www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti                                                         

Haber  26 Eylül 2007
 

AVCI, İTALYA PARLAMENTOSU’NDA KONUŞTU
“KAPSAMLI BİR ÇÖZÜMÜN YAKIN BİR GELECEKTE GERÇEKLEŞEMEYECEĞİ KANAATİNDEYİZ”

DIŞİŞLERİ BAKANI AVCI’NIN ROMA ZİYARETİ…
AVCI, RADİKAL PARTİ’DEN BİRİ MİLLETVEKİLİ İKİ YETKİLİYE KTTC PASAPORTLARINI TESLİM ETTİ

ERÇAKICA: “İZOLASYONLAR TAMAMEN RUM TARAFININ GAYRETLERİNDEN KAYNAKLANIYOR”

 


 
 

AVCI, İTALYA PARLAMENTOSU’NDA KONUŞTU
“KAPSAMLI BİR ÇÖZÜMÜN YAKIN BİR GELECEKTE GERÇEKLEŞEMEYECEĞİ KANAATİNDEYİZ”

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözümün yakın bir gelecekte gerçekleşemeyeceği kanaatinde olduğunu söyledi. Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir çözümün ancak “Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonuyla” olabileceği görüşünde olduğuna da işaret etti.

Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, İtalya’da temaslarda bulunan Turgay Avcı, dün İtalya Cumhuriyeti Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı. Avcı’nın yaptığı konuşmanın tam metni aşağıdaki gibidir:

“İtalya Cumhuriyeti Parlamentosu’nun seçkin üyelerine hitap etmek benim için büyük bir şeref ve ayrıcalıktır, ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs konusu ile ilgili görüşlerini aktarmak için önemli bir fırsat olduğunu düşündüğüm bu yüce parlamento’da beni bir konuşma yapmak üzere davet eden Radikal Parti’ye şükranlarımı sunmak isterim.

Herhangi bir ihtilafta tarih bilgisi o ihtilafın ayrılmaz bir parçasıdır, tarihi ve sonuçlarının antlaşma görüşmeleri üzerindeki etkisini anlamak bir çözüme ulaşma çabaları için elzemdir. Bundan dolayı sizleri Kıbrıs’ın yakın politik geçmişi ile ilgili bazı ana konularda kısaca bilgilendirmeyi gerekli görüyorum. Uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960 yılında kurulan ortaklık cumhuriyeti, 1963 yılında adayı Yunanistan’a bağlama niyetiyle, Kıbrıslı Rum ortağı tarafından yıkılmıştır. O tarihten bugüne Kıbrıs’ta ortak, merkezi bir idare bulunmamaktadır, Kıbrıs Rum tarafı kendisinin “Kıbrıs’ın hükümeti olduğunu” iddia etmeye devam ederken, aslında her iki taraf kendi kendini idare etmektedir.

Ortaklık cumhuriyeti’nin 1963 yılında Kıbrıslı Rumlar tarafından yıkılması, açık bir şekilde Kıbrıs sorununun başlamasına neden olmuştur ve bunu söylemenin gerekli olduğunu düşünüyorum. 1964 yılında Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı yürüttüğü silahlı saldırıları durdurmak amacıyla Kıbrıs’a konuşlanması da, Kıbrıs probleminin 1963 yılında Kıbrıslı Rumların adayı Yunanistan’a bağlama çabaları sonucu başladığını teyit etmektedir.

1963-1974 yılları arasında, 11 yıl boyunca, Kıbrıslı Rumların silahlı saldırılarına maruz kalan Kıbrıslı Türkler çektikleri ızdıraba ve verdikleri kayıplara rağmen varolmaya devam etmişlerdir. Getolara hapsedilerek, her türlü insan hakları ihlallerine-tekrar tekrar mülteci haline gelmek de dahil-maruz kaldılar. 11 yıl boyunca, açık hava hapishanesi şartlarında yaşadılar. 15 temmuz 1974’te, ada’yı Yunanistan’a bağlamak amacıyla Yunan cuntası Kıbrıs’a bir askeri darbe gerçekleştirdi. Yunan tarafının yayılmacı politikalarının direkt sonucu Türkiye’yi müdahale etmeye yöneltmiş ve sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Kıbrıslı Rumların hayatlarını da kurtarmıştır. Şunun altını çizmeliyim ki, Türkiye’nin müdahalesi 1960 garanti antlaşmaları uyarınca gerçekleşmiştir.

Şimdi de, Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakere çabaları hakkındaki son gelişmeleri kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.

Liderlerinin çağrısı üzerine Kıbrıs Rum halkı tarafından ezici bir çoğunlukla reddedilen, BM kapsamlı çözüm planınca, 24 Nisan 2004’te yer alan referanduma müteakip, Kıbrıs sorunu yeni bir dönemece girmiş ve yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Eşzamanlı ayrı referandumlarda Kıbrıs Rum tarafının bu kadar güçlü bir “hayır” deyişinden sonra, bir kez daha, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile güç paylaşımına girişmeye hazır olmadıkları anlaşılmıştır.

Eşzamanlı, ayrı referandumlar ada’da iki eşit halkın bulunduğunu, hiçbirinin bir diğerini temsil edemeyeceği gerçeğini teyit etmiştir. Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı üzerine düşeni yapmış ve bütünlüklü bir çözüm için özgür iradesini kullanmıştır. Artık, uluslararası topluluğun Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız kısıtlamalar ve sosyal, ekonomik ve siyasi alanlardaki engelleri kaldırma zamanı gelmiştir. Nitekim, dönemin BM Genel Sekreteri, 28 Mayıs 2004 tarihinde güvenlik konseyi’ne sunduğu raporunda uluslararası topluluğa “hem tek taraflı hem de uluslararası kitleler halinde Kıbrıslı Türklerin izolasyonu için uygulanan ve onların kalkınmasına engel teşkil eden haksız kısıtlamalar ve engellemelerin kaldırılması için işbirliği yapmaları” çağrısında bulunmuştu. Yeni Genel Sekreter’in de 1 Ocak- 30 Haziran 2007 dönemine ait Kıbrıs’la ilgili raporunda aynı yaklaşımı sergilediğini ve önceki genel sekreter’in 28 Mayıs 2004 tarihli raporuna atıfta bulunarak, diğer konularla birlikte, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız izolasyonun kaldırılması hususuna değindiğini hatırlatmak isterim.

Malumlarınız üzere, AB 26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı Türklere yıllardan beri uygulanan izolasyonun kaldırılması kararını almış ve bu amaçla AB komisyonu mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini içeren bütünlüklü bir önlemler paketi hazırlamıştır. Mali yardım tüzüğü, ana hedefinden saptırılmak üzere birçok değişikliğe uğradıktan sonra geçirilmiştir. Ancak Kıbrıslı Türklerin AB üyesi ülkelerle ticaret yapmasını sağlayacak ve izolasyonunu sona erdirecek olan doğrudan yardım tüzüğü AB’deki karşıtlarımızın sürekli söz vermesine rağmen hala askıdadır. Bunun ana sebebi, değinmek gerekmeksizin, Kıbrıslı Rumların bu yöndeki çabalarıdır. Avrupa birliği ve üye devletler, AB’nin sözkonusu kararı aldığı 26 Nisan 2004’ten bu yana Kıbrıs Rum yönetimi’nin kati tutumunu aşamamıştır. Kıbrıslı Rumlar’ın bu art niyetli duruşu, onların Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmadan tek taraflı olarak AB’ne üye olmalarının beklenildiği üzere bir katalizör rol oynamadığının şüphe götürmez bir kanıtıdır. Bu durum Kıbrıslı Rumların lehine olmuş ve Kıbrıs meselesini daha da karmaşık hale getirmiştir. Şu anda AB dönem başkanlığı Portekiz’deyken, enine boyuna değerlendirilmiş pozisyonumuzu tekrar etmek ve doğrudan ticaret tüzüğü’nün daha fazla gecikmeden geçirilerek Kıbrıslı Türkler’in kendi limanlarından AB ülkeleri ile ticaret yapmalarının sağlanması talebimizi yinelemek isteriz. İtalyan Parlamentosu’ndan, İtalyan hükümeti’ne bu hususta destek vermesini istemesini, uzun bir yol katedilmesi ve bu haksızlığın düzeltilmesi yönünde fayda sağlayacağı cihetle, talep ederim.

Biz Kıbrıslı Türkler kapsamlı bir çözümün yakın bir gelecekte gerçekleşemeyeceği kanaatindeyiz. Çözümsüzlük ise bir istikrarsızlık riski taşımaktadır. Bu görüşle Kıbrıslı Türkler görüşmelerde yapıcı bir tutum izlemiş ve çözümün sağlanabilmesi için birçok açılımlar yapmışlardır. Kıbrıslı Türkler’in, iki halkın günlük hayatta karşılarına çıkabilecek zorlukların üstesinden gelmeye yarayacak teknik komitelerin kurulmasını önermesi, ana hedefi Kıbrıs’ta kapsamlı çözümün bulunması için tam teşekküllü görüşmelerin başlaması olan 8 temmuz sürecini meydana getirmiştir. Doğal olarak görüşmeler bir hazırlık döneminden sonra başlayabilecekti. Ancak, Kıbrıs Rum tarafı 8 Temmuz sürecini hem Annan Planı’nı reddetmelerinin ardından kendilerine uygulanan baskılardan kurtulmak hem de geciktirme taktikleri uygulayarak süreci kösteklemek üzere mükemmel bir fırsat olarak değerlendirmektedir. Kıbrıslı Rumların süreci açık tutmaktaki amaçları Türkiye’nin AB üyelik sürecinde tavizler elde ederek üyeliğini engellemek, dolayısıyla iyice yerleşmiş BM parametrelerini ve çözüme yönelik çalışmaları tasfiye etmektir. Ayrıca bu durum Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonları pekiştirerek iki halk arasındaki güveni tesis etmeye yönelik çalışmalara ters düşmektedir. Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos’un, BM Genel Kurulunda dünya liderlerine hitabındaki açıklamaları Kıbrıs Rum tarafının duruşunu aydınlatıcı olmamıştır. Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir çözümün ancak Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonu ile olabileceğini söylemiştir.

Kıbrıs Rum tarafının bu stratejisi doğrultusunda Sn. Papadopulos, Cumhurbaşkanımızın Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm çabalarındaki tıkanıklığı aşabilmek için sürekli yinelediği görüşme taleplerini geri çevirmiştir. Bir yıl sonra ve tesadüfi olarak, Güney Kıbrıs’ta Şubat 2008’de gerçekleşecek olan seçimlerden 6 ay önce olumlu yanıt vermiştir.

Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifi ile, iki lider 5 eylül 2007’de BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde bir araya gelmişlerdir. Kıbrıs Türk tarafı, ivedi bir çözümün gerekliliği inancıyla toplantıda, BM parametreleri temelinde, 2.5 aylık bir hazırlık sürecinin ardından ve 2008 yılı sonunu aşmamayı hedef alarak liderler seviyesinde tam teşekküllü görüşmelerin başlamasını önermiştir. Eminim takdir edersiniz ki, Kıbrıs Türk tarafının yaptığı samimi ve cesur bir öneridir.

Kıbrıs Türk tarafının bir çözümün bulunmasını sağlayacağı görüşü ile 8 Temmuz sürecine ivme kazandırmaya yönelik yapıcı önerileri Kıbrıs Rum tarafınca doğrudan geri çevrilmiştir. Bu durum Kıbrıs Rum liderinin esas amacının süreci ileriye götürmek için olmayıp, bunun yerine sadece seçim öncesi bir strateji ile görüşmeye katıldığının açık bir kanıtıdır.

Bu da, uluslararası topluluğun Kıbrıs Rum yönetimine “yasal Kıbrıs hükümeti” muamelesi yapmaya devam ettiği sürece herhangi bir görüşme sürecinden olumlu bir sonuç elde edilmesini beklemenin çok iyimser bir yaklaşım olduğunu yeniden göstermiştir.

KKTC’nin şu anki ekonomik durumuyla ilgili de bilgi vermek isterim.

Kıbrıs Türk halkına uygulanmakta olan izolasyonun kaldırılması girişimlerimiz devam ederken hükümetimiz, ülkenin istikrarlı ekonomik kalkınmasını sağlamak için gerekli olan her türlü çaba ve çalışmayı içtenlikle yerine getirmektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta liberal ekonomik sistem uygulanmakta ve devletin asgari müdahalesi ile özel sektör desteklenmekte, doğal kaynakların rasyonel kullanılmasına, yüksek katma değer ve istihdam yaratan yatırımlara öncelik tanınmaktadır. Ticaret, turizm, eğitim, ulaşım ve endüstriyel sektörlere hükümetin uyguladığı liberal ekonomik politikalar çerçevesinde özel önem gösterilmektedir.

Yabancı yatırımı özendirmek kalkınma politikamızın öncelikli hedeflerindendir. Dolayısıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yatırım yapmak isteyenler hükümetin pozitif tutumundan emin olsunlar. Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyanın her yerinden gelecek yatırımcıları memnuniyetle karşılamaya isteklidir. KKTC’de kapsamlı turizm ve iş imkanları ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyen potansiyel yatırımcılar ve iş adamlarına hizmet etmek için ilgili makamlarımız mevcuttur.

Gelişme politikasına göre ihracata yönelik sanayiler tercih edilmektedir. Ülkeye modern teknoloji, bilgi ve yeni yönetim tekniklerinin transferini kolaylaştıracak projelere öncelik verilmektedir.

Kuzey Kıbrıs, bölgede bir yüksek öğrenim merkezi haline gelmekte ve 60 ülkeden gelen 40 binden fazla öğrenciye makul ücretlerde yüksek öğrenim imkanı tanıyan 6 mükemmel üniversiteyi barındırmaktadır. Öğrenci sayısının hızla artmakta olduğunu memnuniyetle söyleyebilirim. Yüksek öğrenim, turizmin yanında ülkeye ekonomik olarak önemli ölçüde katkıda bulunan başlıca sektörlerdendir. Tüm üniversitelerimizde eğitim dili İngilizce’dir ve bu üniversiteler farklı alanlarda ve oldukça yüksek standartlarda değişik ülkelerden gelen çok deneyimli öğretim kadrosu ile eğitim vermektedir. Bazı üniversitelerimizin abd, ingiltere ve diğer ülkelerdeki çeşitli üniversitelerle eğitim anlaşmaları vardır.

KKTC’deki üniversiteler, Kıbrıs Rum yönetimi’nin kışkırtmalarıyla uygulanan haksız kısıtlamalara maruz kalmaktadır. Kıbrıs Rum tarafı, üniversitelerimizin diğer ülkelerdeki üniversitelerle işbirliği kurmaya yönelik her girişimini engellemektedir. Elbette ki, bu tür çabalar temel insan haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmekte ve öğrencilerin hayatları ve kariyerlerine ve Kuzey Kıbrıs’taki yüksek öğrenimin geleceğine zarar vermektedir.

Yüksek kalitedeki üniversitelerimizin Bologna sürecine dahil edilmesini talep ettik. Ancak, bu talebimiz Kıbrıs Rum tarafınca engellendi. Bu hususta, sizlerden bu sürecin bir parçası olmak için destek vermenizi ve üniversitelerimizin İtalyan üniversiteleriyle işbirliği kurmasına olanak tanımanızı rica ediyoRum, böylece bu alandaki izolasyon hafifletilebilir.

Yüksek öğretime ek olarak, turizm de Kuzey Kıbrıs’ta önde gelen hizmet sektörlerindendir. Misafirperver insanlarıyla, zengin kültürel mirası, bozulmamış, kirlenmemiş doğal güzelliğiyle ve akdeniz ve uluslararası mutfaklarıyla hizmet veren lüks otelleriyle kuzey Kıbrıs, turistler için aranan bir ülkedir.

Turizm sektörünün gelişmesine en büyük engel ülkemize ve ülkemizden diğer ülkelere doğrudan uçuşların olmamasıdır – kısıtlamalara en önemli örnek budur. Uçakların Türkiye üzerinden olması zorunluluğu uçuşun zaman ve masrafını artırmakta ve ziyaretçilere gereksiz zahmet vermektedir. Ancak, bizim yine de Türkiye aracılığıyla hem devlet hem de özel havayolu şirketleri nezdinde dış dünya ile etkili bir hava bağlantımız bulunmaktadır.

Bu çerçevede, uluslararası topluma Kıbrıs Türkleri’nin ve uluslararası ziyaretçilerin temel insan haklarının açık ihlali olan bu ayrımcılığı sona erdirmeleri için çağrıda bulunuyorum.”

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AVCI’NIN ROMA ZİYARETİ…
AVCI, RADİKAL PARTİ’DEN BİRİ MİLLETVEKİLİ İKİ YETKİLİYE KTTC PASAPORTLARINI TESLİM ETTİ

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Roma ziyaretinin ikinci gününde İtalya Meclisindeydi.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Montecitorio Meydanında İtalya’daki merkez sol hükümetin koalisyon ortaklarından biri olan Radikal Parti milletvekillerince karşılanan Avcı, Meclise ana kapıdan giriş yaptı.

Avcı, Mecliste düzenlenen basın toplantısında, Radikal Partiden biri milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport ve nüfus cüzdanlarını da teslim etti.

Avcı, basın toplantısında yaptığı konuşmada, Radikal Partiye ve İtalya’ya Kıbrıs sorununun KKTC’ye yönelik haksızlıkların giderilerek adil biçimde çözümlenmesi için gösterdikleri çabalardan dolayı teşekkür etti.

Avcı’nın basın toplantısında, KKTC vatandaşlığına geçmiş olan iki İtalyan da konuştu.

Turco ve Perduca, 30 Temmuz 2007’de KKTC’yi ziyaretleri sırasında KTTC vatandaşı olmak için yaptıkları başvurunun kabul edilmesinden ve kendilerine verilen KKTC pasaportlarından dolayı Avcı’ya teşekkür etti.

Milletvekili Turco, Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye tam üye olarak kabul edilmelerinin ardından, daha önce AB’ye verdikleri sözleri yerine getirmeyerek Annan planına hayır demiş olduklarına işaret etti. Kıbrıs’ta bugün itibarıyla fiilen iki toplum ve iki devlet bulunduğunu hatırlatan Turco, sorunun çözümünün ancak her iki tarafın da eşit koşullarda müzakere etmesiyle çözümlenebileceğini belirterek, “KKTC’nin en kısa sürede AB’ye girmesini temenni ediyoruz” dedi.

Radikal Parti MYK üyesi Perduca ise, KKTC’yi ziyareti sırasında Rum kesiminin iddialarının aksine orada “işgal” görüntüsüne rastlamadığını belirterek, şunları söyledi: “Orada, hiç de işgal altında olmayan, tüm kuRumlarıyla demokratik bir devlet var. Kıbrıslı Türklerin maruz kaldığı haksızlıkların giderilmesi için AB verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC vatandaşlığına geçme eylemimiz de, Kıbrıslı Türklerin sesini duyurma arzumuzdan kaynaklanmıştır.”

 

ERÇAKICA: “İZOLASYONLAR TAMAMEN RUM TARAFININ GAYRETLERİNDEN KAYNAKLANIYOR”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların tamamen Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinden kaynaklandığının, son günlerde yaşanan gelişmelerle bir kez daha ortaya çıktığını söyledi.

Mali Yardım Tüzüğü ile Yeşil Hat Tüzüğü’nün uygulanmasındaki zorlukların da tamamen Kıbrıs Rum tarafından kaynaklandığına işaret eden Erçakıca, “AB üyeliğinin ve diğer uluslararası ilişkilerinin sağladığı olanakları Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya dayalı uzun vadeli bir strateji izlemekte ve bu sürenin sonunda Kıbrıslı Türkleri kendi devlet sistemine osmosis yoluyla entegre etmeyi düşlemektedirler” dedi.

Hasan Erçakıca’nın dün düzenlediği haftalık basın brifinginde şu ifadeler yer aldı:

“Kıbrıslı Türklerin nasıl bir izolasyon altında olduğu ve bu izolasyonun sürmesi için kimin nasıl bir uğraş verdiği son günlerde yaşanan gelişmelerle bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Basın tarafından da izlendiği gibi, Suriye ile Kuzey Kıbrıs arasındaki deniz ulaşımı, geçtiğimiz Cumartesi günü yeniden başlamıştır. Bu hattın yeniden açılması için çalışan hükümet yetkililerini kutlamak gerekmektedir.

Kıbrıs Rum tarafının Gazimağusa-Lazkiye hattının yeniden açılmasına gösterdiği tepki ve bu hattı kapattırma gayretleri tümüyle düşmanlık kokmaktadır. Kıbrıs Rum tarafı, bu hattı kapattırmak için her şeyi yapacak ve Suriye ile olan ilişkilerini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaktan çekinmeyecektir. Bu durumda, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların tamamen Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinden kaynaklandığı açıkça ortadadır.

Geçtiğimiz hafta, AB tarafından uygulamaya konmuş olan Yeşil Hat Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü’nün uygulama raporları da yayınlanmıştır.

Mali Yardım Tüzüğü değerlendirme raporunda, uygulama zorlukları açıklanırken Tüzüğün onaylanmasındaki gecikmeden dolayı uğranan zaman kaybına, dolayısıyla uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklara ve Tüzük kabul edilmeden önce mülkiyete ilişkin maddelerin eklenmesinin fiziki yatırım projelerinin uygulanmasını geciktirme riskine dikkat çekilmektedir. Hatırlanacağı üzere, Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Mali Yardım Tüzüğü Avrupa Komisyonunun önerdiği tarihten ancak 18 ay sonra kabul edilebilmişti ve yine Rum tarafının ısrarıyla Mali Tüzük kabul edilmeden önce eklenen maddelerle mülkiyet sorununda karşılaşılabilecek zorlukların aşılması için varolan esneklikler geçersiz kılınmıştı.

Açıkça görülmektedir ki, bu konudaki zorluklar da tamamen Kıbrıs Rum tarafından kaynaklanmaktadır.

Benzer bir durum Yeşil Hat Tüzüğü için de geçerlidir. Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin hacminde geçen yıla göre yüzde yüzlük bir artış görülmekle birlikte, bu ticaret miktarının önemli boyutlara ulaşamadığı bilinmektedir. Değerlendirme raporunda bunun nedenleri olarak, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk kamyonlarının güneye geçişine, Kıbrıs Türk reklamlarının Güney’de yayınlanmasına engel koyması ve Türkçe etikete sahip ürünlere raflarda yer verilmemesi olduğu açıkça ifade edilmektedir. Yeşil Hat Tüzüğü kapsamına alınan bal ve balık ürünleri konusunda yaşanan zorluklar ise Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma girişimlerinin sonucudur.

Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkleri izolasyon altında tutma gayretlerini Kıbrıs sorununa barışçı çözüm bulma çabaları ile bağdaştırmak olanaksızdır. Esasen, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı çözüm müzakerelerini başlatmaktan veya Kıbrıs’taki iki halk arasındaki ilişkileri iyileştirmeyi amaçlayan Teknik Komiteleri çalıştırmaktan kaçınmasının nedeni de budur. Kıbrıs Rum tarafı, AB üyeliğinin ve diğer uluslararası ilişkilerinin sağladığı olanakları Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya dayalı uzun vadeli bir strateji izlemekte ve bu sürenin sonunda Kıbrıslı Türkleri kendi devlet sistemine osmosis yolu ile entegre etmeyi düşlemektedir.

Kıbrıs Türk tarafı olarak, bu baskılara boyun eğmeyeceğimizin herkes tarafından bilinmesinde fayda vardır. Kıbrıs Rum tarafı, zaten bu oyunu başarıya ulaştırma gücüne sahip değildir. Bu nedenle, bu oyun, sadece ve sadece Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün uzamasına yardımcı olmaktadır; o kadar!”

İTALYAN PARLAMENTOSU ÜYESİ MİLLETVEKİLİ TURCO İLE İTALYAN RADİKAL PARTİ GENEL KONSEYİ ÜYESİ PERDUCA KKTC VATANDAŞLIĞINA MÜRACAAT ETTİ

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DIŞİŞLERİ BAKANI DOÇ.DR. SAYIN TURGAY AVCI’NIN 19 TEMMUZ 2007 TARİHİNDE YABANCI BASIN MENSUPLARI ONURUNA VERDİĞİ KAHVALTI TOPLANTISINDA YAPMIŞ OLDUĞU KONUŞMA METNİ
(19.07.07)

1963-1974 YILLARI ARASINDA rum saldırıları sonucunda GERÇEKLEŞEN NÜFUS HAREKETLERİNİ VE KIBRISLI TÜRKLERİN GÖÇ ETTİRİLDİĞİ KÖYLERİ GÖSTEREN KIBRIS HARİTASI

RUM YAZAR RUM VAHŞETİNİ ANLATIYOR

GÜNEY KIBRIS'TAKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU