ERÇAKICA: “MÜLKİYET SORUNUNU KIBRIS SORUNUNDAN AYIRMAK VE SADECE
RUMLARIN SORUNU DİYE LANSE ETMEK İNSAFSIZLIK”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dün yaptığı
haftalık basın brifinginde Güney Kıbrıs’tan, Kıbrıslı Türklere ait konutlar
ile diğer malların talan edildiğine dair ciddi bilgiler gelmekte olduğuna
dikkat çekerek, “Böylesi bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan
ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek
insafsızlıktır” dedi.
Erçakıca’nın yaptıı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Son haftalarda, Kıbrıs sorununun önemli yönlerinden biri
olan mülkiyet konusunda çeşitli tartışmalar ve gelişmeler yaşanmaktadır.
Mülkiyet konusu, Kıbrıs sorunun ana unsurlarından biridir
ve kapsamlı bir çözüm gerçekleşmeden, mülkiyet sorununa bütünlüklü ve kalıcı
bir çözüm bulmak mümkün değildir. Ancak, kapsamlı çözüme ulaşana kadar, bazı
yöntemlerle sorunun acil olabilecek yönlerini kabul edilebilir hale getirmek
mümkündür. Kuzey Kıbrıs’ta oluşturduğumuz Taşınmaz Mal Komisyonu, bu
yöntemlerden biridir.
Taşınmaz Mal Komisyonu ile mülkiyet sorununda, acil
olanlara çözüm için iç hukuk yolu yaratılmıştır ve bu yöntem uluslararası
camiada giderek artan oranda kabul görmektedir. Ne var ki Rum yetkililer bu
komisyona başvuranları, adeta “vatan hainliği” ile suçlamaktadır. Rum
Yönetimi’nin bir yandan mülkiyet hakkının bir “insan hakkı” olduğunu söyleyip
vatandaşlarını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göndermesi; diğer yandan
mülkiyet hakkından yararlanmak isteyen ve Taşınmaz Mal Komisyonuna başvuran
vatandaşlarını aforoz etmesi, kendi içlerinde yaşadıkları çelişkinin en büyük
kanıtıdır.
Taşınmaz Mal Komisyonu’nun çalışmaları, mülkiyet sorununa
kapsamlı bir çözüm bulunmasının gereksizliğini değil, tam tersine çözüme
ulaşılmasının aciliyetini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki mülkiyet konusu, sadece Kıbrıslı
Rumların değil, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin de sorundur. Nitekim son
zamanlarda, mağdur olduğuna inanan bazı Kıbrıslı Türkler de Güney Kıbrıs’taki
iç hukuk yollarına başvurmakta ama olumsuz sonuçlar ile karşılaşmaktadırlar.
Bu arada, Güney Kıbrıs’tan Kıbrıslı Türklere ait konutlar
ile diğer malların talan edildiğine dair çok ciddi bilgiler bize kadar
ulaşmakta ve bu bilgiler Rumca basın-yayın organlarında yer almaktadır.
Bugün, Kıbrıslı Türklerin Güney’de bıraktıkları evlerin
taşlarının ve kapılarının sökülüp, satıldığını öğrenmekteyiz. 2003 yılında
sınır geçişlerinin karşılıklı olarak başlamasıyla birlikte pek çok Kıbrıslı
Türk, Güney’de bırakmış olduğu evlerini ve diğer mallarını görmeye gitmiş
ancak büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Türk köylerinin bir kısmının
yerinde yeller esmektedir. Evler, mezarlıklar, camiler, okullar harabeye
dönmüş vaziyettedir. Pek çok köy yerle bir edilmiştir. Haritada isimleri
olmasa ziyaretçiler, oraların sadece arazi olduğu fikrine kapılacaklardır.
Böylesine bir ortamda mülkiyet sorununu Kıbrıs sorunundan
ayırmak ve sadece Kıbrıslı Rumların bir sorunu olarak dünyaya lanse etmek en
azından insafsızlıktır.
Kıbrıs Rum tarafının bu konudaki faaliyetleri de, Kıbrıs
Cumhuriyeti olarak tanınmayı Kıbrıslı Türkler aleyhine ne kadar insafsızca
kullanmakta olduğunu gösteren örneklerden biridir.”
Basın brifinginde verilen bilgiye ve dökümanlara göre,
Güney Kıbrıs’ta yok edilen Türk köyleri şunlar:
“Larnaka; Esendağ (Pertrofan), Softalar.
Baf; Akkargı (Pitargu), Beşiktepe (Melendra), Dağaşan (Vretçça),
Dereboyu (Evretu), Faslı, Gökçebel (Falya), Gündoğdu (Antriliku), Kervanyolu (Karamulliyes),
Kurtağa, Kuşluca (Sarama), Olukönü (Lukurnu), Uluçam (Marona), Moronero,
Susuz, Tabanlı (İstinco), Tatlıca (Zaharga), Uzunmeşe (Tremetusa), Yakacık (Magunda),
Yuvalı (Prastyo).
Limasol; Aşağı Kivides, Yerovası (Yerovasa).
Lefkoşa; Alevkaya, Alifodez, Arpalık (Ay Sozomeno), Aybifan,
Kurtboğan (Yukarı Kutrafa), Selçuklu, Yağmuralan (Vroişa).”
BM Genel Sekreteri’nin BM Barış Gücü’yle ilgili raporunda yer alan 8 Temmuz
sürecine ilişkin bölümü de değerlendiren Erçakıca şöyle konuştu:
“Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon tarafından
hazırlanan BM Kıbrıs Barış Gücü raporu ile ilgili görüşlerimizi geçtiğimiz
günlerde kamuoyu ile paylaşmış ve raporun iyi niyet misyonu ile ilgili
bölümlerini genel olarak olumlu bulduğumuzu duyurmuştuk. Dışişleri
Bakanlığımız ise raporun teknik yanlarına ilişkin daha kapsamlı bir açıklama
yapmıştı.
Ban Ki-moon tarafından hazırlanan raporun 8 Temmuz sürecine
ilişkin bölümü özellikle önem taşımaktadır. 8 Temmuz süreci devam etmektedir.
Bu nedenle bu süreçte yaşanan sorunların neler olduğunu göstermesi veya bu
sorunların BM tarafından algılanış biçiminin ne olduğunu saptaması bakımından
raporun büyük önemi vardır. Herhalde, süreçteki bundan sonraki gelişmeleri bu
saptamalara uygun olarak ele almak gerekecektir.
Raporda, 8 Temmuz sürecinde esas hedefin, “özlü konular