevine getirilmiş ve Ada’yı Yunanistan’a bağlamak emelinden asla sapmayacağı yönünde yemin etmiştir.
Bu doğrultuda TALİMATLANDIRILAN GENERAL GRİVAS (kod adı digenis), 1 Nisan 1955’de eylemlerine başlayan terörist örgütü EOKA’yı (Etniki organosis gibriakon agoniston - kıbrıs’ın yunanistan’a ilhakı örgütü) kurmuştur. EOKA sadece İngilizlere karşı bir bağımsızlık hareketi olmaktan sapmış ve rumlar ENOSIS’i reddeden Kıbrıslı Türklere de saldırmıştır.
TÜRK MUKAVEMET TEŞKİLATI (TMT) İŞTE BU SALDIRILAR VE RUMLARIN ENOSIS EMELİ KARŞISINDA KIBRIS TÜRK HALKININ SAVUNMASINI VE ADA’NIN YUNANİSTAN’A BAĞLANMASINI ENGELLEME YÖNÜNDEKİ DİRENİŞİNİ ÖRGÜTLEMEK İÇİN KURULMUŞTUR.
İLK GENİŞ KAPSAMLI ÖRGÜT TMT KURULDUĞU 27 TEMMUZ 1957 TARİHİNDEN İTİBAREN SALDIRI EYLEMLERİ DÜZENLEMEMİŞ, TÜRK HALKININ RUM SALDIRILARINA KARŞI KORUNMASI GÖREVİNİ ÜSTLENMİŞ, TAKSİM İLKESİ İSE RUM TARAFININ ENOSİS EMELLERİ KARŞISINDA EN MANTIKLI ÇÖZÜM OLARAK BENİMSENMİŞTİR.
Öte yandan, ilk kez 1954 yılında Kıbrıs konusunu Birleşmiş Milletler Örgütü gündemine taşıyan Yunanistan, 1958’de ENOSIS talebini yenilemiş, ancak BM Genel Kurulundan, tarafların anlaşmazlıklarını müzakere yoluyla çözmeleri gerektiği karşılığını almıştır.
ADA’DA YAŞANAN BU GELİŞMELER KARŞISINDA ARTIK SÖMÜRGECİLİK DÖNEMİNİN SON BULDUĞUNUN BİLİNCİNDE OLAN İNGİLTERE HÜKÜMETİ ADA’YI ADA’DA YAŞAYAN İKİ HALKA DEVRETMEYE KARAR VERMİŞ VE 1959-60 ANLAŞMALARIYLA SON BULAN MÜZAKERE DÖNEMİ BÖYLECE BAŞLAMIŞTIR.
NİHAYETİNDE KIBRISLI TÜRK VE RUM LİDERLERİN DE RIZASIYLA, 11 ŞUBAT 1959’DA BAĞIMSIZ BİR KIBRIS CUMHURİYETİ KURULMASI ÜZERİNDE ANLAŞMAYA VARILMIŞTIR.
BU NOKTADA VURGULAMAK İSTEDİĞİM ÇOK ÖNEMLİ BİR TARİHİ GERÇEK VAR. İNGİLİZLER ADA ÜSTÜNDEKİ EGEMENLİKLERİNE SON VERMEDEN ÇOK ÖNCE; İLK KEZ 1956 VE SONRASINDA DA 1958’DE; PARLAMENTOLARINDA YAPMIŞ OLDUKLARI HÜKÜMET AÇIKLAMALARIYLA KIBRIS TÜRK VE KIBRIS RUM HALKLARININ ADA’NIN ORTAK SAHİBİ İKİ EŞİT TOPLUMU OLDUKLARINI VE AYRI AYRI KENDİ KADERLERİNİ KENDİLERİ TAYİN ETME HAKKINA SAHİP OLDUKLARI GERÇEĞİNİ TESLİM ETMİŞLERDİR.
1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin Yapısı
1959-60 Antlaşmalarıyla kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti üniter bir devlet olmadığı gibi, bir ulus devlet de değildi.
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, uluslararası antlaşmalar sonucunda yüzyıllardır adada yaşayan Kıbrıslı Türk ve Rumlar arasında ortaklık amacıyla meydana getirilmiş FONKSİYONEL bir federasyondu. Bu federasyon MÜKEMMEL OLMAMAKLA BİRLİKTE ZAMANIN ŞARTLARINDA iki toplumun kendi kendilerini yönetmelerine imkan tanıyan bir Anayasaya dayanmaktaydı.
1960 ANAYASASININ İKİ HALKIN EŞİT VE ETKİN YÖNETİM İLE EŞİT EGEMENLİK PAYLAŞIMINI SAĞLAYAN TEMEL UNSURLARINI ŞÖYLE SIRALAYABİLİRİZ:
· BAŞKANLIK SİSTEMİYLE YÖNETİLEN BİR YAPI ÇERÇEVESİNDE, CUMHURBAŞKANI’NIN RUM, CUMHURBAŞKAN YARDIMCISININ TÜRK OLMASI VE BUNLARIN AYRI SEÇMEN LİSTELERİYLE İKİ AYRI TOPLUM TARAFINDAN SEÇİLMELERİ.
· CUMHURBAŞKANI İLE YARDIMCISI BAKANLAR KONSEYİNİN VE TEMSİLCİLER MECLİSİNİN KARARLARINI AYRI AYRI GERİ GÖNDERME HAKKINA SAHİP OLMAK YANINDA DIŞİLİŞKİLER VE SAVUNMA KONULARINDA ALINAN HER KARARI VEYA YASAYI AYRI VETO HAKKINA SAHİP OLMAK SURETİYLE NEREDEYSE EŞİT İCRA YETKİSİNE SAHİP OLMASI.
· EN ÜST DÜZEY YASAMA ORGANI OLAN TEMSİLCİLER MECLİSİ ÜYELERİNİN İKİ AYRI TOPLUM TARAFINDAN AYRI SEÇMEN LİSTELERİYLE SEÇİLMELERİ,
· HER İKİ TOPLUMA KURULACAK OLAN CEMAAT MECLİSLERİ ÇERÇEVESİNDE DİN, EĞİTİM, KÜLTÜR VE ÖĞRETİM, KİŞİSEL STATÜ, AİLEYİ İLGİLENDİREN KONULARDA AYRI YASAMA VE YÜRÜTME YETKİSİ VERİLMESİ,
· CEMAAT MECLİSLERİNE KENDİ YETKİ ALANLARINA GİREN KONULARDA VERGİLENDİRME KARARI ALMA VE VERGİ TOPLAMA YETKİSİ VERİLMESİ,
· YEREL YÖNETİMLER SEVİYESİNDE, ADA’NIN 5 BÜYÜK KENTİNDE AYRI TÜRK VE RUM BELEDİYELERİ ÖNGÖRÜLMESİ,
· MERKEZİ HÜKÜMET, YASAMA, YARGI VE YÜRÜTME ORGANLARINDA HER İKİ TOPLUMUN DA ETKİN TEMSİLİYETİNİN SAĞLANMASI,
· BU HUSUSLARIN, ANAYASANIN “DEĞİŞTİRİLEMEZ” MADDELERİNİ OLUŞTURMASI.
ESASEN 1960 DÜZENİ BİR BÜTÜN OLARAK İKİ ORTAĞIN ADA ÜZERİNDEKİ EŞİT HAK VE YETKİLERİNİ KORUMAYA YÖNELİK HASSAS BİR DENGE OLUŞTURMUŞTU.
BİLİNDİĞİ ÜZERE KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN İLK CUMHURBAŞKANI BAŞPİSKOPOS MAKARIOS, CUMHURBAŞKAN YARDIMCISI İSE RAHMETLİ LİDERİMİZ DR. FAZIL KÜÇÜK’TÜ. MAKARIOS DAHA İLK GÜNDEN CUMHURBAŞKANI OLDUĞU DEVLETE İNANMADIĞINI, VE BU CUMHURİYETİ SADECE ENOSIS’E BİR SIÇRAMA TAHTASI OLARAK GÖRDÜĞÜNÜ İLAN ETMEKTEN ÇEKİNMEMİŞTİR.
NİTEKİM KISA BİR SÜRE İÇİNDE RUMLAR, TÜRKLERE HAKLARI OLDUĞUNDAN DAHA FAZLA SÖZ VERİLDİĞİ İDDİASIYLA ANAYASANIN BİRÇOK MADDESİNE İTİRAZ ETMEYE BAŞLADILAR. 30 KASIM 1963’DE DE MAKARİOS 13 MADDELİK DEĞİŞİKLİK ÖNERİSİNİ BAŞKAN YARDIMCISI DR. KÜÇÜK’E SUNDU ÖNERİLER REDDEDİLDİ. MAKARİOS AYNI ÖNERİLERİNİ ZAMANIN CUMHURBAŞKANI İSMET İNÖNÜ’YE DE SUNMUŞ VE RED CAVABI ALDIKTAN 5 GÜN SONRA 21 ARALIK 1963’TE AKRİTAS PLANI NIN SİLAHLI AŞAMASINA GEÇİLDİ.
13 MADDELİK ÖNERİ BÜTÜNÜYLE KIBRIS TÜRK HALKI’NI EŞİT ORTAK STATÜSÜNDEN “AZINLIK” STATÜSÜNE İNDİRGEMEYE YÖNELİK MADDELERDEN OLUŞMAKTAYDI.
RUM TARAFI SÖZDE DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİYLE CUMHURBAŞKANI YARDIMCISININ VETO HAKKININ, CEMAAT MECLİSLERİNİN, AYRI SEÇİM LİSTELERİNİN, AYRI ÇOĞUNLUKLAR SİSTEMİNİN VE AYRI BELEDİYELERİN KALDIRILMASI GİBİ ESASEN ANAYASANIN “DEĞİŞTİRİLEMEZ” MADDELERİ ARASINDA YERALAN HÜKÜMLERİNİ HEDEF ALMIŞTI.
KIBRISLI TÜRK VE TÜRK TARAFI’NIN SÖZKONUSU ÖNERİLERİ BEKLENDİĞİ GİBİ REDDETMESİ ÜZERİNE 21 ARALIK 1963’DE RUM TARAFI ÖNCEDEN HAZIRLADIĞI AKRİTAS PLANI DOĞRULTUSUNDA KIBRIS TÜRK ORTAĞINA HER KOLDAN SALDIRMIŞTIR. RUM TARAFININ TOPYEKÜN UYGULAMAYA KOYDUĞU ŞİDDET EYLEMLERİ KISA SÜREDE EMELİNE ULAŞMIŞ VE KIBRIS TÜRK ORTAĞI HÜKÜMETİN TÜM ORGANLARINDAN SİLAH ZORUYLA ATMAK SURETİYLE DEVLETİ ELE GEÇİRMİŞTİR.
BİR ANDA KENDİNİ TERÖR ORTAMINDA BULAN KIBRIS TÜRK HALKI İSE BU OLDU BİTTİYE BOYUN EĞMEMİŞ VE ULUSAL DİRENİŞİ SAYESİNDE RUM TARAFININ KENDİSİ ÜZERİNDE HÜKÜMRAN OLMASINA ASLA İZİN VERMEMİŞTİR. KISACASI ARALIK 1963’TEN İTİBAREN 1960 KIBRIS CUMHURİYETİ YASAL OLARAK ORTADAN KALKMIŞ, ANAYASAL DÜZEN YERLE BİR EDİLMİŞTİR. 1967 YILINA GELİNDİĞİNDE İSE RUMLAR ZARURİYET DOKTRİNİ KİSVESİ ALTINDA 13 MADDENİN TÜMÜNÜ YÜRÜRLÜĞE KOYMUŞTUR.
1963-74 YILLARI ARASINDA KIBRIS TÜRK HALKININ MARUZ KALDIĞI ŞİDDET VE İNSANLIK DIŞI UYGULAMALAR O DÖNEMİN SAYGIN BASINI GUARDIAN, LE FIGARO VE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER DOKÜMANLARINDA BELGELENMİŞ TARİHİ GERÇEKLERDİR.
BU VAHŞET YILLARI SÜRESİNCE YÜZLERCE KIBRISLI TÜRK ÖLDÜRÜLMÜŞ, YARALANMIŞ VE ESİR ALINMIŞ; YÜZLERCESİ HASTANELERDEN, SOKAKLARDAN, İŞYERLERİNDEN, KARAKOLLARDAN VE HATTA EVLERİNDEN ALINARAK BİR DAHA GÖRÜLMEMEK ÜZERE KAYBOLMUŞ; 103 TÜRK KÖYÜ KISMEN VEYA TAMAMEN YOK EDİLMİŞ VE 25,000 KIBRISLI TÜRK KENDİ ÜLKELERİNDE KIZILAY YARDIMIYLA YAŞAYAN MÜLTECİ DURUMUNA DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR.
ADA’DA YAŞANAN BU İNSANLIK DRAMI KARŞISINDA ULUSLARARASI TOPLUM RUM TARAFINI DURDURMAKTA ETKİLİ OLAMASA DA HAREKETLENMİŞTİR.
1963-1974 YILLARI ARASINDA ÖNEMLİ TARİHİ GELİŞMELER
30 ARALIK 1963 TARİHİNDE LEFKOŞA’DAKİ KIBRIS TÜRK VE KIBRIS RUM BÖLGELERİNİ AYIRAN YEŞİL HAT, İNGİLİZ KOMUTANI Peter young tarafından yeşil bir kalemle OLUŞTURULMUŞTUR.
BU TARİHTE İLK BARIŞ GÜCÜ GÖREVİNİ İNGİLTERE KOMUTASINDA İTTİFAK VE KURULUŞ ANLAŞMALARI ÇERÇEVESİNDE HALEN ADA’DA KONUŞLANMIŞ OLAN TÜRK, İNGİLİZ VE YUNAN BİRLİKLERİ YÜRÜTMÜŞTÜR.
ADA’DAKİ ŞİDDET OLAYLARININ ARTARAK DEVAM ETMESİ ÜZERİNE BM GÜVENLİK KONSEYİ 4 MART 1964 TARİH VE 186 SAYILI KARARIYLA KIBRIS’TA BİR BM BARIŞ GÜCÜ KONUŞLANDIRILMASINI VE GENEL SEKRETER’İN BARIŞÇIL BİR ÇÖZÜME YARDIMCI OLMAK İÇİN BİR ARABULUCU ATAMASINI KARARA BAĞLADI. ANCAK BİLİNDİĞİ GİBİ BMBG ŞİDDETİ ENGELLEMEKTE ETKİSİZ KALDI.
186 SAYILI KARAR KIBRIS SORUNUNUN 1963’TE BAŞLADIĞININ VE RUMLARIN İDDİA ETTİĞİ GİBİ 1974’DE BAŞLAYAN BİR İŞGAL SORUNU OLMADIĞININ ULUSLARARASI KABUL GÖREN MEŞRU KANITIDIR. ANCAK BU KARAR O TARİHTEN İTİBAREN RUMLARIN ASLEN GASPETTİKLERİ “KIBRIS CUMHURİYETİ”NİN TÜM ADA’NIN TEMSİLCİSİ OLDUĞU İDDİASININ DAYANAĞI OLARAK DA KULLANILMIŞTIR.
1963-1974 YILLARINDA RUM YÖNETİMİ TÜRK HALKINI SİNDİRMEK VE ADADAN UZAKLAŞTIRMAK İÇİN HER TÜRLÜ YÖNTEMİ DENEMİŞTİ.
ANCAK RUM TARAFI TÜM ÇABALARA RAĞMEN ESAS HEDEFİ OLAN ENOSİS’İ GERÇEKLEŞTİREMİYORDU. NİHAYET 15 TEMMUZ 1974’DE YUNAN CUNTASI VE EOKA LİDERİ NİKOS SAMPSON’UN ÖNCÜLÜĞÜNDEKİ KIBRIS’TAKİ İŞBİRLİKÇİLERİ, MAKARİOS A KARŞI GERÇEKLEŞTİRDİKLERİ DARBEYLE ADA’YI HEMEN YUNANİSTAN’A BAĞLAMAK ÜZERE HAREKETE GEÇTİLER.
KIBRISLI TÜRKLER’İN TOPYEKÜN KATLİAMINI DA İÇEREN BU GELİŞME KARŞISINDA ANAVATAN TÜRKİYE ULUSLARARASI ANLAŞMALARDAN KAYNAKLANAN HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERİNİ KULLANARAK 20 TEMMUZ 1974’DE ADA’YA MÜDAHALE ETTİ. KIBRIS TÜRK HALKI 11 YILLIK MEZALİMİN ARDINDAN BARIŞ, GÜVEN VE İSTİKRAR ORTAMINA KAVUŞTU.
1963-74 ARASINDAKİ TÜM SIKINTILARA RAĞMEN KIBRIS TÜRK HALKI KENDİ KENDİNİ YÖNETMEK SURETİYLE AYRI SİYASİ GELİŞİMİNİ BAŞLATMIŞ VE MUTLU BARIŞ HAREKATI SONRASINDA DEMOKRATİK GELİŞİMİNİ TAMAMLAYARAK 15 KASIM 1983’TE BAĞIMSIZ KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’Nİ İLAN EDEREK KENDİ KADERİNİ KENDİ TAYİN ETME HAKKINI TAÇLANDIRMIŞTIR.
ANCAK ŞU ANA KADAR SİZE ANLATTIĞIM TÜM TARİHİ VE YASAL ÇERÇEVEYE VE ARALIK 1963’TEN İTİBAREN İKİ HALKIN KENDİ AYRI YÖNETİMLERİ OLDUĞU GERÇEĞİNE RAĞMEN BİRÇOK SİYASİ NEDENDEN DOLAYI DA ULUSLARARASI TOPLUM KIBRIS TÜRK HALKININ KAZANILMIŞ HAKLARI HİLAFINA RUMLARA KIBRIS CUMHURİYETİ’NİN MEŞRU HÜKÜMETİ MUAMELESİ YAPMAYI SEÇMİŞTİR.
BU HAKSIZ YAKLAŞIMDAN CESARETLENEN RUM TARAFI İSE BİR YANDAN KIBRIS TÜRK HALKI’NA UYGULADIĞI VE UYGULATTIRDIĞI AMBARGOLARLA HALKIMIZIN EKONOMİK VE PSİKOLOJİK YIKIMINI SAĞLAMA ÇABALARINA DEVAM ETMİŞ, DİĞER YANDAN İSE GÖRÜŞMELER SÜRECİNDE OLUŞAN HER FIRSATI BALTALAYARAK KIBRIS SORUNUNUN SİYASİ ÇÖZÜMÜNÜ ENGELLEMİŞTİR.
MÜZAKERELER SÜRECİNİN BAŞLAMASI VE BU BAĞLAMDA ÖNEMLİ GELİŞMELER
KIBRIS SORUNUNA KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM BULMAK ÜZERE BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NEZDİNDE HALEN DEVAM EDEN TOPLUMLARARASI GÖRÜŞMELER 1968 YILINDA BAŞLAMIŞTIR. GÖRÜŞMELER ARALIKLI OLARAK 1974 YILINA KADAR SÜRDÜRÜLMÜŞ ANCAK BİR SONUÇ ELDE EDİLEMEMİŞTİR.
13 ŞUBAT 1975’TE – ÇÖZÜME KATKI KOYMAK VE EŞİTLİK ÇERÇEVESİ DAHİLİNDE İKİ FEDERE DEVLETİN OLUŞTURACAĞI FEDERASYONUN BİR AYAĞINI TEMSİL ETMESİ VİZYONU İLE TARAFIMIZCA İLAN EDİLEN – KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİ’nin ilanını protesto eden Rum tarafı bir süre görüşmelere katılmayı reddetmiştir.
12 mART 1975 bm gÜVENLİK kONSEYİ’nİN 367 SAYILI KARARI İLE bm gENEL sEKRETERİNE İYİ NİYET MİSYONU GÖREVİ VERİLMİŞTİR. BU ÇERÇEVEDE BM GENEL SEKRETERİ HİMAYESİNDE NİSAN 1975’TE VİYANA’DA YENİDEN BAŞLAYAN TOPLUMLARARASI GÖRÜŞMELERDE ÖNEMLİ BİR SONUCA ULAŞILMIŞ VE ‘NÜFUS MÜBADELESİ ANLAŞMASI’ GERÇEKLEŞMİŞTİR. BU ANLAŞMAYLA, İSTEKLİLİK İLKESİ ÇERÇEVESİNDE GÜNEY’DE KALAN KIBRISLI TÜRKLER KUZEY’E, KUZEY’DE KALAN RUMLAR DA GÜNEY’E GEÇMİŞ VE HOMOJEN İKİ KESİMLİLİK OLUŞTURULMUŞTUR.
Klerides, bu anlaşmaya imza attığı için fanatik Rumların sert eleştirileriyle karşılaşmıştır.
1977 Denktaş - Makarios Doruk Anlaşması
Cumhurbaşkanı Denktaş tarafından yapılan girişim sonucunda, Başpiskopos Makarios’la Denktaş arasında 27 Ocak ve 12 Şubat 1977 tarihlerinde iki görüşme gerçekleştirildi. BM Genel Sekreteri’nin de hazır bulunduğu ikinci görüşmede aşağıdaki yol haritası üzerinde anlaşmaya varıldı.
1. Bağımsız, bağlantısız, iki toplumlu federal bir cumhuriyet,
2. Her iki toplumun yönetimi altında olan toprağın ekonomik verimlilik, üretim ve toprak sahipliği temelinde değerlendirilmesi,
3. Serbest dolaşım, serbest yerleşim, mülkiyet hakkı ve diğer belli başlı konular, iki toplumlu federal sistem ve Kıbrıs Türk tarafı için ortaya çıkabilecek bazı zorluklar da gözönünde bulundurarak görüşmeye açılması,
4. Federal devletin yetki ve görevlerinin, ülkenin bütünlüğünü güvence altına alacak şekilde ve devletin iki toplumlu karakterini dikkate alacak şekilde belirlenmesi.
31 Mart 1977’de başlayan 6. tur Viyana görüşmeleri 7 Nisan 1977’de bir anlaşmayla sonuçlanmadan sona erdi.
1979 Denktaş-Kyprianou Doruk Anlaşması
Bu kez Denktaş ile, Makarios’un 1977’de ölümünden sonra göreve gelen, Kyprianou arasında 18 ve 19 Mayıs 1979’da, yine BM Genel Sekreteri’nin gözetimi altında gerçekleştirilen görüşme sonucunda on maddelik bir anlaşmaya varıldı.
1. Toplumlararası görüşmelerin yeniden başlaması,
2. Görüşmelerin zeminini Denktaş-Makarios anlaşmasıyla ilgili BM kararlarının oluşturması,
3. Kıbrıs Cumhuriyetinde, tüm vatandaşların insan hakları ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmesi,
4. Görüşmelerde toprak ve anayasayı ilgilendiren konuların tümünün ele alınması,
5. Maraş konusunun çözümüne öncelik verilmesi,
6. Görüşmelerin gidişatını tehlikeye atacak adımlardan kaçınılması,
7. Kıbrıs Cumhuriyetinin askersizleştirilmesi,
8. Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü ve bağlantısızlığının, Ada’nın bir bölümü veya tümünün bir başka devletle birleştirilmesi veya bölünmesine karşı güvence altına alınması,
9. Görüşmelerin ara verilmeksizin devamlı olarak gerçekleştirilmesi ve geciktirilmemesi,
10. Toplumlararası görüşmelerin Lefkoşa’da yapılması
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN İLANI
GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİNİN “BAĞIMSIZLAR HAREKETİ”Nİ ARKASINA ALMAK SURETİYLE BİRLEŞMİŞ MİLLET TAŞIMA GAYRETLERİNİN YOĞUNLAŞMASI VE KIBRIS TÜRKLERİNİ “AZINLIK” STATÜSÜNE İNDİRGEYECEK KARARLAR ALDIRTMA ÇABALARI NETİCESİNDE KIBRIS TÜRK FEDERE DEVLETİ MECLİSİ’NİN ALMIŞ OLDUĞU KARAR ÇERÇEVESİNDE KIBRIS TÜRK HALKI KENDİ KADERLERİNİ TAYİN HAKKINI KULLANARAK 15 KASIM 1983 TARİHİNDE MECLİS’TE OYBİRLİĞİ KARARIYLA KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’Nİ İLAN ETMİŞTİR.
BU GELİŞME ÜZERİNE, İNGİLTERE, YUNANİSTAN VE GKRY BM TEMSİLCİLERİNİN TALEBİYLE TOPLANAN BM GÜVENLİK KONSEYİ SIRASIYLA 541 VE 550 SAYILI BM GÜVENLİK KONSEYİ KARARLARINI ÜRETMİŞTİR.
1985-86 Taslak Çerçeve Anlaşması
BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın çabaları sonucu 10 Eylül 1984’te New York’ta ‘dolaylı görüşmeler’ başladı. 10 gün süren dolaylı görüşmelerin ardından, ikinci turun ‘doğrudan görüşmeler’ formatında yapılmasına karar verildi. 15-26 Ekim 1984’te ikinci tur gerçekleştirildi.
26 Kasım’da başlayan 3. turda, her iki tarafın yeterince müzakere ettiğini düşünen Genel Sekreter, son önerileri de aldıktan sonra taraflara bir belge sundu. BM Genel Sekreteri Perez de Cuellar’ın, her iki tarafın görüşlerini alarak masaya getirdiği belgeyi Denktaş’ın 27 nİSAN 1986’DA bmgs’nE GÖNDERDİĞİ MEKTUPLA imzalamayı kabul etmesine rağmen, Kiprianou imzalamaktan kaçındı.
1992 Fikirler Dizisi
Rum Yönetiminin yeni başkanı Yorgo Vasiliou ile KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş arasında 1988 Eylül’ünden 1989 yazına kadar toplam 100 saat süren ikili görüşmeler dizisi gerçekleşti. Bu görüşmelerin ardından Denktaş ve Vasiliou 1990 yılının Şubat ayında New York’ta tekrar biraraya geldi.
Ancak, Vasiliou, Denktaş’ın haklı olarak olmazsa olmaz olarak direttiği Kıbrıs Türk halkının ayrı bir kimlik ve kendi geleceğini belirleme hakkı (self-determinasyon) gibi konuları kabul etmeyince diğerleri gibi bu görüşmeler de başarısızlıkla sonuçlandı.
1992 yılında, göreve gelen yeni BM Genel Sekreteri Boutros Ghali, Haziran ayında Denktaş ve Vasiliou’yu New York’ta biraraya getirdi. 1. tur görüşmelerde Genel Sekreter, Türk tarafına yüzde 28.2 oranında toprak bırakan bir harita ortaya koydu. Güzelyurt bölgesinin de Rumlara verilmesini öngören bu haritayı Denktaş reddetti.
15 Temmuz’da başlayan 2. turda ise Boutros Ghali, ‘Fikirler Dizisi’ olarak anılan çözüm planını taraflara sundu. KIBRIS TÜRK TARAFI 100 PARAGRAFLIK FİKİRLER DİZİSİNİN 91 İNİ KABUL ETMİŞ, DİĞER PARAGRAFLARI MÜZAKEREYE HAZIR OLDUĞUNU AÇIKLAMIŞTIR.
26 Ekim 1992’de başlayan 3. tur görüşmelerin sonunda, tarafların temel konularda büyük görüş ayrılıkları içinde olduğu, bu yüzden ‘görüşlerin yakınlaştırılması’ çabalarından vazgeçildiği bildirildi.
Rum tarafının anlaşmayı istemediğinin, fikirler dizisinin doğmadan ölmeye mahkum olduğunun kanıtı ise fikirler dizisini reddetme çağrısıyla 1993 Şubatı’nda yapılan GKRY başkanlık seçimlerini, Glafkos Klerides’in kazanmış olmasıdır.
GKRY’nin ab üyelik süreci
BU AŞAMADA SİZLERE RUM TARAFININ AB ÜYELİK SÜRECİNİ DE KISACA ANLATMAM GEREKTİĞİNE İNANIYORUM.
1990 YILINDA BAŞLATTIĞI AB ÜYELİK SÜRECİYLE KIBRIS’IN TEK HAKİMİ OLMA EMELLERİNE YENİ BİR İVME KAZANDIRAN GKRY GÖRÜŞME MASASINDA DA SADECE TAKTİKSEL OLARAK MÜZAKEREYE DEVAM ETMİŞ, ESASEN YENİ BİR ORTAKLIĞI HİÇBİR ZAMAN HEDEFLEMEMİŞTİR.
GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ 4 TEMMUZ 1990’DA SÖZDE TÜM ADA ADINA AB’NE ÜYELİK BAŞVURUSUNDA BULUNMUŞTUR. RUM TARAFININ BU MÜRACAATININ ESAS AMACININ AB ÜYELİĞİ ÇERÇEVESİNDE KIBRIS SORUNUNUN SİYASİ VE EGEMEN EŞİTLİK, İKİ KESİMLİLİK, MÜLKİYET SORUNUNUN AĞIRLIKLI OLARAK TAZMİNAT VE TAKAS YÖNTEMİYLE ÇÖZÜLMESİ VE GARANTİ VE İTTİFAK ANLAŞMALARININ DEVAMI GİBİ YERLEŞMİŞ PARAMETRELERİNİ KENDİ LEHİNE DEĞİŞTİRMEK OLDUĞU O ZAMAN DA BİLİNMESİNE KARŞIN BUGÜN ARTIK GÜN GİBİ ORTADADIR.
KKTC’NİN 12 TEMMUZ’DA AB’YE ULAŞTIRDIĞI MEMORANDUMDA GKRY’NİN BAŞVURUSUNUN NEDEN KABUL EDİLEBİLİR OLMADIĞI SİYASİ VE HUKUKİ VEÇHLERİNİN TÜM AYRINTILARIYLA İLGİLİ BİLGİLER HEM AB HEM DE BM ORGANLARINA AKTARILMIŞTIR. ANCAK TÜRKİYE VE KIBRIS TÜRK TARAFININ TÜM İTİRAZLARINA VE ÇÖZÜMDEN ÖNCE ÜYELİĞİN TÜM HUKUKİ VE SİYASİ SAKINCALARINA RAĞMEN, GKRY’NİN BAŞVURUSU 1993 YILINDA İŞLEME KONULMUŞ, 1995 YILINDA DA AB GKRY’NİN ÜYELİK MÜZAKERELERİNİN BAŞLAMASI KARARINI ALARAK GKRY’Nİ ADA’DAKİ “TEK MUHATABI” İLAN ETMİŞTİR.
AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLAR KONSEYİ’NİN 1999 HELSİNKİ ZİRVE SONUÇ BİLDİRGESİNDE “KIBRIS”IN ÜYELİĞİNİN SİYASİ BİR ANLAŞMA ŞARTINDAN AYRILMASIYLA BİRLİKTE ÇÖZÜM ÇABALARINA SON DARBE VURULMUŞTUR. ANNAN PLANI REFERANDUMU DA GÖSTERMİŞTİR Kİ ÜÇÜNCÜ ÇEVRELERİN ÇÖZÜMDE KATALİZÖR ROLÜ OYNAYACAĞINI İLERİ SÜRDÜĞÜ RUMLARIN AB ÜYELİĞİ, ASLINDA ÇÖZÜMÜ ENGELLEYEN BİR UNSUR OLMUŞTUR.
1993-1994 Güven Artırıcı Önlemler Paketi
Taraflar arasında önemli bir güven bunalımı olduğu sonucuna varan BM Genel Sekreteri, kapsamlı müzakerelere yardımcı olması amacıyla 1993 yılında taraflara Güven Artırıcı Önlemler paketi sunmuştur. Paket çerçevesinde
§ iki toplum arasında çeşitli alanlarda temas ve işbirliğinin geliştirilmesi (bunlar arasında partiler arası toplantılar, eğitim, sağlık, çevre gibi konularda uzman işbirliği sayılabilir.)
§ Lefkoşa Uluslararası Havaalanı (LUH) ve Maraş'ın, BM idaresinde iki tarafın ortak kullanımına açılması
öngörülmüştür.
Bu gelişmeye rağmen Ekim 1994’de Denktaş ve Klerides arasında Ara Bölge’de BM Özel Temsilci Yardımcısı’nın gözetiminde GAÖ paketinin Rum tarafınca kabulünü sağlamaya yönelik zemin yoklama amaçlı beş görüşme yapılmıştır. Bu görüşmelerde Klerides GKRY’nin 1990 yılında yaptığı tek yanlı AB üyeliği müracaatının Türk tarafınca desteklenmesini paketi kabul için ön şart olarak ileri sürmüş ve görüşmeler böylece sonuçsuz kalmıştır.
Dolaylı Görüşmeler
TEMMUZ VE AĞUSTOS 1997’DE dENKTAŞ – kLERİDES tROUTBECK, ABD VE GLİON, İSVİÇRE DE BİRARAYA GELMİŞLER ANCAK BİR SONUCA VARILAMAMIŞTIR.
Aralık 1999’da BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın çağrısıyla New York’ta başlayan dolaylı görüşmeler Cenevre’de devam etti. Ancak Kasım 2000’de çıkmaza girdi.
Aralık 2001’de yeniden biraraya gelen liderler, 16 Ocak’ta doğrudan görüşmelere başlatmayı kararlaştırdı.
rum tarafının katı ve uzlaşmaz tutumu
BM Kapsamlı Çözüm Planı (Annan Planı)
Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve dönemin GKRY lideri Klerides arasında Ocak 2002’de başlayan yüz yüze görüşmeler, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan’ın 11 Kasım 2002 tarihinde taraflara, Annan Planı olarak da anılan “Kıbrıs Sorununa Kapsamlı Çözüm Temeli” başlıklı belgeyi sunmasıyla sonuçlanmıştır.
DAHA SONRA DÖRT AYRI VERSİYONU İLE DAHA KARŞIMIZA ÇIKACAK OLAN BU PLAN’IN İKİNCİ VERSİYONU AB KOPENHAG ZİRVESİNDEN 2 GÜN ÖNCE TARAFLARA İLETİLMİŞ ANCAK İKİ TARAFÇA DA REDDEDİLMİŞTİR.
KIBRIS TÜRK TARAFININ AÇILIMLARI
bu dönemde, kıbrıs türk tarafı bazı açılımlar yaparak, müzakereler sürecindeki iyi niyetini ortaya koymuş, iki halk arasında güveni tesis etme, müzakereler atmosferine olumlu katkılarda bulunmaya yönelik bazı girişimlerde bulunmuştur. bunlardan bazıları şöyledir.
§ 16 nisan 2003 tarihinde kktc bakanlar kurulu iki taraf arasında ticaretin serbestirilmesine yönelik bir karar üretmiştir.
§ 21 nisan 2003 tarihinde kktc’den gkry’ne ve gkry’den kktc’ye geçişlerin serbestirilmesi kararı kktc bakanlar kurulu tarafından alınmış ve uygulamaya geçmiştir.
(BU ÇERÇEVEDE 6 ADET AKTİF SINIR KAPIMIZ BULUNMAKTADIR)
§ 11 nisan 2003 tarihinde sayın denktaş, lefkoşa hava limanının her iki tarafın yararlanabileceği şekild hizmete ve hava trafiğine açılmasını kapsayan bir öneri paketi sunmuştur.
§ 24 temmuz 2003 tarihinde sayın denktaş, bmgs’ye sınır bölgesinin mayından arındırılmasını önermiştir.
ANNAN PLANI 3. VERSİYONU
BMGS Annan, 26 Şubat 2003 tarihinde gittiği Ada’da annan planının üçüncü versiyonunu taraflara sunmuştur. AYNI DÖNEMDE GKRY’NDE BAŞKANLIK SEÇİMLERİ OLMUŞ, yapılan ilk turda oyların %51.51’ini alan sağcı DİKO ve komünist AKEL’in ortak adayı Tasos Papadopulos kazanmış, 28 ŞUBAT TARİHİNDE YENİ KABİNESİ İLE GÖREVE BAŞLAMIŞtır.
Genel Sekreter sözkonusu planı ve planda öngörülen süreci kabul edip etmediklerini bildirmek üzere iki tarafı 10 Mart 2003 tarihinde Lahey’e davet etmiştir. Davet üzerine iki lider 10 Mart tarihinde Lahey’de biraraya gelmişlerdir. Anılan toplantıya Garantör ülkeler olarak Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de katılmıştır. Ancak Genel Sekreter, 11 Mart sabahı mevcut egzersize son vermeyi tercih etmiştir.
BMGS’nin Kıbrıs Özel Danışmanı De Soto, görüşmelerin sonunda Genel Sekreter adına yaptığı açıklamada, Sayın Denktaş’ı sorumlu göstermeye yönelik bir üslup kullanmakla beraber, Papadopulos’un planı kabule yanaşmadığını da saklamamıştır. BMGS Annan, ortaya belirgin bir uzlaşı imkanı çıktığı takdirde, iki tarafa yardımcı olmaya hazır olduğunu da belirtmiştir.
19 Şubat 2004 tarihinde başlayan müzakereler iki aşamalı olarak 31 Mart 2004 tarihine kadar devam etmiştir. Müzakerelerin birinci aşaması, 19 Şubat -22 Mart 2004 tarihleri arasında Ada’da sürdürülmüştür. Türk tarafı olumlu ve yapıcı tutumunu süreç boyunca devam ettirmeyi sürdürmüştür. ANCAK Siyasi düzeyde iki taraf arasında gerçekleştirilen görüşmelerde anlaşma sağlanamamışTIR.
Müzakerelerin ikinci aşaması ise, 24 Mart 2004 tarihinde İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında Türkiye ve Yunanistan’ın da katılımıyla başlamış ve 31 Mart 2004 tarihinde BM Genel Sekreteri’nin Annan Planı’nın nihai halini taraflara sunması ile sonuçlanmıştır.
Annan Planı aşağıdaki temel unsurları içermekteydi:
§ Plan, Garanti ve İttifak Andlaşmalarının Ada’da kurulan yeni düzeni dikkate alarak devam etmesine dayanmaktadır.
§ Planda Türkiye’nin AB üyeliğinden ya da 2018 yılından sonra, 1960 İttifak Andlaşmasıyla öngörülen sayılan olan 650 Türk 950 Yunan askerinin adada kalması kabul edilmiştir.
§ Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti, Federal Hükümet ile yekdiğerinin eşiti, Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk devletlerinden oluşmaktadır
§ Tek bir uluslararası kişiliği ve egemenliği bulunmaktadır;
§ İç yapılanmada İsviçre modeli / Dışilişkilerde Belçika modeli temel alınmıştır.
Plan’da;
n Kurucu Devletlerin de Anayasa’ları bulunması
n İki liderin ilk iki ay için birer ay rotasyonla Eş-Başkanlığı yürütmeleri
n Rumların; AB, Maliye, Adalet ve İçişleri; Türklerin ise Ulaştırma ve Tabii Kaynaklar, Dışişleri ve Savunma ile Ticaret ve Ekonomi Bakanlıklarını üstlenmeleri
n Federal Devlet Başkan ve Başkan Yardımcılığının ilk 5 yıl boyunca 10’ar aylık sürelerle, 5 yıldan sonra 20’şer aylık sürelerle rotasyona tabi tutulması, 6’ıncı yıldan itibaren iki dönem Rum’a karşılık 1 dönem Türk Başkanın olması
n Türk tarafına %29.2 oranında toprak (İngiliz üslerinden verilecek toprak dikkate alındığında oran %28.8’e düşmektedir) bırakılmakta,
n Rumlara verilecek topraklarda yaşayan 58.000 Kıbrıslı Türkün 42 aylık takvim çerçevesinde Kıbrıs Türk Kurucu Devletine bırakılacak topraklara göç etmeleri
n Türk vatandaşlarının Kuzey’deki sayısı yaklaşık 20 bini, Yunan vatandaşlarının sayısının ise yaklaşık 70 bini geçmemesi
n Her Rumun Kuzey’deki eski mülkünün 1/3’üne sahip olması, geri kalan 2/3 için ise tazminat ödenmesi
n Planda, Türkiye’nin AB üyelik süreciyle de bağlantılı kılınan derogasyon ve kısıtlamalar bulunması
öngörülmüştür.
31 Mart 2004 tarihli çözüm planı 24 Nisan 2004’te GKRY ve KKTC’de ayrı ayrı fakat eşzamanlı olarak düzenlenen referandumlarla Kıbrıs’taki iki halkın onayına sunulmuştur.
BM Genel Sekreteri referandumlar sonrası yayınladığı 28 Mayıs 2004 tarihLİ raporunda, Rumların sadece Annan Planına değil, esasen bir çözüme “hayır” dediklerini kayda geçirmiştir. Bu bağlamda, Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk tarafının müzakereler öncesinde, sırasında ve sonrasındaki olumlu tutumunu takdirle karşıladığını beyan etmiştir.
Annan Planı’nın ayrı referandumlarda halk oyuna sunulması, 1968’den bu yana gerçekleştirilen görüşmelerde uzlaşmaz tarafın aslında sanıldığının aksine Rum tarafı olduğunu kesin kanıtlarla gözler önüne sermiştir.
TÜM BU GERÇEKLERİN ORTAYA çıkmasına rağmen, GKRY, 1 Mayıs 2004 tarihinde “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB üyeliğine alınmıştır. İzleyen dönem bunun bir hata olduğunu gösterMİŞTİR. Nitekim, AB’nin önde gelen üyelerinin lideri, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rumların AB üyesi yapılmalarının yanlış olduğunu açıkça ifade etmişlerdir.
REFERANDUM SONRASI GELİŞMELER
REFERANDUM SONRASI DÖNEMDE ULUSLARARASI CAMİA KKTC ÜZERİNDEKİ AMBARGOLARIN KALDIRILMASINA YÖNELİK BİR DİZİ KARARLAR ALMIŞTIR.
REFERANDUM HEMEN ARDINDAN AB, 26 NİSAN 2004 TARİHİNDE TOPLANARAK KIBRIS TÜRKÜ ÜZERİNDEKİ KISITLAMALARIN KALDIRILMASI VE OLASI BİR ÇÖZÜMÜ KOLAYLAŞTIRMAK AMACIYLA EKONOMİK KALKINMASINA YARDIMCI OLMA YÖNÜNDE BİR KARAR ALMIŞ VE BU KONUDA ÇALIŞMA YAPMAK ÜZERE AB KOMİSYONU’NA GÖREV VERMİŞTİR.
BUNLARA EK OLARAK, AVRUPA KONSEYİ PARLAMENTERLER ASAMBLESİ VE İSLAM KONFERANSI ÖRGÜTÜ DE KIBRISLI TÜRKLER ÜZERİNDEKİ İZOLASYONUN KALDIRILMASI YÖNÜNDE KARARLAR ALMIŞTIR. İKÖ AYRICA, O TARİHE KADAR “KIBRIS MÜSLÜMAN TÜRK TOPLUMU” ADI ALTINDA İKÖ FAALİYETLERİNE KATILAN KKTC’NİN BUNDAN BÖYLE “KIBRIS TÜRK DEVLETİ” ADIYLA KATILMASINA KARAR VERMİŞTİR.
AB KOMİSYONU KIBRISLI TÜRKLER ÜZERİNDEKİ KISITLAMALARIN KALDIRILMASI VE EKONOMİK KALKINMALARININ HIZLANDIRILMASI AMACIYLA DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ VE MALİ YARDIM TÜZÜĞÜ OLMAK ÜZERE İKİ ADET TÜZÜKTEN OLUŞAN BİR ÖNERİ PAKETİ HAZIRLAYARAK 7 TEMMUZ 2004 TARİHİNDE KONSEY’E SUNMUŞTUR.
ARTIK BİR AB ÜYESİ OLAN KIBRIS RUM TARAFININ ENGELLEMELERİ NETİCESİNDE, TÜM İTİRAZLARIMIZA RAĞMEN, TÜZÜKLER BİRBİRİNDEN AYRILMIŞTIR. 259 MİLYON AVRO’LUK MALİ YARDIM TÜZÜĞÜ, RUMLARIN TALEPLERİ DOĞRULTUSUNDA ÖZÜNE TERS DÜŞEN TEK TARAFLI DEĞİŞİKLİKLER YAPILDIKTAN SONRA, İKİ YILA YAKIN BİR GECİKMEYLE 27 ŞUBAT 2006 TARİHİNDE ONAYLANMIŞTIR.
AB’YLE DOĞRUDAN TİCARET YAPILMASINA İMKAN TANIYARAK KIBRIS TÜRKÜNÜN İZOLASYONUNUN SONA ERDİRİLMESİNDE ÖNEMLİ BİR ADIMI TEŞKİL EDECEK OLAN DOĞRUDAN TİCARET TÜZÜĞÜ İSE RUM TARAFININ ENGELLEMELERİ NEDENİYLE HALEN BEKLETİLMEKTEDİR.
Doğrudan Ticaret Tüzüğünün onaylanması için GKRY’nin Maraş’ın kendi kontrolüne, Gazimağusa Limanı’nın da AB’nin yönetimine devredilmesi GİBİ şartlar öne sürmekle, kapsamlı çözümün temel unsurlarını teşkil eden konularda bir yandan Anavatan Türkiye’den taviz koparmaya bir yandan da BM’nin rolünü zayıflatmaya çalışmaktadır. Bu tüzüğün, Kıbrıslı Türklerin çözüm yanlısı tutumu çerçevesinde AB tarafından şartsız/karşılıksız olarak gündeme getirilmiş olduğu unutulmamalıdır.
Öte yandan, Mali Yardım TüzüğüNÜN UYGULANMASINDA DA RUM TARAFININ ENGELLEMELERİ NETİCESİNDE ZORLUKLAR YAŞANMAKTADIR. MALİ YARDIM, KIBRIS TÜRK TARAFININ ESASEN İHTİYACI OLAN ALTYAPI PROJELERİNE DEĞİL AĞIRLIKLI OLARAK EĞİTİM AMAÇLI PROJELERE TAHSİS EDİLMİŞTİR.
KISACASI ULUSLARARASI TOPLUMUN SONA ERDİRME SÖZÜ VERDİĞİ İZOLASYON ÇERÇEVESİNDE BUGÜN HALA SOMUT TEK BİR ADIM ATILMIŞ DEĞİLDİR. ULUSLARARASI TOPLUM, GKRY’NİN BASKILARINA BİR KEZ DAHA BOYUN EĞMİŞ VE BU YÖNDE HAREKETE GEÇMEK YERİNE KIBRIS TÜRK HALKINI RUM BOYUNDURUĞU ALTINA SOKMAYA YÖNELİK SÖZDE ÖNLEMLERLE GÖZ BOYAMAYA ÇALIŞMAKTADIR.
Bu durum şüphesiz ki, Kıbrıs Türk halkının uluslararası topluma olan güvenini ciddi şekilde sarsmış ve büyük hayal kırıklığına yol açmıştır.
Yeşil Hat Tüzüğü
AB, Referandum sonucundan bağımsız olarak yukarıda sözü edilen tüzükler dışında Kıbrıs’ta iki taraf arasında ticareti düzenlemek amacıyla 29 Nisan 2004 tarihinde Yeşil Hat Tüzüğü olarak bilinen tüzüğü yürürlüğe koymuştur.
Esasen, taraflar arasındaki ticareti düzenlemek amacıyla hazırlanan tüzük kapsamında gerçekleştirilen ticaret GKRY’nin SÜREKLİ OLARAK ÇIKARMAKTA OLDUĞU SORUNLARDAN DOLAYI beklentilerin çok altında kalmıştır. AB Komisyonu tarafından yayınlanan yıllık raporlarda da bu hususlar üzerinde durulmaktadır.
Tüzüğün uygulanmasında GKRY eliyle yaratılan sorunlar devam etmektedir. SON GÜNLERDE STANDART BELGELERİ HUSUSUNDA ÇEŞİTLİ MUHAZARALAR ÇIKARILMAKTADIR. Anlaşılan odur ki Rum halkı, bizim inisiyatifimizle karşılıklı geçişlerin başlamasının üzerinden beş yıl geçmiş olmasına rağmen, zihnindeki sınırları kaldırabilmiş DEĞİLDİR.
2008’DEN BUGÜNE KADAR İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ MÜZAKERE SÜRECİ :
BİLİNDİĞİ ÜZERE GÖRÜŞMELERE İLİŞKİN BİR KARARTMA KARARI MEVCUTTUR. RUM TARAFININ BU KARARA PEK RİAYET ETMEMESİ SONUCUNDA MÜZAKERE SÜRECİNİN DETAYLARININ BASINDA YER ALDIĞI DA BİR GERÇEKTİR.
GENEL ANLAMDA GÖRÜŞMELERDE TARAFLARIN POZİSYONLARI NEDİR? ERKEN BİR ÇÖZÜM OLASILIĞI GERÇEKTEN MEVCUT MUDUR? BU KEZ RUM TARAFI MÜZAKERE MASASINDA KAPSAMLI BİR ÇÖZÜME VARMAK İÇİN SAMİMİYETLE MÜZAKERE ETMEKTE MİDİR?
Rum tarafı önemli bir taviz olarak takdim ettiği federal çözümü desteklediğini öne sürerken, esasen üniter bir devlet yapısı altında ortak kararların Rum çoğunluk tarafından alınmasıyla sonuçlanacak bir sistem istemektedir.
BU MANTIK VE YAKLAŞIM KABUL EDİLEMEZDİR, YAPICI DEĞİL YIKICIDIR.
Öte yandan Rum tarafı sürekli olarak, tek taraflı AB üyeliği avantajını da kullanarak BM zemininden kaymaya, Çoğu zaman Ada’daki komşu Kıbrıslı Türk halkını değil, Türkiye’yi muhatap alma çabasındadır.
Rum tarafı çözüme yönelik istekliliğini öncelikli olarak Kıbrıs Türk halkına ispatlamalıdır. Bunun yolu da Rum tarafının Kıbrıs sorunundaki esas muhatabının Adada en az Rumlar kadar hak sahibi olan Kıbrıs Türkleri olduğunu görmesinden geçer. Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm ancak o zaman bulunabilir.
BU BAĞLAMDA TOPRAK VE MÜLKİYET KONULARININ İLERİDE İKİ KESİMLİLİĞİ HİÇBİR ŞEKİLDE SULANDIRMAYACAK BİR ÇERÇEVEDE ÇÖZÜMLENMESİ DE BİZİM İÇİN HAYATİ ÖNEM TAŞIMAKTADIR. AYRICA VARILACAK ANLAŞMANIN BÜTÜNÜNÜN ULUSLARARASI MAHKEMELERDE SORGULANMASINI ENGELLEMEK İÇİN ÜZERİNDE MUTABIK KALINACAK METNİN AB BİRİNCİL HUKUKU HALİNE GELMESİ ŞARTTIR.
RUM LİDERİ HRİSTOFYAS SİYASİ EŞİTLİĞE DAYALI GÜÇ PAYLAŞIMINI REDDEDERKEN, RUM TARAFININ MÜLKİYET VE KAYIPLAR GİBİ DİĞER ÖNEMLİ KONULARDA DA ÇÖZÜM PARAMETRELERİNİ ULUSLARARASI ORGANLARDAN ÇIKARTMAYA ÇALIŞTIKLARI HUKUKİ KARARLARLA KENDİ LEHLERİNE YÖNLENDİRME ÇABALARI DA TAM HIZ DEVAM ETMEKTEDİR.
GKRY’NİN, AB ÜYELİK SÜRECİNİ TIKAMA TEHDİDİYLE, TÜRKİYE’YE SÖZDE KIBRIS CUMHURİYETİ’Nİ MUHATAP ALMASI, LİMANLARINI RUM BANDIRALI GEMİLERE AÇMASI, GARANTİLERDEN VAZGEÇMESİ VE KUZEY’DEKİ ASKERİNİ ÇEKMESİ YÖNÜNDE YAPTIĞI BASKILAR DA AÇIKTIR.
HAL BÖYLEYKEN SİYASİ EŞİTLİĞİMİZ VE EGEMEN VARLIĞIMIZIN DEVAMININ TEK GÜVENCESİ KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİDİR. KIBRIS TÜRK TARAFI OLARAK ÇÖZÜME YÖNELİK KARARLILIĞIMIZI BİRÇOK KEZ KANITLAMIŞ BULUNUYORUZ. İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ SÜREÇTE DE İYİ NİYET VE MÜMKÜN OLAN ESNEKLİĞİ GÖSTEREREK KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM HEDEFİYLE MÜZAKERE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ. ANCAK HERKES BİLMELİDİR Kİ KIBRIS TÜRK HALKI İLA NİHAYE RUM TARAFININ İKNA OLMASINI BEKLEMEYE MAHKUM DEĞİLDİR VE MEVCUT SÜRECİN OLUMSUZ SONUÇLANMASI HALİNDE DE ALTERNATİFİ MEVCUTTUR.
DEVAM ETMEKTE OLAN TAM TEŞEKKÜLLÜ MÜZAKERELERDE İLERLEME SAĞLANARAK BİR ÇÖZÜME ULAŞILMASI RUM TARAFININ UZLAŞMAZ TUTUMUNA BİR SON VERMESİ VE GEREKEN ESNEKLİĞİ GÖSTERMESİYLE MÜMKÜN OLABİLECEKTİR.
BU ÇERÇEVEDE ULUSLARARASI TOPLUMA ÖNEMLİ GÖREV DÜŞMEKTEDİR. ULUSLARARASI TOPLUM, İKİ TARAF ARASINDAKİ SİYASİ EŞİTLİĞE VE YERLEŞMİŞ DİĞER BM PARAMETRELERİNE SAYGI GÖSTERİLMESİNİ CESARETLENDİRMELİ VE RUM TARAFININ KIBRIS SORUNUNUN DEVAM ETMESİNİN KAYNAĞINI OLUŞTURAN YAKLAŞIMLARINI SÜRDÜRMESİNE MÜSADE ETMEMELİDİR.
BURADA BİR PARANTEZ AÇARAK DİKKATİNİZİ BİR HUSUSA ÇEKMEK İSTİYORUM. BİLİNDİĞİ ÜZERE KIBRIS TÜRK TARAFININ GİRİŞİMLERİ VE KARARLILIĞI NETİCESİNDE NİSAN 2003 TARİHİNDE SINIR KAPILARI AÇILMIŞTIR. BUGÜN KKTC-GKRY ARASINDA GEÇİŞLERİN SAĞLANDIĞI 6 SINIR KAPISI BULUNMAKTADIR.
SON OLARAK CUMHURBAŞKANI TALAT İLE GKRY LİDERİ HRİSTOFYAS ARASINDA, TAM TEŞEKKÜLLÜ MÜZAKERELER ÇERÇEVESİNDE YEŞİLIRMAK SINIR KAPISININ AÇILMASI AMACIYLA UZUN VE ÇETREFİLLİ GÖRÜŞMELER GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİ. LİDERLER ARASINDA ÖNCEDEN VARILAN MUTABAKATA RAĞMEN, HRİSTOFYAS SÖZÜNE SADIK KALMAMIŞ, YEŞİLIRMAK KAPISININ ERENKÖY’E SERBEST GEÇİŞ SAĞLANMASI KONUSUNDA AYAK SÜRÜMÜŞ, BU KAPININ AÇILMASI KARARININ ALINMASINI TÜRLÜ ŞARTLARA BAĞLAYARAK ÖLDÜRMEYE ÇALIŞMIŞTIR. YEŞİLIRMAK KAPISININ BİZİM AÇIMIZDAN AÇILMASINDAKİ ÖNEMİ, 1963-74 DÖNEMİ KIBRIS TÜRK DİRENİŞİNİN EN ÖNEMLİ MİHENK TAŞLARINDAN OLAN ERENKÖY DİRENİŞİNİN BULUNDUĞU VE BUGÜN ÜÇ TARAFI RUM YÖNETİMİNDEKİ TOPRAKLARCA ÇEVRELENMİŞ BÖLGEMİZE İNSANLARIMIZIN SERBEST GEÇİŞLERİNİN SAĞLANMASIDIR. GÜVEN ARTIRICI BİR ÖNLEM OLARAK GÖRÜLEN BU KAPININ AÇILMASINDA YAŞANANLAR BİZLERE BİR KEZ DAHA KIBRIS RUM TARAFININ KATI VE UZLAŞMAZ TUTUMUNU GÖSTERMİŞTİR.
SINIR KAPILARI BAĞLAMINDA İKİNCİ ÖNEMLİ HUSUS İSE ŞUDUR: KIBRIS TÜRK TARAFI SINIR KAPILARININ AÇILMASI GİRİŞİMİNİ BAŞLATIRKEN, İKİ HALK ARASINDA GÜVENİN TESİS EDİLMESİNE ÖNEMLİ BİR KATKIDA BULUNACAĞI ANLAYIŞINI BENİMSEMİŞTİ.
ANCAK İKİ TARAF ARASINDA GEÇİŞLERİN BAŞLAMASININ ARDINDAN GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİNE GEÇİŞ YAPAN İNSANLARIMIZA YÖNELİK SALDIRILAR, RUM ŞÖVENİSTLERİN TECRİT VE HAKARET VARİ DAVRANIŞLARI RUM HALKINA YÖNELİK GÜVENİMİZİ BİR KEZ DAHA ZEDELEMİŞTİR. RUM TARAFINDA ARTARAK DEVAM EDEN BU ÜZÜCÜ OLAYLAR, BİZLERE KIBRIS RUM HALKININ SİYASİ EŞİT ORTAĞI KIBRIS TÜRKÜ İLE ORTAK BİR GELECEK KURMAYA HALA HAZIR OLMADIĞINI GÖSTERMEKTEDİR.
RUM LİDERLİĞİNE BU ANLAMDA ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞERKEN, HRİSTOFYAS LİDERLİĞİNİN GEREK TUTUMUNDA GEREK AÇIKLAMALARINDA İKİ HALK ARASINDA DÜŞMANLIĞI KÖRÜKLEYİCİ DAVRANDIĞINA ŞAHİT OLMAK ÜZÜCÜDÜR.
TÜM BU OLUMSUZLUKLARA RAĞMEN, Kıbrıs Türk TARAFI adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi için her zaman olduğu gibi iyi niyetle müzakerelere devam edecektir. Çözüm ancak müzakere masasında bulunacaktır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı tüm kurum ve kuruluşları ile ulusal bir dava olan Kıbrıs davasındaki haklılığını her cephede Anavatan Türkiye ile el ele vererek savunacak ve dünya kamuoyuna anlatmaya devam edecektir.
==================================================================================
Sayın Başkan,
Sayın Genel Sekreter,
Ekselansları,
Değerli Temsilciler,
Sevgili Kardeş ve Kızkardeşler,
Bu önemli Toplantıya Hükümetim ve KKTC Halkı adına hitap etmek şahsım için bir onur ve ayrıcalıktır. Konuşmama, bu güzel ülkeye gelişimizden itibaren şahsıma ve heyetime gösterilmiş olan sıcak ilgiden ve misafirperverlikten dolayı kardeş Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti ve Halkına teşekkür ederek başlamak isterim.
Kıbrıs Türk halkının haklı davasına göstermiş oldukları kişisel destekten dolayı İKÖ Genel Sekreteri Ekselansları Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu’na minnettarlığımı ve teşekkürlerimi bildirmek isterim. Ekselanslarının engin tecrübesi ve güçlü liderliğinin İKÖ’nün ilerleme ve gelişimi ile İKÖ’ye üye ülkeler arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirilmesine büyük katkıda bulunacağına şüphem yoktur.
Sayın Başkan,
Halen, birçok mesele İKÖ’ye üye ülkelerin sorunu olmaya devam etmektedir. Kardeş Filistin’in içinde bulunduğu kötü durum, Camu ve Kaşmir’in işgali, Ermenistan’ın Karabağ topraklarına tecavüzü ve işgali, Yunanistan tarafından Doğu Trakya Türklerinin temel insan haklarının hunharca çiğnenmesi ve Irak halkının çektiği muazzam acılar ve akan kan devam etmektedir.
Saygıdeğer Temsilciler, 1963 – 1974 yılları arasındaki karanlık günlerde Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yaşatmış olduğu insanlık dışı benzer acıları şüphesiz hatırlamaktadırlar.
Türkiye’nin Garanti ve İttifak Anlaşmaları uyarınca 20 Temmuz 1974 tarihinde Ada’ya zamanında müdahale etmesi Kıbrıslı Türklerin tümden yok edilmesini engellemiştir.
Sayın Başkan,
Değerli Temsilciler,
Kıbrıs meselesi ile ilgili son gelişmeleri özet olarak sizlerle paylaşmak istiyorum.
2004 yılında gerçekleştirilen referandumu müteakip, Kıbrıs meselesi yeni bir hal ve siyasi durum almıştır. Eş zamanlı gerçekleştirilen referandumlarda Kıbrıs Rum tarafının güçlü “hayırı”, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın kapsamlı çözüm planının reddedilmesi anlamına gelmiştir.
Yeni seçilmiş Kıbrıs Rum lideri Dimitris Hristofyas ve KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat’ın 21 Mart 2008 tarihli buluşması, BM çatısı altında yürütülecek olan kapsamlı görüşmelere giden hazırlık sürecini başlatmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Talat ve Hristofyas “Yönetim ve Güç Paylaşımı”, “Mülkiyet” ve “ AB Konuları” başlıklarını görüşmeyi tamamlamış; “Ekonomi” başlığını görüşmektedirler. Bu başlığın görüşülmesinin tamamlanmasının ardından “Garanti” ve “Toprak” konularını görüşmeye geçeceklerdir.
Bir kere daha tekrar etmek isterim ki, Kıbrıs Türk tarafı, Kıbrıs’ta BM parametreleri ve bugüne kadar sürdürülen çalışmalar temelinde, geçmişte yaşanan acı günlerin tekrarlanmayacağı kapsamlı bir anlaşmaya hazırdır. Çözümün temel parametrelerini, sulandırılmamış iki kesimlilik, iki halkın siyasi eşitliği, iki Kurucu Devletin eşit statüsü ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi oluşturacaktır. Kıbrıs Rum tarafının özellikle toprak, güç paylaşımı ve garanti meselelerindeki gerçekçi olmayan ve mantıksız talepleri devam etmekte olan müzakere sürecini olumsuz etkilemektedir.
Görüşme sürecinin devam ediyor olması, Kıbrıs Rum tarafınca Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan yurtdışına seyahat, dış dünyayla temas, diğer ülkelerle ve hatta Türkiye’yle kültürel ve sportif alanlarda ilişki kurma engelleri yönündeki isnanlık dışı izolasyonların kaldırmasına yönelik çabaları asla yavaşlatmamalıdır. Görüşme sürecinin devam ettiği bu dönemde uluslararası camianın Kıbrıslı Türklere karşı uygulanan izolasyonları sona erdirmesi Kıbrıs Rum tarafını gerçek anlamda ilerleme kaydetmesi için motive etmek bağlamında daha büyük önem arzetmektedir.
Sayın Başkan,
İKÖ’ye üye saygıdeğer ülkelerin Kıbrıs Türk halkının haklı davasına, birbiri ardına alınan İKÖ kararları ve bildirileri aracılığıyla göstermiş oldukları tam destekten dolayı minnettarlığımızı belirtirim. Bu karar ve bildiriler BM eski Genel Sekreterinin kapsamlı çözüm planından esinlenmek suretiyle üye ülkelere Kıbrıslı Türklerle etkin bir şekilde dayanışma yoluna gitmeleri hususunda çağrı yapmaktadır.
Bu bağlamda, Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümetine ve özellikle Ekselansları Cumhurbaşkanı Beşir El Esad’a, Laskiye Limanı ile Gazimağusa Limanı arasındaki gemi seferlerini ve deniz taşımacılığını yeniden başlatma kararı almalarından dolayı en içten şükranlarımı sunarım. Diğer üye ülkelerin de Suriye örneğinden yola çıkarak Kıbrıs Türklerine uygulanan insanlık dışı ve haksız izolasyonların sona erdirilmesi yönünde adım atmalarını bekliyoruz.
İKÖ’ye üye ülkeler nezdindeki dış temsilciliklerimizin sayısını artırma çabalarımız devam etmektedir. Bu vesileyle, bizlere dış temsilcilik açma olanağı sağlayan kardeş İKÖ ülkeleri Hükümetlerine en derin teşekkürlerimi sunarım.
Diğer üye ülkelerin de ticaret ve turizm ofislerimizin açılmasına olanak sağlamalarını doğal olarak beklemekteyiz. Bu çerçevede bahsekonu temsilciliklerin açılmasının Kıbrıs Türk tarafının tüm yönleriyle gelişip diğer İKÖ ülkeleriyle bütünleşmesi yönünde ve kapsamlı bir çözüme ihtiyaç duyulduğu bir dönemde Kıbrıs Türk tezinin daha iyi anlaşılmasının sağlanmasında oynayacağı rolün önemi unutulmamalıdır.
Sayın Başkan,
Şimdi, oldukça önemli bir başka konuya değinmek istiyorum. Üzülerek belirtmek isterim ki, Kıbrıslı Türklerin, ilgili makamlarımız tarafından verilen seyahat belgeleri ile birçok kardeş İKÖ ülkesine seyahat etmesine izin verilmemektedir. Böylesi bir durumun gerek İslam Birliği ve dayanışması ilkeleri ile gerekse kardeş üye ülkelerin adil uygulamalarıyla bağdaşmadığı kanaatindeyim. Sözkonusu haksız uygulamanın en kısa zamanda sona ereceğine ve Kıbrıs Türklerinin kardeş üye ülkelere özgürce seyahat edebilme imkanının tanınacağına inanmak arzusundayım.
2007 yılından beri Kıbrıs Türklerinin Suriye Cumhuriyetine Kıbrıs Türk makamları tarafından ısdar edilen seyehat belgeleri ile giriş yapabilmeleri gerçeği, üzerinde önemle durulması gereken bir durumdur. Bu vesileyle evsahibi ülkenize bir kez daha Kıbrıslı Türklere sağladıkları bu imkandan dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.
Değerli Temsilciler,
KKTC’nin geçtiğimiz ay önemli bir İKÖ etkinliğine evsahipliği yaptığını vurgulamak isterim. “İslam Dünyasında Turizmin Gelişimi” konulu seminer, bir önceki Dışişleri Bakanları toplantısında alınan karar doğrultusunda İKÖ ve Bakanlığımız tarafından birlikte düzenlenmiştir. Seminer giderlerinin belirli bir kısmının karşılanması hususunda maddi katkı sağlayan İslam Kalkınma Bankası ve İKÖ Genel Sekreterliğine müteşekkiriz. Birçok üye ülkeden katılımcılarla gerçekleştirilen sözkonusu etkinlik oldukça başarılı geçmiştir. Benzeri İKÖ etkinliklerine ev sahipliği yapmaktan onur duyacağımızı belirtmek isterim.
Sayın Başkan,
Bu vesileyle bir kez daha Suriye’de kaldığımız süre boyunca şahsıma ve heyetime gösterilen sıcak ilgi ve yakınlıktan ötürü bu önemli konferansı başarıyla gerçekleştiren Ekselansları Cumhurbaşkanı Beşir El Esad’a, Ekselansları Dışişleri Bakanı Valid Muallime ve kardeş Suriye halkına teşekkürlerimi sunarım.
Son olarak kardeş ülkelerimizin arasında tam üye olarak haklı yerimizi alabilmemizi teminen, gözlemci statüsünden tam üye statüsüne yükseltilmemiz hususundaki uzun süredir bekleyen talebimizi yeniden dikkatlerinize getiriyorum.
Teşekkürler Sayın Başkan.