www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti                                                         

Haber  16 Kasım 2007
 

15 KASIM CUMHURİYET BAYRAMI TÖRENLERLE KUTLANACAK

AVCI, EL-CEZİRE TELEVİZYONUNDA KIBRIS GERÇEKLERİNİ ANLATTI

KKTC’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA “DİSİPLİNLER ARASI SANAT ÇALIŞMASI” YAPILIYOR

 


 
 

15 KASIM CUMHURİYET BAYRAMI COŞKUYLA KUTLANDI

KKTC’nin kuruluşunun 24’üncü yıldönümü dün tüm yurtta çoşkuyla kutlandı. Kutlamaları çerçevesinde ilk tören Lefkoşa Atatürk Anıtı önünde gerçekleştirildi ve ardından Dr. Fazıl Küçük’ün Anıt Tepe’deki kabrinde bir tören düzenlendi. Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’ndaki törende ise Türkiye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Mustafa İsen, Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yolladığı mesajı Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a sundu.

Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’ndaki törende konuşan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, er veya geç, iki kesimli ve Kıbrıs Türk halkının evet dediği BM barış planında öngörülen yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacağını belirterek, görevlerinin bu kaçınılmaz gerçeğe KKTC’yi bütün kurumlarıyla hazırlamak olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın törende yaptığı konuşmanın tam metni aşağıdaki gibidir:

“Değerli Konuklarımız;

Sayın TC Cumhurbaşkanı Temsilcisi, Sayın TBMM Temsilcisi, Sayın TC Hükümet Temsilcisi, Sayın Türk Silahlı Kuvvetleri Temsilcisi ve dünyanın değişik ülkelerinden bizi yalnız bırakmayan saygıdeğer konuklar;

Kıbrıs Türk halkı, sevgili kardeşlerim,

Bugün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 24. Kuruluş yıldönümünü kutluyoruz. Elbette, Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönettikleri demokratik ve sosyal bir hukuk devleti kurma girişimlerinin tarihi çok daha eskilere dayanır. Eski kuşakların ifadesiyle “idaremize” her zaman sahip olduk. Yalnızca Osmanlı döneminde değil, İngiliz sömürge döneminde ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde de, değişik adlar altında Kıbrıslı Türklerin yasama, yürütme ve yargı organları hep bulundu ve önemli işlevler gördü. Kıbrıs Türk halkı kendi kendini yönetme deneyimi ve her düzeyde kendi yönetim sistemini kurumsallaştırma becerisi açısından yaklaşık 450 yıllık bir tarihe sahiptir. O nedenle, öncelikle vurgulamak istediğim, Kıbrıs Rum tarafının yanlış propagandasıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığını doğrudan doğruya 1974’e dayandıran bazı uluslararası kurumların ciddi bir yanılgı içinde olduğudur. Kıbrıs tarihini ve Kıbrıslı Türklerin tarih içindeki yönetim mekanizmalarını tarafsız bir şekilde inceleyecek herkes, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, yüzlerce yılda Kıbrıs Türk halkının aktif katılımıyla, mücadelesiyle kurulduğunu, anlayacak, kökleşmiş toplumsal yapılanmalara, tarihsel kurumlara dayandığını öğrenecektir.

Bildiğiniz gibi, Kıbrıs Türk Federe Meclisi, 15 Kasım 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan ederken, bu oluşumu, gelecekte kurulacak iki kesimli, siyasi eşitliğe dayalı yeni Federal ortaklık devletinin Kıbrıslı Türk kanadı olarak öngörmüştü. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, adamızda siyasal eşitliğin ve kurucu devletlerin eşit statülerinin güvenceye alınacağı yeni bir ortaklık devletine hazırlanmak amacıyla gündeme getirilmişti. Biz, 15 Kasım 1983 tarihinde ilan edilmiş bu hedeflere sadakat göstererek barışı ve çözümü gerçekleştirmek için kendi üzerimize düşeni yapıyor, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunması hedefine bağlılığımızı bütün samimiyetimizle sürdürüyoruz.

Değerli konuklar, sevgili yurttaşlarım,

Yukarıdaki saptamalardan hareketle, son dönemde yaşanan gelişmeleri bir kez daha vurgulamak istiyorum:

Zaman, Kıbrıs’ta bir çözümün aleyhine çalışıyor. Bir an önce Kıbrıs sorununun çözümlenmesi gerektiğini ilgili taraflara ve uluslararası topluma duyuruyoruz. Son zamanlardaki siyasi faaliyetlerin başlıca konusu olan 8 Temmuz Antlaşması’nın temel hedefi de, Kıbrıs sorununa en kısa sürede bir çözüm bulunmasıdır. Ne yazık ki, 8 Temmuz 2006 tarihinden itibaren geçen 14 aylık sürede, iki taraf arasında yapılan müzakerelerde bir ilerleme sağlanamadı. Hatta tek bir çalışma grubu veya teknik komite kurulamadı. Bu kilitlenmeyi kırmak amacıyla Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Papadopulos’a pek çok kez çağrıda bulunup, kapsamlı görüşmeler için kendisiyle bir araya gelmeye çalıştım. Nihayet, 5 Eylül 2007 tarihinde bu gerçekleşti. Kısa sürede bütünlüklü bir çözüme ulaşabilmek amacıyla, tam teşekküllü müzakerelerin başlamasını ve bunu sağlamak için de hızlandırılmış bir hazırlık sürecini masaya koydum. 5 ayrı çalışma grubunun iki-iki buçuk aylık bir süreyle çalışmasını ve ardından tam teşekküllü müzakerelere başlanıp, 2008 sonuna dek bir çözüme ulaşılmasını önerdim. Açıktır ki, bu önerim, 8 Temmuz sürecini bir disiplin içinde hızlandırıp sonuç alıcı hale getirmeyi amaçlıyordu. Ne yazık ki, Sayın Papadopulos, önerilerimizi müzakere etmeyi dahi reddetti. Rum tarafının bu retçiliğinin altında, uluslararası toplumun hataları var. Papadopulos, Avrupa Birliği’ne tek taraflı olarak üye yapılmaları nedeniyle elde ettiği avantajları Kıbrıslı Türkleri silmek, istediklerini bize empoze etmek amacıyla kullanıyor.

16 Ekim’de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Ban Ki Moon ile görüşerek, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik müzakerelere hazır olduğumuzu bir kez daha yineledim. Genel Sekreter’e iki Kıbrıslı halkın yakınlaşmasına katkıda bulunacak güven artırıcı önlemler paketi sundum. Genel Sekreter’e Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonların kaldırılması için selefi Kofi Annan ve kendisi tarafından uluslararası topluma yapılan çağrılardan henüz hiçbir sonuç alınmadığını özellikle vurguladım… Kıbrıs’ta bir çözüme “Evet” diyen taraf olarak Kıbrıslı Türklerin cezalandırılmaya devam edilmesi kabul edilemez. Bu durum, tam da Rum tarafının uzlaşmazlığının nedenidir. Zamanın, adamızda barışı ve birleşmeyi gittikçe daha zor bir hale getirdiğine aldırmaksızın, Tasos Papadolulos zamanla Kıbrıslı Türkleri silip süpürebileceğini hesaplıyor. Tabii ki çok yanılıyor. Kıbrıslı Türkler her zaman dimdik ayaktadır ve ayakta olacaktır!..

Çözümsüzlük; Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası toplum, Kıbrıs Rum tarafını adanın tek temsilcisi sayıp her olanağı altın tepsi içinde sunduğu, buna karşılıksa, Kıbrıs Türk tarafını izolasyonlar altında dışladığı için devam ediyor. İzolasyonlar, Rum tarafının uzlaşmazlığını teşvik ediyor. Papadopulos’un, 26 Ekim 2007’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde yürütülen müzakerelerde ortaya çıkan parametreleri ve çözüm müktesebatını reddetme noktasına geldiğini apaçık bir şekilde gösteriyor. Birleşmiş Milletlerin bugüne kadar hazırladığı planların uluslararası hukuk süzgecinden geçmediğini iddia edecek kadar aşırıya kaçıyor ve hedefini ortaya koyarken üniter devleti tarif ediyor. Fakat ne yazık ki uluslararası toplum susuyor. Yüzüne karşı adeta dünyaya meydan okurken ortaya çıkan bu suskunluk Rum gericiliğini daha da pervasızlaştırıyor. Suriye’ye feribot seferi düzenlememizi inanılmaz bir tepkiyle karşılayarak yediden yetmişe tüm Rum gericilerini harekete geçirip Suriye’ye karşı bir Haçlı Seferi başlatmaya yeltenirken Avrupa Birliğinden bu kez susturucu bir yanıt alıyorlar: Mağusa limanını kapalı ilan eden sizsiniz, bu kararınızın uluslararası bir geçerliliği yoktur! Bu nedenle Avrupa Birliğini bu işe karıştırmayın! Yine de vazgeçmiyorlar. Özel ulakları, Dışişleri Bakanları canlarını dişlerine takıyorlar. Feribotun Gürcü bayrağı taşıması nedeniyle Gürcistan’ı sıkboğaz ediyorlar. Rum basınına umutlu oldukları haberleri sızdırıyorlar. Ne umudu? Feribot seferlerini durdurma umudu! İnanabiliyor musunuz? Böylesine bir saldırganlık nerede görüldü? Ticari bir ilişkiyi durdurmak için, dünyanın gözü önünde bu nasıl bir saldırganlık, nasıl bir düşmanlık? Canımız ellerinde olsa çıksın diye sıkmazlar mı?

Sevgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yurttaşları,

Kıbrıs Rum tarafının tüm bu olumsuz tutumuna rağmen, biz, kapsamlı müzakerelere başlanmasına ve Kıbrıs sorununa en erken bir zamanda kalıcı ve adil bir çözüm bulunmasına yönelik politikamızı sürdürüyoruz. Herkes gibi biz de huzur ve refah içinde iyi koşullarda yaşamak istiyoruz. Bu nedenle de, çağdaş Avrupa değerlerine, sosyal hukuk devleti ilkelerine bağlı demokratik ve modern bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yaratmak amacıyla çalışıyoruz. Uluslararası toplumdan Kıbrıslı Türklere saygı gösterilmesi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin demokratik bir devlet olarak gerçekliğinin teslim edilmesi ancak bu şekilde olabilir. Çalışmalarımızı dünya ile uyum içerisinde yeniden yapılandırdığımız ve yaşam politikalarımızı insanımızın özgürlüğü, refahı ve demokratik haklarının gerçekleşmesi odağında ilerlettiğimiz bugünlerde, tüm arzum birlik ve beraberliğimizin pekişerek artmasıdır. Bugün ürettiğimiz her bir değeri yarının sahipleri olan çocuklarımıza bırakacağız. Mirasımız, pırıl pırıl, güzel, refah içinde bir gelecek olmalıdır. Onların iyi günlerde yaşamlarını sürdürmeleri için harcayacağımız her saniye, bize geleceğin onuru ve güveni olarak binlerce defa katlanarak dönecektir. Bunu bilerek dayanışmak, bunu görerek ortak çıkarlarımızı kesiştirmek ve yollarımızı, farklılıklarımızın zenginliğinde birlikte yürümek boynumuzun borcudur.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 24. kuruluş yıldönümünü kutladığımız bugünlerde çağdaş, demokratik, hukukun üstünlüğüne dayalı, bir yönetim sistemi yaratmış olmamız aslında, bu gerçekliğin farkında olduğumuzun, kendi kendimizi yönetme hakkımıza sahip çıkıp yolumuzu başımız dik yürüdüğümüzün bir göstergesidir.

Devlet mekanizmamızı, çağdaş devletler gibi kurumsallaşmış, şeffaflaşmış, demokratikleşmiş bir hukuki ve idari düzene kavuşturma yolunda kat ettiğimiz mesafeyi küçümsemeden, daha da ileri hedeflere varmayı hep amaç bilmeliyiz. Yasaların üstünlüğünü, savunurken, devletin değişik kurumları arasında yasalarda öngörüldüğü şekilde bir ilişkiler ağını yerleştirmeliyiz. Devlet, şu ya da bu kişiyle, şu ya da bu siyasi grup ya da anlayışla değil, ayrımsız tüm Kıbrıs Türk halkıyla örtüşmeli, halkın ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yapıda olmalı ve hukukun üstünlüğüne dayanmalıdır.

İçinde bulunduğumuz yeni dönemde demokratikleşmeyi tüm toplumsal kesimlere yaymak, sosyal bir hukuk devletini kökleştirmek baş hedefimizdir. Bu hedef doğrultusunda ilerlerken, kadın -erkek, çoluk- çocuk, yaşlı- genç, yani düşünen, konuşan ve üreten herkese, bu özel günde çağrımı tekrarlamak istiyorum: Geliniz, katkı koyunuz. Devletimizin gelişmesinde herkesin olumlu katkısı olsun. Eleştirelim ama kırıp yok etmek için değil… Önerilerimiz hep birleştirip çoğaltmak ve hepimiz için kaliteli bir yaşamı hedeflemek için olsun… Enerjimizi boşa harcamadan sevgi, saygı ve hoşgörü ile çoğaltalım… Çoğaltalım ki tüm ülkemize yayılsın. Düşmanlıkları dostluğa, anlayışsızlıkları hoşgörüye dönüştürmek için, öncelikle yarattığımız iç barışımızı ve kendimize güvenimizi hep gözetelim ve ilerleyelim.

Çünkü, er veya geç, iki kesimliliğe ve ezici bir çoğunlukla “Evet” dediğimiz Birleşmiş Milletler barış planında öngörülen temel yaklaşımlar çerçevesinde iki halkın ve iki kurucu devletin siyasi eşitliğine dayalı birleşik yeni bir ortaklık devleti kurulacak, Kıbrıs, tüm ada halkının barış ve refah içinde yaşayabileceği bir Avrupa ülkesi olacaktır. Er geç, Kıbrıslı Türkler de kendi toplumsal haklarıyla, tarihsel yönetim mekanizmalarıyla Avrupa Birliği içinde tam olarak yer alacaklardır. Bugün, bizim görevimiz, bu kaçınılmaz geleceğe, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni bütün kurumlarıyla hazırlamaktır. Geleceğe güven ve gururla ilerlemektir.

Bunun için her koşulda bizleri destekleyen Türkiye Cumhuriyeti; Cumhurbaşkanı, Meclisi, Hükümeti, Silahlı Kuvvetleri ve tüm kurumlarıyla yanımızda olmaya devam etmektedir. Teröre karşı ayağa kalkan Türk Ulusunun sağduyu ve kararlılıkla bu beladan da kurtulacağına inanıyor ve koşulsuz destekleri için teşekkür ediyoruz.

Bu günlere gelmemizde, fedakarlıkla ve cesaretle öne atılan, yaralanan, acılar çeken gazilere saygı ve sevgilerimi iletir, uzun ve huzurlu bir ömür dilerim.

Bizler rahat olalım, yok olmayalım diye mücadele ederken şehitlik mertebesine yükselenlerin önünde saygı ile eğilirken, bize miras bıraktıkları onurlu yaşam hakkımızı kimselere vermeyeceğimizin sözünü yinelemek isterim. Ruhları şad olsun.

Kıbrıs Türk halkının bugünlere gelmesinde katkısı olan herkese, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurumlarına, Türk Silahlı Kuvvetlerine ve tüm Kıbrıs Türk halkına bir kez daha teşekkür eder, en içten saygılarımı sunarım.

Hepinizi saygı, sevgi ve dostlukla kucaklar, mutlu ve başarılı yıllar dilerim.

Bu inançla hepinizin Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum.

Saygılarımı, sevgilerimi sunuyorum…”

Türkiye’nin Kıbrıs İşlerinden de Sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek de törende bir konuşma yaptı. Çiçek konuşmasında, Kıbrıs meselesinin Birleşmiş Milletler çatısı altında bir an evvel çözümlenmesi çabalarına devam edeceklerini ancak bu tutumlarının “her ne pahasına olursa olsun çözüm” düşüncesi taşıdıkları anlamına gelmediğini belirterek, “Uzlaşma için uzattığımız el ilanihaye havada kalmayacak” dedi.

Cemil Çiçek, Kıbrıs Türk halkına uygulanan izolasyonların kaldırılması için uluslararası toplumun adım atmasını beklediklerini ifade ederek, bunun sadece siyasi değil, ahlaki bir yükümlülük olduğunu belirtti. Çiçek, Kıbrıs Türkü’nün bu konudaki haklılığının sözle teslim edilmesi yeterli olmadığını, sözlerin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

 

AVCI, EL-CEZİRE TELEVİZYONUNDA KIBRIS GERÇEKLERİNİ ANLATTI

AVCI: “ÇÖZÜM İSTEYEN TARAFIN KİM OLDUĞU SON DERECE AÇIK”

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıs sorununun 1974’te değil 1963’te başladığını vurgulayarak, 2004 yılında Kıbrıslı Türkler’in Annan Planı’nı kabulüyle çözümü isteyen tarafın kim olduğunun da son derece açık olduğunu belirtti.

Avcı, canlı yayın konuğu olduğu El Cezire International televizyonunda, Kıbrıs gerçeklerini anlattı. Annan Planı’nın BM tarafından ortaya atıldığını ve Kıbrıslı Türklere bu planı kabul etmeleri durumunda izolasyonlardan kurtulacakları ve dünyayla bütünleşecekleri mesajları verildiğini kaydeden Avcı, buna karşın plana hayır diyen Rumlar’ın Avrupa Birliği’ne üye olduklarını söyledi.

Avcı, “Rumlar, hem Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başlarında ellerinde tutmak hem de hiç bir şekilde Kıbrıslı Türklerle bir güç paylaşımına girmemek için plana hayır dediler” şeklinde konuştu.

Turgay Avcı, Türk askerlerinin Kıbrıs’ta tatil için değil, 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları uyarınca garantör ülkenin gücü olarak bulunduklarını söyledi. Avcı, Türk askerinin sadece Kıbrıslı Türkleri Rum katliamlarından kurtarmakla kalmadığını, 15 Temmuz 1974’teki Yunan Cuntası’nın sahneye koyduğu darbe sırasında bir birlerini öldüren Rumları da kurtardığını belirtti.

Annan Planı’nın kabulü durumunda gerek Yunan gerekse de Türk askerlerinin adadan büyük ölçüde ayrılacağını ifade eden Avcı, 1960 Anayasası’nda öngörüldüğü kadar askerin adada olmasının her iki tarafı da rahatsız etmeyeceğini söyledi.

Turgay Avcı, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tek taraflı AB üyesi olmasının Kıbrıs’ta çözüm umutlarını ne derece etkilediği şeklindeki soruya yanıtında, bunun Avrupa Birliği’nin tarihinde yaptığı en büyük hata olduğunu ve bu hatayı şimdilerde Avrupalı liderlerin açık açık kabul etmeye başladığını kaydetti.

Annan Planı’na Kıbrıslı Türklerin evet dediğini anımsatan Avcı, “Kıbrıs sorunu ne kadar daha sürecek?” şeklindeki soruya, şu yanıtı verdi:

“Kıbrıslı Türkler çözüm istediklerini belli etmişlerdir ve bu tavırlarını sürdürmektedirler. Kıbrıs Türk tarafı halen eşitlik ve adalet ilkelerine bağlı bir çözüm için masada bulunuyor. Rumlar’dan da aynı tavrı göstermeleri için dünyanın baskı yapması gerekir.”

Rumların AB üyeliğini kullanarak Kıbrıslı Türklerin eğitim ve spor alanında faaliyet göstermelerine dahi engel olduklarını ifade eden Avcı, Rumların en temel insan haklarından biri olan eğitim hakkını bile engellemek amacıyla KKTC üniversitelerinin Bologna sürecine dahil olmalarını engellemeye çalıştığını söyledi.

Turgay Avcı, İslam Konferansı Örgütü ile KKTC arasındaki ilişkilerin gözle görülür bir şekilde geliştiğinin söylenmesi üzerine, göreve gelir gelmez İKÖ’de alınan kararların uygulamaya girmesi konusunda çaba gösterdiğini belirtti.

Avcı, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nun da ciddi destek verdiğine işaret ederek, İKÖ ülkelerinde açılan yeni temsilcilikler ile Lazkiye’ye düzenlenmeye başlayan feribot seferlerinin bu gelişmelerin işareti olduğunu söyledi.

 

KKTC’NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ DOLAYISIYLA “DİSİPLİNLER ARASI SANAT ÇALIŞMASI” YAPILIYOR

KKTC’nin 24’üncü kuruluş yıldönümü dolayısıyla düzenlenen sosyal ve kültürel etkinlikler çerçevesinde organize edilen “Disiplinler Arası Sanat Çalışması” için çeşitli ülkelerden gelen 15 sanatçıçalışmalarını sürdürüyor.

Farklı kültürlerdeki uluslararası  sanatçıları Kıbrıs’ta bir araya getiren etkinlikle, “disiplinler arası diyalogda sanatçı olma bilinci ile sanatsal üretimin kesiştiği noktalarda   buluşabilme sınanacak”.

Etkinlik boyunca Kıbrıs’ın tarihi mekanları merkez alınarak kente ve sanata uzanan uygulamalar gerçekleştiriliyor.

Çalışma alanları resim, heykel, seramik, özgün baskı, grafik, sinema, dijital fotoğraf gibi alanları kapsayan etkinliğin çalışma mekanları Lüzinyan Evi ve Saçaklı Ev.

Bu etkinlik ile Lefkoşa kentinin ve dolayısıyla KKTC’nin uluslararası platformda kültür ve sanat yoluyla tanıtılmasını sağlamak; konuklara etkinlik süresince yapılacak gezilerle bölgenin antik kültürünü, turistik değerlerini tanıtmak; sanat eğitimi alan öğrencilerin, alanlarında isim yapmış uluslararası usta sanatçılar ile buluşarak onların teknik ve artistik becerilerini, deneyimlerini gözleyebilmelerine, deneyim kazanmalarına olanak tanımak ve sanatçılar tarafından organizasyon süreci içinde üretilecek eserler ile Kıbrıs’ta gerçekleştirilmesi düşünülen ‘Çağdaş Sanatlar Müzesi’nin temellerini atmak hedefleniyor. Etkinliğe, KKTC’li sanatçıların yanında ABD, Makedonya, İspanya, Türkiye, Hollanda, Litvanya ve Almanya’dan sanatçılar da katılıyor.

Etkinlik boyunca üretilen eserler Saçaklı Ev ve Lüzinyan Evi’nde açılacak “Disiplinlerarası Sanat Sergisi”nde sergilenecek. Sergi’nin açılışı 21 Kasım Çarşamba günü saat 19:00’da Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat tarafından yapılacak.

 

İTALYAN PARLAMENTOSU ÜYESİ MİLLETVEKİLİ TURCO İLE İTALYAN RADİKAL PARTİ GENEL KONSEYİ ÜYESİ PERDUCA KKTC VATANDAŞLIĞINA MÜRACAAT ETTİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ.DR. SAYIN TURGAY AVCI’NIN 19 TEMMUZ 2007 TARİHİNDE YABANCI BASIN MENSUPLARI ONURUNA VERDİĞİ KAHVALTI TOPLANTISINDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA METNİ
(19.07.07)

1963-1974 YILLARI ARASINDA rum saldırıları sonucunda GERÇEKLEŞEN NÜFUS HAREKETLERİNİ VE KIBRISLI TÜRKLERİN GÖÇ ETTİRİLDİĞİ KÖYLERİ GÖSTEREN KIBRIS HARİTASI

RUM YAZAR RUM VAHŞETİNİ ANLATIYOR

GÜNEY KIBRIS'TAKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU