BAŞBAKAN YARDIMCILIĞI VE DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI GÜVENLİK KONSEYİ’NİN
BARIŞ GÜCÜ’NÜN GÖREV SÜRESİNİ UZATAN KARARI DEĞERLENDİRDİ:
“KARARDA BMBG’NÜN GÖREV SÜRESİNİN SÖZDE ‘KIBRIS HÜKÜMETİ’NİN RIZASI
ÇERÇEVESİNDE UZATILMAKTA OLDUĞU KAYDEDİLMEK SURETİYLE BİR KEZ DAHA ADA’DAKİ
GERÇEKLER GÖZARDI EDİLMEKTE VE KARARDA DİKKAT ÇEKİLEN SİYASİ EŞİTLİK İLKESİYLE
ÇELİŞKİYE DÜŞÜLMEKTEDİR.”
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı, BM Genel
Sekreteri Ban Ki-Moon un raporunda yaptığı tavsiye doğrultusunda BM Güvenlik
Konseyi’nin adadaki Barış Gücü’nün görev süresini 6 ay daha uzatan kararının
adadaki gerçekleri göz ardı ettiğini açıkladı. Önceki gün yapılan açıklamada
şu ifadelere yer verildi:
“BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon’un 4 Haziran 2007 tarihli
raporunda (S/2007/328) BM Güvenlik Konseyi’ne yapmış olduğu tavsiye
doğrultusunda Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün (BMBG) görev süresi, Güvenlik
Konseyi’nin 15 Haziran 2007 tarihinde kabul ettiği 1758 sayılı kararla altı ay
daha uzatılmıştır.
Kararda BMBG’nün görev süresinin sözde “Kıbrıs Hükümeti”nin
rızası çerçevesinde uzatılmakta olduğu kaydedilmek suretiyle bir kez daha
Ada’daki gerçekler gözardı edilmekte ve kararın altıncı Giriş paragrafında
dikkat çekilen siyasi eşitlik ilkesi ile çelişkiye düşülmektedir. 1963 yılında
meşru hükümeti silah zoruyla gasp etmiş bulunan Güney Kıbrıs Rum yönetiminden
(GKRY) “Kıbrıs Hükümeti” olarak bahsedilmesi Kıbrıs Türk tarafı açısından
kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Rum yönetiminin Ada’nın sadece
güneyinde hükümran olduğu ve Kıbrıs Türk halkını temsil etmediğinin en geçerli
kanıtlarından biri 24 Nisan 2004 tarihinde BM Kapsamlı Çözüm Planı’na ilişkin
her iki tarafta eş zamanlı gerçekleştirilen referandumlardır.
Barış Gücü operasyonlarının görevlerini başarı ile
yürütebilmeleri için ilgili tüm tarafların rızasının alınması ve
operasyonların taraflarla işbirliği halinde gerçekleştirilmesi kabul görmüş
bir ilkedir. Tabiatıyla, BMBG operasyonlarına ilişkin sözkonusu temel ilkenin
bir kez daha Güvenlik Konseyi tarafından gözardı edilerek, kararda sadece
GKRY’nin onayına atıf yapılması üzüntüyle karşılanmaktadır. Hiç şüphesiz,
BMBG’nün Kıbrıs’ta faaliyet gösterebilmesi için Ada’da iki eşit siyasi
taraftan biri olan Kıbrıs Türk tarafının rıza ve onayına atıfta bulunulmaması
BM’nin kendi ilkeleriyle de çelişmektedir.
Kararda BM çerçevesinde ve siyasi eşitlik temelinde
kapsamlı çözüme varılmasının daha fazla geciktirilmemesi gerektiğine dikkat
çekilmesi memnuniyet vericidir. Aynı şekilde, çözüm çabaları çerçevesinde
BM’nin öncelikli rolünün tekrar kayda geçirilmesi Kıbrıs sorununu AB eksenine
çekmeye çalışan Rum tarafına verilmiş açık ve kesin bir cevap niteliğindedir.
Ancak, BM Genel Sekreteri’nin raporunda ortaya koyduğu Kıbrıs sorununun
çözümüne yönelik değerlendirmelerin karara yetersiz olarak yansıtıldığı
gözlemlenmiştir. Raporda Kıbrıs sorununun çözümü için gerekli çalışmaların
yapılmış ve parametrelerin ortaya çıkmış olduğu kayda geçirilmiş ancak, aynı
değerlendirme kararda yer almamıştır. Kıbrıs Türk tarafı çabalarını çözümün
gerekliliğine olan inançla sürdürmektedir. Bu anlayışla Kıbrıs Türk tarafı tam
teşekküllü müzakerelere zemin hazırlanması amacıyla 8 Temmuz mutabakatının
hayata geçirilmesi için başından beri yapıcı bir tutum benimsemiş ve sürece
bağlı kalmıştır. Bu nedenle, kararda yer alan sürecin hayata geçirilmesi
yönündeki çağrının “tüm taraflara” değil Kıbrıs Rum tarafına yapılması
gerekmekteydi.
Güvenlik Konseyi kararında artış gösteren ara bölge
ihlallerinden endişe duyulduğu kaydedilmekte ve BM Barış Gücü’nün ara
bölgedeki davranış kurallarına ilişkin 1989 tarihli “Aide Memoire”un kabul
edilmesi halinde ara bölgedeki durumun iyileşeceği öne sürülmektedir.
Hatırlatmakta yarar vardır ki, sözkonusu “Aide Memoire” hem Kıbrıs Türk tarafı
hem de Kıbrıs Rum tarafınca kabul edilmiş bir belge değildir. Kararda atıfta
bulunulan ara bölgedeki faaliyetler Rum tarafının kendi lehine yeni bir durum
yaratmak amacıyla gerçekleştirdiği ihlallerdir. Rum tarafının ara bölgedeki
ciddi sonuçlar doğurması muhtemel ihlallerinin gözardı edilmesi ve karara
ihlallerin Rumlar tarafından gerçekleştirildiğinin açıkça yansıtılmaması
üzüntü vericidir.
Kıbrıs Türk tarafı geçmişte olduğu gibi şimdi de Ada’da
geriye kalan mayınların temizlenmesi çabalarını desteklemektedir. Ekonomimizin
kalkınmasına yönelik bir katkı olarak hazırlanıp kabul edilen AB Mali Yardım
Tüzüğü bütçesinden mayın temizleme faaliyetlerine kaynak ayrılması Tüzüğün
kullanım amacı ile bağdaşmamaktadır. Mayınların temizlenmesi konusunda
işbirliğine hazır olduğumuz bilinen bir gerçektir. Bununla birlikte, projenin
finansmanı konusunda ilkesel olarak benimsediğimiz bu yaklaşıma saygı
duyulması da haklı beklentimizdir. Bu gerçek dikkate alınmayarak kararda Türk
tarafını suçlayıcı ifadelere yer verilmesi hayal kırıklığı yaratmıştır.
Kararda, mevcut geçiş noktalarındaki uygulamalar dikkate
alınarak, Lokmacı geçiş kapısı dahil olmak üzere, ek geçiş kapılarının
açılması gibi diğer güven artırıcı önlemlere ilişkin ilerleme kaydedilmesi
için taraflar teşvik edilmektedir. Bir kez daha altını çizmek isteriz ki,
Kıbrıs Türk tarafı açılması hususunda tarafların mutabakata varmış olduğu
Lokmacı geçiş kapısının diğer geçiş noktalarındaki düzenlemeler doğrultusunda
faaliyete girmesi için elinden geleni yapmıştır. Lokmacı bölgesindeki kapının
açılamamasının tek sebebi Rum tarafının sürekli yeni bahaneler yaratması ve
önkoşullar ortaya koymasıdır. Bu hususun gözardı edilmesinden daha da ileriye
gidilerek, Güvenlik Konseyi kararında, başta özellikle Lokmacı geçiş noktası
olmak üzere, ara bölgenin sınırlarının belirlenmesi konusunda mutabakat
sağlanması amacıyla tarafların “1989 Aide Memoire”nı BM Barış Gücü ile
görüşmeye başlanması yönünde çağrıda bulunulması Rum tarafının önkoşullarına
destek verir niteliktedir. Bundan cesaret alacak olan Kıbrıs Rum tarafının
Lokmacı geçiş noktasının açılması için gerekli iyiniyeti göstermesini beklemek
artık daha da zorlaşmıştır.
Bilindiği üzere, Genel Sekreter Ban Ki-Moon 4 Haziran 2007
tarihli raporunda selefinin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunun arkasında
durduğunu belirtmiş ve Kıbrıs Türk tarafının maruz kaldığı izolasyonların
kaldırılması gerektiği hususunun altını çizmiştir. Yerleşmiş BM uygulamasının
aksine, BM Güvenlik Konseyi’nin 28 Mayıs 2004 tarihli rapora ilişkin bir karar
üretememesinin üzüntü verici ve haksız bir durum olduğunu yinelemekte yarar
vardır. Güvenlik Konseyi’nin bu hatalı tutumunu devam ettirerek, kararda 28
Mayıs 2004 tarihli rapora herhangi bir atıfta bulunmaması ve Genel Sekreter
Ban Ki-Moon’un raporunu açık bir şekilde onaylamaktan kaçınmasını anlamakta
güçlük çekiyoruz.
Artık mutad olduğu üzere, kararda BMBG’nün görev
talimatının, kuvvet seviyesinin ve operasyon konseptinin gözden geçirilmeye
devam edileceğine yapılan atıf, Rum tarafının BM Barış Gücü’nün arkasına
saklanarak Kıbrıs’ta çözümsüzlük politikasını ilelebet sürdüremeyeceğinin
hatırlatılması bakımından önem taşımaktadır.
BM Genel Sekreteri’nin 28 Mayıs 2004 tarihli raporunda
ortaya koyduğu önemli gözlemler dikkate alınmayarak BM Güvenlik Konseyi’nin
1999 tarih ve 1251 sayılı güncelliğini yitirmiş bir kararına atıfta
bulunulması kabul edilemezdir.
Ayrıca, ara bölge ile hiçbir ilişkisi olmayan ve BM Barış
Gücü’nün görev alanı dışında bulunan Akyar köyüne ilişkin haksız talebin
karara yansıtılması üzüntü vericidir.
Kıbrıs Türk tarafı olarak BM ve BM Barış Gücü ile
işbirliğine devam etme konusundaki kararlılığımızı bir kez daha dile getirir,
Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs Türk tarafının çözüm yanlısı tutumunu da gözönüne
alarak 28 Mayıs 2004 tarihli raporu geciktirilmeksizin onaylamasına ilişkin
beklentimizi yineleriz.”