www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti                                                         

Haber 27 Haziran 2007
 

TALAT, İSVEÇ DIŞİŞLERİ BAKANI BİLDT’LE BİR ARAYA GELDİ

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ ERÇAKICA: “RUM POLİTİKASI, DOĞU AKDENİZ’DE İSTİKRARSIZLIK YARATIYOR”


 
 

TALAT, İSVEÇ DIŞİŞLERİ BAKANI BİLDT’LE BİR ARAYA GELDİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt’in resmi davetlisi olarak gittiği İsveç’te, dün İsveç Dışişleri Bakanı Bildt ile çalışma yemeğinde biraraya geldi.

Cumhurbaşkanı Talat, yemek sonrasında yaptığı kısa açıklamada görüşmede izolasyonların kaldırılması gibi konularda AB’den beklentiler de dahil olmak üzere her konunun en ince ayrıntısına kadar konuşulup değerlendirildiğini söyledi.

Talat, “Kıbrıslı Türklere oldukça yakın duran ve sıkıntılarını anlayan bir politikası bulunan İsveç’in bir kez daha Kıbrıs Rum tarafının sürekli olarak yer aldığı kurumlarda ortaya koyduğu görüşlerini bizim açımızdan açıklama fırsatı bulduk” dedi. Rum tarafının her şeyi kendine göre yorumlayıp değerlendirirken Türk tarafının ender durumlarda böyle bir imkân bulduğuna işaret eden Talat, “Bilmedikleri çok şey duydular bu akşam. İzolasyonun bizim üzerimizdeki etkisini en ince ayrıntısına kadar ortaya koyduk” şeklinde konuştu.

Carl Bildt de görüşmeyle ilgili sorulara verdiği yanıtta, Kıbrıs sorunuyla ilgili konuları ele aldıklarını kaydetti ve konunun AB’nin de sorunu olduğuna işaret ederek, görüşmede Gambari süreci, Türkiye’nin AB üyeliği ve atılacak diğer değişik adımları konuştuklarını belirtti.

Bildt, bir soru üzerine Doğrudan Ticaret Tüzüğü’yle ilgili tartışmaların uzun süreli tartışmalar olduğunu, konunun sene başında AB içinde de tartışıldığını ve ilerletilmesi konusunda görüş birliğine varıldığını kaydetti. Bildt, “Bu daha gerçekleşmedi ancak bu konuda da gelişme sağlayacağımızı umuyorum” dedi.

Carl Bildt, Talat’a ilerleme sağlanabilmesi için zaman kaybetmemeyi, bütün imkânları kullanmayı ve bütün süreçlerde hareket yaratmasını tavsiye edebileceğini belirtti ve “Şu an devam eden Gambari sürecinde karşılaşılan teknik zorlukların üstesinden gelinmeli. Şu an önemli görünebilir ancak uzun vadede o kadar da önemli olmayabilir” dedi.

Cumhurbaşkanı Talat, bu görüşme öncesinde İsveç Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde bir konferans verdi. Talat, konferansta yaptığı konuşmasında, Kıbrıs Türkü’nün hala daha Kıbrıs sorununu çözme, adayı birleştirme ve AB’a girme noktasında olduğuna dikkat çekerek, Kıbrıs Türkü’nün tüm dünyayı şoka uğratan bu noktaya bir mücadele sonunda ulaştığını kaydetti.

Annan Planının Papadopulos tarafından reddi ile çözüm ve AB’a birleşik Kıbrıs’ın girmesi konusunda büyük bir fırsat kaçırıldığını kaydeden Talat, Rumların sadece planı değil, çözümü de reddettiğine dikkat çekti. Talat, referandumun üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen çözüm yönünde hiç adım atılmadığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, referandum sonrasında Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı hayal kırıklığının, güvensizliğe dönüştüğünü ve bunu aşmanın, Kıbrıs sorununu çözmekten de zor olacağını söyledi.

Konuşmasında izolasyonların kaldırılması gereğine vurgu yapan Talat, şöyle devam etti:

“İzolasyonların kaldırılması, çözümün yerini alamaz. Çözüm adayı eşit koşullarda paylaşmaktır. Kıbrıs Türkü hiçbir zaman Tayvan modelini istemedi. Çünkü bizler Kıbrıs’ta eşit taraflardan biriyiz. İzolasyonların kaldırılmasını, çözüm olana kadar daha iyi bir yaşam için istiyoruz.”

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, referandum sonrasında Kıbrıs Türkü’ne uygulanan izolasyonların kaldırılması yönünde söz veren AB’nin Mali Yardım Tüzüğü ile birlikte hazırladığı Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün aradan 2 yıl geçmesine rağmen Rumların engellemelerinden dolayı geçmediğini hatırlattı.

Rumların AB üyeliğini suiistimal ettiğini kaydeden Talat, AB’yi, Güney Kıbrıs’ın tek başına AB’a girişinden doğacak problemler konusunda defalarca uyardıklarını belirtti.

Cumhurbaşkanı Talat, 8 Temmuz sürecine de değinerek, Kıbrıs Türkü ile en düşük seviyede dahi işbirliği yapmaktan kaçınan Rum Yönetimi’nin uzlaşmaz tutumunun bu süreci de etkilediğini ve sürecin tıkandığını, ancak Türk tarafının ilerleme sağlanabilmesi için elinden geleni yaptığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, bir soru üzerine, Kıbrıs sorununda müzakere zemininin BM olduğunu söyledi. Rumların tek başına üye olduğu AB’nin Kıbrıs sorununu çözmeye yeteneği olmadığını ifade eden Talat, “Kıbrıs Türkü AB’nin dışında olduğu için çözümde rol alması mümkün değil. Tek zemin BM’dir” dedi.

Talat, yarın da Finlandiya Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva’nın davetiyle Finlandiya’ya gidecek.

 

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ ERÇAKICA: “RUM POLİTİKASI, DOĞU AKDENİZ’DE İSTİKRARSIZLIK YARATIYOR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün gerçekleştirdiği basın brifinginde, Kıbrıs Rum tarafının dış politikasının Doğu Akdeniz’de istikrarsızlık yarattığını, Türkiye Milli Güvenlik Kurulu’nun 20 Haziran tarihli bildirisinde de bu tehlikeye işaret edildiğini belirtti. Rum Dışişleri Bakanı Yorgos Lillikas’ın söylemlerini Haçlı zihniyetine benzeten Erçakıca’nın açıklaması şu ifadelere yer verdi:

“Kıbrıs Rum dış politikası ve bunun yansıması olarak son dönemde sürdürülen faaliyetler, Kıbrıs sorununun çözümünü değil, Doğu Akdeniz’de istikrarsızlık yaratmayı, hatta Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye’nin bu bölgedeki rolünü üstlenmesini hedeflemekte; bu çabalar ise bulunduğumuz coğrafyadaki tansiyonun ve geriliminin artmasına neden olmaktadır.

Kıbrıs Rum tarafının bu tutumu, Avrupa’nın en büyük barış projesi olan Avrupa Birliği üyeliği aracılığı ile ileriye götürülmeye çalışılmaktadır.

20 Haziran 2007 tarihinde toplanan Türkiye Milli Güvenlik Kurulu sonrasında yayınlanan bildiride de bu tehlikeye açıkça işaret edilmekte, Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de giriştiği eylemlerle bölgede bir istikrarsızlık unsuru olmayı sürdürdüğünün altı çizilmektedir.

Gün geçmemektedir ki, Kıbrıs Rum liderliği tartışma konusu yaratacak yeni bir adım atmasın ve Kıbrıslı Türkler kadar Türkiye’yi de bu tartışmaların içine çekmeye çalışmasın.

Doğu Akdeniz’de petrol aramaya çalışmak veya bölgedeki hava sahasının paylaşımı gibi konularda sorun çıkarmak, Kıbrıs Rum tarafının çabalarının örnekleridir.

Zaten Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Lillikas, politikalarının esas hedefinin Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da Türkiye’ye karşı bir alternatif olmak olduğunu ve aslında attıkları tüm adımların Türkiye’yi hedef aldığını açıkça söylemektedir. Bir kez daha bilginize getirmek isteriz ki, Lillikas, 22 Ocak 2007 tarihinde Brüksel’de verdiği konferansta, “Kıbrıs’ın AB’ne katılımı, Birliğin Doğu Akdeniz’e doğru siyasi, ekonomik ve askeri olarak genişlemesine katkıda bulunmuş ve Kıbrıs, Orta Doğu’ya uzanan bir köprü haline gelmiştir. Buna ilaveten, Kıbrıs’ın bu bölgeye ulaşım açısından Türkiye’ye bir alternatif olmasından kaynaklanan stratejik önemi giderek daha da belirgin hale gelmektedir” demişti.

Bu yaklaşımın, Türkiye’yi küresel işbölümünden uzaklaştırarak zayıflatmayı ve bu yolla Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmayı hedeflediği ama bunun için de bölgemizdeki çatışmaları ve hatta “din savaşlarını” kışkırtmayı öngördüğü açıktır.

Bu oyunların ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini idrak etmek için ise Haçlı Seferleri tarihini okumak yeterlidir.

Bunun tehlikelerini bizler kadar Kıbrıs Rum liderliğinin de görmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin politik tutumlarının en üst seviyede tartışıldığı yer olan Milli Güvenlik Kurulu bildirisinde ayrıca “siyasi eşitlik ve iki kesimlilik temelinde yeni bir ortaklık devleti kurulmasına” desteğin yinelenmesi ve “BM çerçevesinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik olumlu yaklaşımın sürdürüleceğinin” açıklanması, Kıbrıs Türk tarafının pozisyonuyla tamamen örtüşmekte ve Kıbrıs sorununda olumsuz tutum sergileyen ve tüm bölgedeki istikrarı tehlikeye atmakta bir sakınca görmeyen tarafın kim olduğu açıkça gözler önüne serilmektedir.

Kıbrıs sorununa çözüm bulma çabalarının sonuçsuz kalmasını Türkiye’deki iç politika gelişmeleri ve yaklaşmakta olan genel seçimlerle açıklamaya çalışanların da MGK açıklaması ile hükümet uygulamaları arasındaki uyuma dikkat etmesi ve sorunun çözümsüzlüğünün nedenlerini daha başka yerde aramaları gerekmektedir.

Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu II. Hrisostomos, artık kendini dini bir lider değil de siyasi bir lider olarak görmekte olduğunu son günlerde yapmış olduğu açıklamalarla ortaya koymaktadır. Aslında Kıbrıs Rum kilisesinin Kıbrıs konusunda ne kadar güçlü etkilere sahip olduğu, tarihi geçmişinden de bilinmektedir. Başpiskopos Hrisostomos’un açıklama ve çabaları da, Kıbrıslı Rum din adamlarının kendilerini siyasi yaşamın bir parçası olarak gördüklerini teyit etmektedir.

Başpiskopos, son olarak gerçekleştirdiği İtalya gezisinde, bir din liderinden çok siyasi bir lider kimliğine bürünerek, görüşmelerinde Kıbrıs sorunu ile ilgili ‘bilgiler’ vererek, kendi deyimi ile “Papayı Kıbrıs meselesine daha duyarlı hale getirmek” yönünde çaba harcamıştır.

Başpiskopos Hristomos’un bu çabaları siyasi bir sorun olan Kıbrıs sorununa dinsel bir boyut kazandırmakta ve sorunun çözümünü güçleştirirken iki farklı dine mensup iki halkın arasındaki ilişkileri kötüleştirme potansiyeli de yaratmaktadır.

Hrisostomos’nun çabaları, sadece bizim tarafımızdan değil, kendisinin destekçileri ve uluslar arası camia tarafından da bu şekilde algılanmaktadır.

İtalyan Il Giornale gazetesinin 14 Haziran 2007 tarihli haftalık Tempi ekinde, Hrisostomos’un “Kıbrıs’ta başkanlık görevini yürüten Papadopulos’un yardımcısı olarak siyasi görevini yürütmeye devam ettiği” ifadelerine yer verilmiştir. Hrisostomos’un yurt dışından görünüşü de bizim Kıbrıs’tan gördüğümüz gibidir. Hrisostomos, bir din adamı gibi değil, Kıbrıs Rum milli davasının siyasi önderi gibi hareket etmektedir.

Hriosotomos açık bir şekilde, bir din adamının barışçı ruhuna uygun düşmeyen ifadelerle mücadeleye hazır olduğunu her fırsatta dile getirmektedir.

Başpiskopos, Aziz Gennaro’nun kemiklerinin muhafaza edildiği Napoli’deki kiliseyi ziyaret ettiğini ve iki özel şişede tutulmakta olan Aziz’in kurumuş kanının sıvılaştığını ve bu mucizenin Kıbrıs’taki Rum kiliselerinin Türk işgalinden kurtulmasını yönünde alamet olduğunu savunmuştur. Hrisostomos, işte böyle bir dini liderdir.”

1963-1974 YILLARI ARASINDA rum saldırıları sonucunda GERÇEKLEŞEN NÜFUS HAREKETLERİNİ VE KIBRISLI TÜRKLERİN GÖÇ ETTİRİLDİĞİ KÖYLERİ GÖSTEREN KIBRIS HARİTASI

RUM YAZAR RUM VAHŞETİNİ ANLATIYOR

GÜNEY KIBRIS'TAKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU