AVCI, İTALYA PARLAMENTOSU’NDA KONUŞTU
“KAPSAMLI BİR ÇÖZÜMÜN YAKIN BİR GELECEKTE GERÇEKLEŞEMEYECEĞİ KANAATİNDEYİZ”
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Kıbrıslı Türklerin kapsamlı bir çözümün yakın bir gelecekte gerçekleşemeyeceği
kanaatinde olduğunu söyledi. Avcı, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir
çözümün ancak “Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Rum devleti içerisine
asimilasyonuyla” olabileceği görüşünde olduğuna da işaret etti.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamaya göre,
İtalya’da temaslarda bulunan Turgay Avcı, dün İtalya Cumhuriyeti
Parlamentosu’nda bir konuşma yaptı. Avcı’nın yaptığı konuşmanın tam metni
aşağıdaki gibidir:
“İtalya Cumhuriyeti Parlamentosu’nun seçkin üyelerine hitap
etmek benim için büyük bir şeref ve ayrıcalıktır, ve Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs
konusu ile ilgili görüşlerini aktarmak için önemli bir fırsat olduğunu
düşündüğüm bu yüce parlamento’da beni bir konuşma yapmak üzere davet eden
Radikal Parti’ye şükranlarımı sunmak isterim.
Herhangi bir ihtilafta tarih bilgisi o ihtilafın ayrılmaz
bir parçasıdır, tarihi ve sonuçlarının antlaşma görüşmeleri üzerindeki
etkisini anlamak bir çözüme ulaşma çabaları için elzemdir. Bundan dolayı
sizleri Kıbrıs’ın yakın politik geçmişi ile ilgili bazı ana konularda kısaca
bilgilendirmeyi gerekli görüyorum. Uluslararası antlaşmalar uyarınca 1960
yılında kurulan ortaklık cumhuriyeti, 1963 yılında adayı Yunanistan’a bağlama
niyetiyle, Kıbrıslı Rum ortağı tarafından yıkılmıştır. O tarihten bugüne
Kıbrıs’ta ortak, merkezi bir idare bulunmamaktadır, Kıbrıs Rum tarafı
kendisinin “Kıbrıs’ın hükümeti olduğunu” iddia etmeye devam ederken, aslında
her iki taraf kendi kendini idare etmektedir.
Ortaklık cumhuriyeti’nin 1963 yılında Kıbrıslı Rumlar
tarafından yıkılması, açık bir şekilde Kıbrıs sorununun başlamasına neden
olmuştur ve bunu söylemenin gerekli olduğunu düşünüyorum. 1964 yılında
Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere karşı
yürüttüğü silahlı saldırıları durdurmak amacıyla Kıbrıs’a konuşlanması da,
Kıbrıs probleminin 1963 yılında Kıbrıslı Rumların adayı Yunanistan’a bağlama
çabaları sonucu başladığını teyit etmektedir.
1963-1974 yılları arasında, 11 yıl boyunca, Kıbrıslı
Rumların silahlı saldırılarına maruz kalan Kıbrıslı Türkler çektikleri
ızdıraba ve verdikleri kayıplara rağmen varolmaya devam etmişlerdir. Getolara
hapsedilerek, her türlü insan hakları ihlallerine-tekrar tekrar mülteci haline
gelmek de dahil-maruz kaldılar. 11 yıl boyunca, açık hava hapishanesi
şartlarında yaşadılar. 15 temmuz 1974’te, ada’yı Yunanistan’a bağlamak
amacıyla Yunan cuntası Kıbrıs’a bir askeri darbe gerçekleştirdi. Yunan
tarafının yayılmacı politikalarının direkt sonucu Türkiye’yi müdahale etmeye
yöneltmiş ve sadece Kıbrıslı Türklerin değil aynı zamanda Kıbrıslı Rumların
hayatlarını da kurtarmıştır. Şunun altını çizmeliyim ki, Türkiye’nin
müdahalesi 1960 garanti antlaşmaları uyarınca gerçekleşmiştir.
Şimdi de, Kıbrıs sorunu ile ilgili müzakere çabaları
hakkındaki son gelişmeleri kısaca sizlerle paylaşmak istiyorum.
Liderlerinin çağrısı üzerine Kıbrıs Rum halkı tarafından
ezici bir çoğunlukla reddedilen, BM kapsamlı çözüm planınca, 24 Nisan 2004’te
yer alan referanduma müteakip, Kıbrıs sorunu yeni bir dönemece girmiş ve yeni
bir durum ortaya çıkmıştır. Eşzamanlı ayrı referandumlarda Kıbrıs Rum
tarafının bu kadar güçlü bir “hayır” deyişinden sonra, bir kez daha, Kıbrıs
Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafı ile güç paylaşımına girişmeye hazır
olmadıkları anlaşılmıştır.
Eşzamanlı, ayrı referandumlar ada’da iki eşit halkın
bulunduğunu, hiçbirinin bir diğerini temsil edemeyeceği gerçeğini teyit
etmiştir. Sonuç olarak, Kıbrıs Türk halkı üzerine düşeni yapmış ve bütünlüklü
bir çözüm için özgür iradesini kullanmıştır. Artık, uluslararası topluluğun
Kıbrıs Türk halkı üzerindeki haksız kısıtlamalar ve sosyal, ekonomik ve siyasi
alanlardaki engelleri kaldırma zamanı gelmiştir. Nitekim, dönemin BM Genel
Sekreteri, 28 Mayıs 2004 tarihinde güvenlik konseyi’ne sunduğu raporunda
uluslararası topluluğa “hem tek taraflı hem de uluslararası kitleler halinde
Kıbrıslı Türklerin izolasyonu için uygulanan ve onların kalkınmasına engel
teşkil eden haksız kısıtlamalar ve engellemelerin kaldırılması için işbirliği
yapmaları” çağrısında bulunmuştu. Yeni Genel Sekreter’in de 1 Ocak- 30 Haziran
2007 dönemine ait Kıbrıs’la ilgili raporunda aynı yaklaşımı sergilediğini ve
önceki genel sekreter’in 28 Mayıs 2004 tarihli raporuna atıfta bulunarak,
diğer konularla birlikte, Kıbrıslı Türklere uygulanan haksız izolasyonun
kaldırılması hususuna değindiğini hatırlatmak isterim.
Malumlarınız üzere, AB 26 Nisan 2004 tarihinde Kıbrıslı
Türklere yıllardan beri uygulanan izolasyonun kaldırılması kararını almış ve
bu amaçla AB komisyonu mali yardım ve doğrudan ticaret tüzüklerini içeren
bütünlüklü bir önlemler paketi hazırlamıştır. Mali yardım tüzüğü, ana
hedefinden saptırılmak üzere birçok değişikliğe uğradıktan sonra
geçirilmiştir. Ancak Kıbrıslı Türklerin AB üyesi ülkelerle ticaret yapmasını
sağlayacak ve izolasyonunu sona erdirecek olan doğrudan yardım tüzüğü AB’deki
karşıtlarımızın sürekli söz vermesine rağmen hala askıdadır. Bunun ana sebebi,
değinmek gerekmeksizin, Kıbrıslı Rumların bu yöndeki çabalarıdır. Avrupa
birliği ve üye devletler, AB’nin sözkonusu kararı aldığı 26 Nisan 2004’ten bu
yana Kıbrıs Rum yönetimi’nin kati tutumunu aşamamıştır. Kıbrıslı Rumlar’ın bu
art niyetli duruşu, onların Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmadan tek taraflı
olarak AB’ne üye olmalarının beklenildiği üzere bir katalizör rol
oynamadığının şüphe götürmez bir kanıtıdır. Bu durum Kıbrıslı Rumların lehine
olmuş ve Kıbrıs meselesini daha da karmaşık hale getirmiştir. Şu anda AB dönem
başkanlığı Portekiz’deyken, enine boyuna değerlendirilmiş pozisyonumuzu tekrar
etmek ve doğrudan ticaret tüzüğü’nün daha fazla gecikmeden geçirilerek
Kıbrıslı Türkler’in kendi limanlarından AB ülkeleri ile ticaret yapmalarının
sağlanması talebimizi yinelemek isteriz. İtalyan Parlamentosu’ndan, İtalyan
hükümeti’ne bu hususta destek vermesini istemesini, uzun bir yol katedilmesi
ve bu haksızlığın düzeltilmesi yönünde fayda sağlayacağı cihetle, talep
ederim.
Biz Kıbrıslı Türkler kapsamlı bir çözümün yakın bir
gelecekte gerçekleşemeyeceği kanaatindeyiz. Çözümsüzlük ise bir istikrarsızlık
riski taşımaktadır. Bu görüşle Kıbrıslı Türkler görüşmelerde yapıcı bir tutum
izlemiş ve çözümün sağlanabilmesi için birçok açılımlar yapmışlardır. Kıbrıslı
Türkler’in, iki halkın günlük hayatta karşılarına çıkabilecek zorlukların
üstesinden gelmeye yarayacak teknik komitelerin kurulmasını önermesi, ana
hedefi Kıbrıs’ta kapsamlı çözümün bulunması için tam teşekküllü görüşmelerin
başlaması olan 8 temmuz sürecini meydana getirmiştir. Doğal olarak görüşmeler
bir hazırlık döneminden sonra başlayabilecekti. Ancak, Kıbrıs Rum tarafı 8
Temmuz sürecini hem Annan Planı’nı reddetmelerinin ardından kendilerine
uygulanan baskılardan kurtulmak hem de geciktirme taktikleri uygulayarak
süreci kösteklemek üzere mükemmel bir fırsat olarak değerlendirmektedir.
Kıbrıslı Rumların süreci açık tutmaktaki amaçları Türkiye’nin AB üyelik
sürecinde tavizler elde ederek üyeliğini engellemek, dolayısıyla iyice
yerleşmiş BM parametrelerini ve çözüme yönelik çalışmaları tasfiye etmektir.
Ayrıca bu durum Kıbrıs Türklerine uygulanan izolasyonları pekiştirerek iki
halk arasındaki güveni tesis etmeye yönelik çalışmalara ters düşmektedir.
Kıbrıs Rum lideri Tasos Papadopulos’un, BM Genel Kurulunda dünya liderlerine
hitabındaki açıklamaları Kıbrıs Rum tarafının duruşunu aydınlatıcı olmamıştır.
Papadopulos, Kıbrıs Rum tarafı için kabul edilebilir bir çözümün ancak
Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devleti içerisine asimilasyonu ile
olabileceğini söylemiştir.
Kıbrıs Rum tarafının bu stratejisi doğrultusunda Sn.
Papadopulos, Cumhurbaşkanımızın Kıbrıs sorununa bütünlüklü bir çözüm
çabalarındaki tıkanıklığı aşabilmek için sürekli yinelediği görüşme
taleplerini geri çevirmiştir. Bir yıl sonra ve tesadüfi olarak, Güney
Kıbrıs’ta Şubat 2008’de gerçekleşecek olan seçimlerden 6 ay önce olumlu yanıt
vermiştir.
Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifi ile, iki lider 5 eylül
2007’de BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde bir araya
gelmişlerdir. Kıbrıs Türk tarafı, ivedi bir çözümün gerekliliği inancıyla
toplantıda, BM parametreleri temelinde, 2.5 aylık bir hazırlık sürecinin
ardından ve 2008 yılı sonunu aşmamayı hedef alarak liderler seviyesinde tam
teşekküllü görüşmelerin başlamasını önermiştir. Eminim takdir edersiniz ki,
Kıbrıs Türk tarafının yaptığı samimi ve cesur bir öneridir.
Kıbrıs Türk tarafının bir çözümün bulunmasını sağlayacağı
görüşü ile 8 Temmuz sürecine ivme kazandırmaya yönelik yapıcı önerileri Kıbrıs
Rum tarafınca doğrudan geri çevrilmiştir. Bu durum Kıbrıs Rum liderinin esas
amacının süreci ileriye götürmek için olmayıp, bunun yerine sadece seçim
öncesi bir strateji ile görüşmeye katıldığının açık bir kanıtıdır.
Bu da, uluslararası topluluğun Kıbrıs Rum yönetimine “yasal
Kıbrıs hükümeti” muamelesi yapmaya devam ettiği sürece herhangi bir görüşme
sürecinden olumlu bir sonuç elde edilmesini beklemenin çok iyimser bir
yaklaşım olduğunu yeniden göstermiştir.
KKTC’nin şu anki ekonomik durumuyla ilgili de bilgi vermek
isterim.
Kıbrıs Türk halkına uygulanmakta olan izolasyonun
kaldırılması girişimlerimiz devam ederken hükümetimiz, ülkenin istikrarlı
ekonomik kalkınmasını sağlamak için gerekli olan her türlü çaba ve çalışmayı
içtenlikle yerine getirmektedir.
Kuzey Kıbrıs’ta liberal ekonomik sistem uygulanmakta ve
devletin asgari müdahalesi ile özel sektör desteklenmekte, doğal kaynakların
rasyonel kullanılmasına, yüksek katma değer ve istihdam yaratan yatırımlara
öncelik tanınmaktadır. Ticaret, turizm, eğitim, ulaşım ve endüstriyel
sektörlere hükümetin uyguladığı liberal ekonomik politikalar çerçevesinde özel
önem gösterilmektedir.
Yabancı yatırımı özendirmek kalkınma politikamızın
öncelikli hedeflerindendir. Dolayısıyla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne
yatırım yapmak isteyenler hükümetin pozitif tutumundan emin olsunlar. Bu
bağlamda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti dünyanın her yerinden gelecek
yatırımcıları memnuniyetle karşılamaya isteklidir. KKTC’de kapsamlı turizm ve
iş imkanları ile ilgili daha fazla bilgi almak isteyen potansiyel yatırımcılar
ve iş adamlarına hizmet etmek için ilgili makamlarımız mevcuttur.
Gelişme politikasına göre ihracata yönelik sanayiler tercih
edilmektedir. Ülkeye modern teknoloji, bilgi ve yeni yönetim tekniklerinin
transferini kolaylaştıracak projelere öncelik verilmektedir.
Kuzey Kıbrıs, bölgede bir yüksek öğrenim merkezi haline
gelmekte ve 60 ülkeden gelen 40 binden fazla öğrenciye makul ücretlerde yüksek
öğrenim imkanı tanıyan 6 mükemmel üniversiteyi barındırmaktadır. Öğrenci
sayısının hızla artmakta olduğunu memnuniyetle söyleyebilirim. Yüksek öğrenim,
turizmin yanında ülkeye ekonomik olarak önemli ölçüde katkıda bulunan başlıca
sektörlerdendir. Tüm üniversitelerimizde eğitim dili İngilizce’dir ve bu
üniversiteler farklı alanlarda ve oldukça yüksek standartlarda değişik
ülkelerden gelen çok deneyimli öğretim kadrosu ile eğitim vermektedir. Bazı
üniversitelerimizin abd, ingiltere ve diğer ülkelerdeki çeşitli
üniversitelerle eğitim anlaşmaları vardır.
KKTC’deki üniversiteler, Kıbrıs Rum yönetimi’nin
kışkırtmalarıyla uygulanan haksız kısıtlamalara maruz kalmaktadır. Kıbrıs Rum
tarafı, üniversitelerimizin diğer ülkelerdeki üniversitelerle işbirliği
kurmaya yönelik her girişimini engellemektedir. Elbette ki, bu tür çabalar
temel insan haklarının ihlal edilmesi anlamına gelmekte ve öğrencilerin
hayatları ve kariyerlerine ve Kuzey Kıbrıs’taki yüksek öğrenimin geleceğine
zarar vermektedir.
Yüksek kalitedeki üniversitelerimizin Bologna sürecine
dahil edilmesini talep ettik. Ancak, bu talebimiz Kıbrıs Rum tarafınca
engellendi. Bu hususta, sizlerden bu sürecin bir parçası olmak için destek
vermenizi ve üniversitelerimizin İtalyan üniversiteleriyle işbirliği kurmasına
olanak tanımanızı rica ediyoRum, böylece bu alandaki izolasyon
hafifletilebilir.
Yüksek öğretime ek olarak, turizm de Kuzey Kıbrıs’ta önde
gelen hizmet sektörlerindendir. Misafirperver insanlarıyla, zengin kültürel
mirası, bozulmamış, kirlenmemiş doğal güzelliğiyle ve akdeniz ve uluslararası
mutfaklarıyla hizmet veren lüks otelleriyle kuzey Kıbrıs, turistler için
aranan bir ülkedir.
Turizm sektörünün gelişmesine en büyük engel ülkemize ve
ülkemizden diğer ülkelere doğrudan uçuşların olmamasıdır – kısıtlamalara en
önemli örnek budur. Uçakların Türkiye üzerinden olması zorunluluğu uçuşun
zaman ve masrafını artırmakta ve ziyaretçilere gereksiz zahmet vermektedir.
Ancak, bizim yine de Türkiye aracılığıyla hem devlet hem de özel havayolu
şirketleri nezdinde dış dünya ile etkili bir hava bağlantımız bulunmaktadır.
Bu çerçevede, uluslararası topluma Kıbrıs Türkleri’nin ve
uluslararası ziyaretçilerin temel insan haklarının açık ihlali olan bu
ayrımcılığı sona erdirmeleri için çağrıda bulunuyorum.”
DIŞİŞLERİ BAKANI AVCI’NIN ROMA ZİYARETİ…
AVCI, RADİKAL PARTİ’DEN BİRİ MİLLETVEKİLİ İKİ YETKİLİYE KTTC PASAPORTLARINI
TESLİM ETTİ
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, Roma
ziyaretinin ikinci gününde İtalya Meclisindeydi.
Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Montecitorio Meydanında
İtalya’daki merkez sol hükümetin koalisyon ortaklarından biri olan Radikal
Parti milletvekillerince karşılanan Avcı, Meclise ana kapıdan giriş yaptı.
Avcı, Mecliste düzenlenen basın toplantısında, Radikal
Partiden biri milletvekili olan iki yetkiliye, bu kişilerin KKTC
vatandaşlığına kabul edilmelerinin göstergesi olan pasaport ve nüfus
cüzdanlarını da teslim etti.
Avcı, basın toplantısında yaptığı konuşmada, Radikal
Partiye ve İtalya’ya Kıbrıs sorununun KKTC’ye yönelik haksızlıkların
giderilerek adil biçimde çözümlenmesi için gösterdikleri çabalardan dolayı
teşekkür etti.
Avcı’nın basın toplantısında, KKTC vatandaşlığına geçmiş
olan iki İtalyan da konuştu.
Turco ve Perduca, 30 Temmuz 2007’de KKTC’yi ziyaretleri
sırasında KTTC vatandaşı olmak için yaptıkları başvurunun kabul edilmesinden
ve kendilerine verilen KKTC pasaportlarından dolayı Avcı’ya teşekkür etti.
Milletvekili Turco, Kıbrıs Rum kesiminin AB’ye tam üye
olarak kabul edilmelerinin ardından, daha önce AB’ye verdikleri sözleri yerine
getirmeyerek Annan planına hayır demiş olduklarına işaret etti. Kıbrıs’ta
bugün itibarıyla fiilen iki toplum ve iki devlet bulunduğunu hatırlatan Turco,
sorunun çözümünün ancak her iki tarafın da eşit koşullarda müzakere etmesiyle
çözümlenebileceğini belirterek, “KKTC’nin en kısa sürede AB’ye girmesini
temenni ediyoruz” dedi.
Radikal Parti MYK üyesi Perduca ise, KKTC’yi ziyareti
sırasında Rum kesiminin iddialarının aksine orada “işgal” görüntüsüne
rastlamadığını belirterek, şunları söyledi: “Orada, hiç de işgal altında
olmayan, tüm kuRumlarıyla demokratik bir devlet var. Kıbrıslı Türklerin maruz
kaldığı haksızlıkların giderilmesi için AB verdiği sözleri tutmalıdır. KKTC
vatandaşlığına geçme eylemimiz de, Kıbrıslı Türklerin sesini duyurma
arzumuzdan kaynaklanmıştır.”
ERÇAKICA: “İZOLASYONLAR TAMAMEN RUM TARAFININ
GAYRETLERİNDEN KAYNAKLANIYOR”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Kıbrıslı Türklere
uygulanan izolasyonların tamamen Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinden
kaynaklandığının, son günlerde yaşanan gelişmelerle bir kez daha ortaya
çıktığını söyledi.
Mali Yardım Tüzüğü ile Yeşil Hat Tüzüğü’nün
uygulanmasındaki zorlukların da tamamen Kıbrıs Rum tarafından kaynaklandığına
işaret eden Erçakıca, “AB üyeliğinin ve diğer uluslararası ilişkilerinin
sağladığı olanakları Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya dayalı uzun vadeli
bir strateji izlemekte ve bu sürenin sonunda Kıbrıslı Türkleri kendi devlet
sistemine osmosis yoluyla entegre etmeyi düşlemektedirler” dedi.
Hasan Erçakıca’nın dün düzenlediği haftalık basın
brifinginde şu ifadeler yer aldı:
“Kıbrıslı Türklerin nasıl bir izolasyon altında olduğu ve
bu izolasyonun sürmesi için kimin nasıl bir uğraş verdiği son günlerde yaşanan
gelişmelerle bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Basın tarafından da izlendiği gibi, Suriye ile Kuzey Kıbrıs
arasındaki deniz ulaşımı, geçtiğimiz Cumartesi günü yeniden başlamıştır. Bu
hattın yeniden açılması için çalışan hükümet yetkililerini kutlamak
gerekmektedir.
Kıbrıs Rum tarafının Gazimağusa-Lazkiye hattının yeniden
açılmasına gösterdiği tepki ve bu hattı kapattırma gayretleri tümüyle
düşmanlık kokmaktadır. Kıbrıs Rum tarafı, bu hattı kapattırmak için her şeyi
yapacak ve Suriye ile olan ilişkilerini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaktan
çekinmeyecektir. Bu durumda, Kıbrıslı Türklere uygulanan izolasyonların
tamamen Kıbrıs Rum tarafının gayretlerinden kaynaklandığı açıkça ortadadır.
Geçtiğimiz hafta, AB tarafından uygulamaya konmuş olan
Yeşil Hat Tüzüğü ile Mali Yardım Tüzüğü’nün uygulama raporları da
yayınlanmıştır.
Mali Yardım Tüzüğü değerlendirme raporunda, uygulama
zorlukları açıklanırken Tüzüğün onaylanmasındaki gecikmeden dolayı uğranan
zaman kaybına, dolayısıyla uygulamada ortaya çıkan birtakım aksaklıklara ve
Tüzük kabul edilmeden önce mülkiyete ilişkin maddelerin eklenmesinin fiziki
yatırım projelerinin uygulanmasını geciktirme riskine dikkat çekilmektedir.
Hatırlanacağı üzere, Rum tarafının engellemeleri nedeniyle Mali Yardım Tüzüğü
Avrupa Komisyonunun önerdiği tarihten ancak 18 ay sonra kabul edilebilmişti ve
yine Rum tarafının ısrarıyla Mali Tüzük kabul edilmeden önce eklenen
maddelerle mülkiyet sorununda karşılaşılabilecek zorlukların aşılması için
varolan esneklikler geçersiz kılınmıştı.
Açıkça görülmektedir ki, bu konudaki zorluklar da tamamen
Kıbrıs Rum tarafından kaynaklanmaktadır.
Benzer bir durum Yeşil Hat Tüzüğü için de geçerlidir. Yeşil
Hat Tüzüğü kapsamında yapılan ticaretin hacminde geçen yıla göre yüzde yüzlük
bir artış görülmekle birlikte, bu ticaret miktarının önemli boyutlara
ulaşamadığı bilinmektedir. Değerlendirme raporunda bunun nedenleri olarak,
Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk kamyonlarının güneye geçişine, Kıbrıs Türk
reklamlarının Güney’de yayınlanmasına engel koyması ve Türkçe etikete sahip
ürünlere raflarda yer verilmemesi olduğu açıkça ifade edilmektedir. Yeşil Hat
Tüzüğü kapsamına alınan bal ve balık ürünleri konusunda yaşanan zorluklar ise
Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanma
girişimlerinin sonucudur.
Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıslı Türkleri izolasyon altında
tutma gayretlerini Kıbrıs sorununa barışçı çözüm bulma çabaları ile
bağdaştırmak olanaksızdır. Esasen, Kıbrıs Rum tarafının kapsamlı çözüm
müzakerelerini başlatmaktan veya Kıbrıs’taki iki halk arasındaki ilişkileri
iyileştirmeyi amaçlayan Teknik Komiteleri çalıştırmaktan kaçınmasının nedeni
de budur. Kıbrıs Rum tarafı, AB üyeliğinin ve diğer uluslararası ilişkilerinin
sağladığı olanakları Kıbrıslı Türkler aleyhine kullanmaya dayalı uzun vadeli
bir strateji izlemekte ve bu sürenin sonunda Kıbrıslı Türkleri kendi devlet
sistemine osmosis yolu ile entegre etmeyi düşlemektedir.
Kıbrıs Türk tarafı olarak, bu baskılara boyun
eğmeyeceğimizin herkes tarafından bilinmesinde fayda vardır. Kıbrıs Rum
tarafı, zaten bu oyunu başarıya ulaştırma gücüne sahip değildir. Bu nedenle,
bu oyun, sadece ve sadece Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğünün uzamasına yardımcı
olmaktadır; o kadar!”