CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ ERÇAKICA: “İKİ HALKIN DA ÇIKARINA HİZMET
EDECEK TEK YOL MÜLKİYET SORUNUNUN KAPSAMLI ANLAŞMAYLA ÇÖZÜLMESİ”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, haftalık basın
brifinginde, Rum yönetiminin, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce Kıbrıslı Rumların
mülkiyet sorununu çözmeye çalışırken, Kıbrıslı Türklerin haklarını çözüm
sonrasına ertelemekte bir sakınca görmediğine işaret etti ve Kıbrıs’ta iki
halkın da çıkarına hizmet edecek tek yolun; kapsamlı bir anlaşmayla mülkiyet
sorununu da çözmek olduğunu vurguladı.
Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu 2. Hrisostomos’un,
Kıbrıs sorununu bir din savaşına dönüştürmek için çalışmayı sürdürdüğünün
belirtildiği ve dinler arası diyaloğa önem verilmesi gereken bugünlerde Kıbrıs
sorununu dini temellerle tanımlamayı çok tehlikeli bulunduğunun vurgulandığı
brifingde şu ifadelere yer verildi:
“Kıbrıs Rum Başpiskoposu II. Hrisostomos, inkar etmesine
karşın Kıbrıs sorununu bir “din savaşına” dönüştürmek için çalışmaya devam
ediyor.
Hrisostomos geçtiğimiz hafta Karpaz’a metropolit tayin
ederek İslam dinini kötüleyen konuşmalar yapmış, Karpaz Piskoposluğu yolunun
kapalı olduğundan, Piskoposluğa girebilmek için dikenli telleri, utanç
duvarını geçmek, umut kırıcı yıkıntılarla yüz yüze gelmek gerektiğinden, yeni
inananlara rastlanacağından ancak bunların Ortodoks Hristiyanlar değil,
Müslüman olacağından söz etmiştir. Bunlar, Hrisostomos’un dini duyguları
kullanarak, Ortodoks Hristiyan Kıbrıslı Rumları, Kıbrıslı Türklere karşı
kışkırttığının kanıtıdır.
Hrisostomos, Kıbrıslı Türkleri aşağılama ve Hristiyan
dünyanın liderlerine şikayet etme çabalarını da sürdürüyor.
Hrisostomos, geçtiğimiz hafta Roma’ya gerçekleştirdiği
ziyaret sırasında, Kıbrıs sorununa ilişkin Rum tutumunu anlatmak için büyük
çaba göstermiş ve sonuçta Kıbrıs Rum Dışişleri Bakanı Lillikas’ın övgülerine
mazhar olmuştur.
Diğer göstergeler bir yana, Hrisostomos’un bu çabası bile,
Kıbrıs sorununun dini bir sorun olarak lanse edilmeye çalışıldığını yeterince
kanıtlamaktadır.
Hrisostomos, bu çabaları sırasında Kuzey Kıbrıs’ta terk
edilen dini eserlerin yağmalanmasından söz ettiği halde, Vatikan’a yapmış
olduğu ziyarette, 17’nci yüzyıla ait tarihi değere sahip olan bir ikonu izin
almadan ada dışına çıkarıp, Papa’ya hediye etmiş ve bu davranışı ile kendi
toplumundan büyük eleştiriler almıştır.
Buna karşın, Kıbrıs’taki dini mekanların uzun yıllardan
beri devam eden Kıbrıs sorunundan zarar gördüğünü ve bu zararın giderilmesi
için harcanan faaliyetleri gizlemeye çalışmış; bu durumu “Kıbrıs Rum milli
davası” için istismar etmekle yetinmiştir.
Hrisostomos’un bu çabalarının, Kıbrıs sorununda yeni bir
cephe açmak anlamına gittiği açıktır. Bu yeni cephe, Kıbrıs’taki iki halkın
ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecek ve Kıbrıs sorununun çözümünü
kolaylaştırmak yerine zorlaştıracaktır.
Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs sorununun tüm parametrelerinde
olduğu gibi mülkiyet konusunda da çifte standartlı bir politika izlemektedir.
Kıbrıslı Rumların Kuzey’de kalan mülklerinin hemen geri
iade edilmesi gerektiğini savunan Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıslı Türklerin
Güney’de kalan malları için ise her gün yeni oldu-bittiler yaratmaktadır.
Kıbrıs Rum Yüksek Mahkemesi’nin Kıbrıslı Türklerin,
Güney’deki mallarını kullanma haklarının bulunmadığı ve Kıbrıs sorununa bir
çözüm bulunana kadar bu hakkı kullanmaktan men edilmiş olduklarına ilişkin
kararı bütün dünya tarafından mutlaka dikkate alınması gereken ibret verici
bir karardır.
Bu arada, Kıbrıs Rum tarafının, Güney’deki Kıbrıs Türk
mallarını mülklerini tasarruflarında bulunduran Kıbrıslı Rumlara, bu mülkleri
daha etkili bir şekilde kullanma ve devretme yetkisi verme kararı aldığı da
duyurulmuştur. Bu hakların içinde devretme ve ipotek verme yetkisi de
bulunmaktadır.
Bütün bu gelişmeler, mülkiyet sorununun Kıbrıs sorununun
temel unsurlarından biri olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır.
Mülkiyet sorununa kalıcı çözümler bulmak, iki taraf
arasında varılacak nihai bir anlaşmayla mümkündür.
Kıbrıs Türk tarafı bunun bir an önce gerçekleşmesi ve
böylece çözümsüzlükten kaynaklanan sorunların daha fazla sürüp gitmemesi için
elinden geleni yapmaktadır.
Buna karşın Kıbrıs Rum tarafı ise Kıbrıslı Rumların
mülkiyet sorununu istismar etmekte; Kıbrıslı Rumların sorunlarını Kıbrıs
sorununa nihai bir çözüm bulmadan çözmenin yollarını ararken Kıbrıslı
Türklerin haklarını çözüm sonrasına ertelemekte bir sakınca görmemektedir.
Kıbrıs’ta iki halkın da çıkarına hizmet edecek tek yol,
kapsamlı bir anlaşmayla mülkiyet sorununu da çözmektir. Kıbrıs Türk tarafı bu
görüştedir ve bunun için çalışmaya devam edecektir.
İslam Başkentleri ve Kentleri Teşkilatı 11. Genel
Konferansı’ndaAnkara Büyükşehir Belediyesi’nin, Lefkoşa, Girne ve Gazimağusa
belediyelerinin üyeliğini gözlemci statüsünden aktif üyelik statüsüne çıkarma
istemini değerlendirmiş ve “Kıbrıs Türk Devleti”nin, İslam Konferansı
Örgütü’nde temsil ediliyor olması ışığında, Lefkoşa, Girne ve Gazimağusa
şehirlerimizin üyeliği, gözlemci statüsünden aktif üyelik statüsüne
çıkarılmıştır.
Ankara’da gerçekleşmekte olan İslam Başkentleri ve Kentleri
Teşkilatı 11. Genel Konferansı’nda, 3 Kıbrıs Türk Belediyesine aktif üyelik
verilmesini, çok olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor, Kıbrıslı Türkler
üzerindeki izolasyonları kaldırma çabamızda önemli bir adım olarak görüyoruz.
Hiç kuşkusuz bu gelişmeler, Kıbrıs sorununa erken ve
kapsamlı bir çözüm bulunmasını sağlamak bakımından değerlendirilmelidir ve
Kıbrıs Türk tarafı bu tür gelişmelerden aldığı gücü bu doğrultuda kullanmaya
devam edecektir.
Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat, 26 Haziran’da İsveç ve
Finlandiya’yı ziyaret etmek üzere adadan ayrılacaktır. Cumhurbaşkanımız
İsveç’te Dışişleri Bakanı Carl Bildt ile görüşecek ve Uluslararası İlişkiler
Enstitüsü’nde bir toplantıya katılacaktır.
Cumhurbaşkanımız İsveç’ten sonra Finlandiya’nın başkenti
Helsinki’ye geçecek ve Dışişleri Bakanı İlkka Kanerva ile görüştükten sonra
adaya dönecektir.”