BAŞBAKAN
SOYER: “DİREKT TİCARET TÜZÜĞÜ AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALI”
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Brüksel temasları çerçevesinde dün AP Sosyalist Grup Başkan Yardımcısı
Jan Wiersma ile bir araya geldi. Başbakan bu görüşmenin ardından İngiliz AP
Sosyalist Grup Milletvekili Michael Cashman ile görüştü.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Brüksel temaslarına ilişkin değerlendirmesinde, “AB’nin Rum şantaja ve
Kıbrıs Türkü’nün rehin tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini” sorarak,
Direkt Ticaret Tüzüğü ile ilgili konunun AB tarafından açıklığa
kavuşturulmasını istediklerini söyledi.
Başbakan Soyer,
görüşmelerinden sonra temaslarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Başbakan,
Brüksel temaslarında görüştüğü AB ve AP yetkililerine, artık AB’nin Direkt
Ticaret Tüzüğü’yle ilgili tutumuna açıklık getirmesini istediklerini
aktardığını belirterek, eğer tüzük Rum engellemeleri yüzünden hayata
geçmiyorsa, AB’nin, “Bunu bu yüzden başaramıyoruz, Rumların bu pozisyonuna
boyun eğdik” demesini istedi. Soyer, “Meseleyi sürüncemede bırakmaya gerek
yok” dedi.
AB’ye uyum için
kendilerine verilen AB müktesebatı çerçevesindeki 12 başlığı ekiplerinin
görüşmeye hazır olduğunu belirten Soyer, ancak Kıbrıs Türkü’nün her şeyi net
olarak bilmek durumunda olduğunu ifade ederek, “AB; Rum şantajına boyun
eğecekse kendi ilkelerini sürdürme yeteneğini sorgulamalı” dedi.
Başbakan, bugünkü
görüşmelerinin ardından yaptığı açıklamada, AB yetkilileriyle temaslarında,
Kıbrıs Türk halkının AB ilkelerine bağlı olduğunu ve AB içerisinde demokratik
kimliğiyle yer almayı hedeflediğini vurguladıklarını belirterek, ancak bugünün
koşullarında AB ilkelerindeki meşruiyete aykırı bir durum bulunduğunu söyledi.
Kıbrıs sorunu çözülmeden
Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olduğunu ve Rumların bunu “bir koşul, bir şantaj
unsuru” olarak kullandıklarına dikkat çeken Başbakan, “AB’nin bu şantaja ve
Kıbrıs Türklerinin rehin tutulmasına ne kadar daha tahammül edeceğini” sordu.
“AB kendi kavramlarını hayata geçiremeyecek bir konumdaysa bunu gizlemeye
gerek yoktur” diyen Başbakan Soyer, bu mesajı her görüşmesinde AB
yetkililerinin dikkatine getirdiğini söyledi.
AB’nin Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos’un “bölücü” ilan ettiği Annan Planını desteklediğini
anımsatan Soyer, Rum liderin, “Annan Planı’nda etnik farklılıklara dayanarak
oy kullanma hakkının bulunduğunu ve bunun bölücü olduğunu” savunduğunu,
görüştükleri tüm AB yetkililerine 1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, iki
toplumlu fonksiyonel federatif ilkeler temelinde yapılan ayrı seçimlerle
demokratik organlarını oluşturdukları bir cumhuriyet olduğunu anlattıklarını
söyledi.
Papadopulos’un bugün gasp
ettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanlığı” makamının 1960 anlaşmasına göre Kıbrıs
Rum halkının oylarıyla belirlendiğini AB yetkililerine anlattıklarını kaydeden
Soyer, Papadopulos’un, söylemleriyle, “1963’te Kıbrıs Cumhuriyeti’nin darbeyle
işgalini sağlayan ve cumhuriyet anayasasını buzlukta tutan eski hâkimiyetçi
anlayışın temsilcisi” olduğunu belirtti. Bu mantıkla federal çözüm
üretilemeyeceğini söyleyen Soyer, “AB şimdi 1963’te darbeyi yaparak Kıbrıs
Cumhuriyeti’ni gasp eden ve onun iki toplumlu karakterini değiştiren ve Elen
karakterli yapıya döndüren bu darbeci anlayışı mı desteklemektedir” dedi.
Soyer, dün, AB’nin
Genişleme’den Sorumlu Komiseri Olli Rehn’in ekibiyle yaptıkları görüşmede,
“Rehn ve ekibinin, Maraş konusunu Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nden ayırdıkları ve
onu bütünlüklü çözümün parçası olarak tanımlayan tavırlarının önemli olduğunu,
ayrıca, Mali Yardım Tüzüğü’nün hayata geçmesi ve Kuzey’de AB ofisinin açılması
sürecinde gösterdikleri dirayetin, Girne, Gazimağusa ve Gemikonağı
limanlarının uluslararası hukuka göre kapalı olmadığı yönündeki duruşlarının
son derece olumlu olduğunu” belirttiğini kaydetti.
AB yetkililerine, Kıbrıs
Türk halkını AB’ye hazırlamak için kendileriyle yakın çalışma içinde olmaları
gerektiğini söylediğini de anlatan Soyer, AB müktesebatına uyum süreci için AB
yetkilileri tarafından kendilerine iletilen başlıklar altındaki sürecin ele
alınmasına hazır olduklarını söyledi.
Soyer, bunu ilerletmek
istediklerini AB yetkililerine anlattıklarını ifade ederek, hiç bir ülkenin AB
adaylığı sürecinde tek başına hazırlanmadığını, AB uzmanlarının AB uyum
sürecinde devreye girdiklerini, bu çerçevede AB uzmanlarının desteğine ihtiyaç
bulunduğunu, Kuzey’in her yönden AB’ye hazırlanmasının sadece üyelik açısından
değil siyasi eşitlik temelinde bir çözüme de katkı yapacağını vurguladıklarını
söyledi.
Başbakan, Kıbrıs Türk
halkının artık her şeyi bilecek durumda olduğunu, AB müktesebatına uyum
konularını görüşmeye hazır olduklarını, ancak AB; “kendi hukuksal durumunu öne
sürerek” Rum şantajlarına boyun eğmeyi sürdürecekse, Kopenhag, Maastricht
kriterleri ile Lizbon anlaşması gibi siyasi ve demokratik ilkeleri bütünlüklü
olarak sürdürme yeteneğini sorgulamak durumunda kalacağını kaydetti.
Soyer, görüştüğü AB
yetkililerine, BM Genel Sekreteri’nin izolasyonların kaldırılmasını vurgulayan
son Kıbrıs raporunun Güvenlik Konseyi’nde onaylanması sırasında, izolasyonlara
ilişkin bölümünün çıkarılması için yapılan Rum ve Rus işbirliğini anlattığını,
Rumların, AB ile Kosova konusunda çelişkisi bulunan Rusya’dan, Kosova
konusunda AB içinde takınacağı blokaj tavrını dikkate getirerek “imdat
istediğini” kaydetti. Soyer, böylece Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde veto
tehdidiyle izolasyon bölümünü karardan çıkarttırdığını AB yetkililerine de
aktardığını söyledi. Soyer şöyle dedi:
“Amaca ulaşmak için her
şeyi mubah sayan bir ilkesizlik AB kuralıysa ve AB buna ses çıkarmayacaksa, o
zaman bu noktada kendi ilkeselliğini tartışmada tutacak. Kıbrıs Rumları
‘izolasyon yoktur, bu tali bir sorundur’ diyor. Bu nasıl tali bir sorundur ki
Kıbrıs Rum tarafı BM Genel Sekreteri’nin raporunun onaylanmaması için uluslar
arası siyaset sahnesinin tüm tehlikeli oyunlarını oynuyor ve AB siyasetini
bloke etmeye çalışıyor.”
AB yetkililerine,
izolasyonların kaldırılmasının Rumları masaya oturtmak için ne kadar elzem
olduğunu anlattığını belirten Soyer, tüm AB ve Avrupa Parlamentosu
yetkililerine, 2008’deki Rum seçimlerinden sonra görüşme yılı olacağı
ümitlerini anımsatarak iki temel beklentiyi dile getirdiğini belirtti.
Soyer bunlardan
birincisinin görüşme sürecinin bir an önce başlamasının desteklenmesi ve
görüşme süreci başlarken de AB’nin vurgu yaparak “Bugünkü statüko
sürdürülemez” demesi; ikincisinin ise görüşme süreci için makul bir takvimin
olması ve iki lider görüşürken Uzlaşma Kurulu veya hakemlik gibi BM
müesseselerine başvurulması olduğunu kaydetti.
Soyer, “bir tarafta AB
üyesi olarak Rum tarafının, topu da, tüfeği de, bıçağı da, copu da, kalemi de
olduğunu, diğer tarafta oturan Kıbrıs Türk tarafının ise sadece çıplak elleri,
sevgi dolu yüreği, AB ilkeleri ve dünya barışına inanmış düşünceleri olduğunu”
kaydetti.
Soyer, bu durumun çözümün
sadece iki tarafça hayata geçirilmesinin mümkün olmadığını gösterdiğini,
görüşmeler başlarken AB’nin mutlaka adadaki statükonun sürdürülemeyeceğini
vurgulaması ve BM ile uluslar arası camianın başarı için takvim ve uzlaştırma
kurulu ile hakemlik müessesi ihtiyacını ortaya koymaları gerektiğini yineledi.
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, yıllarca sürmüş Kıbrıs sorununun çözüm sürecini hızlandıran unsurun AB
üyeliğinin çekim gücü olduğunu, ancak “Annan Planı’na bağlı olduğunu” mektupla
Genel Sekreter’e bildiren Papadopulos’un, üyelikten sonra tavrını
değiştirdiğini vurguladı.
Soyer şunları söyledi:
“Olli Rehn dâhil tüm AB
yetkililerine şu mesajı vermek istiyorum: Lütfen Konsey ve Komisyon’un kapalı
kapıları ardında Kıbrıs Türkü’nün şantaj, pazarlık ve tehdit unsuru olarak
kullanılmasına izin vermeyin. Çünkü buna tahammülümüz kalmadı. Rehn’in,
demokratik kimliği ve etkin şahsiyetiyle, Günter Verheugen’in gösterdiği
kararlılığı göstereceğine inanmak istiyorum. Kıbrıs Türkü’yle ilgili pazarlık
ve şantaj noktalarında sahip olduğu demokratik ilkeler temelinde ‘Artık
yeter!’ demesini bekliyoruz.”
Soyer, adanın
birleşmesiyle Doğu Akdeniz’i bir Avrupa ortak alanı haline getirmek ve
Kıbrıslı Rumlarla siyasi eşitlik temelinde Kıbrıs’ı huzur adası haline
dönüştürmek, AB içinde yer alarak bölgeye barış ve istikrar gelmesini sağlamak
istediklerini kaydetti.
CUMHURBAŞKANI SÖZCÜSÜ ERÇAKICA: “RUSYA TAM BİR RUM MİLİTANI GİBİ
HAREKET ETTİ”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un raporunda yer alan
izolasyonlarla ilgili ifadelerin BM Güvenlik Konseyi kararında yer almasının
engellenmesinde Rusya’nın “tam bir Rum militanı gibi” hareket ettiğini
söyledi.
Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafının bu sonucu elde edebilmek için Avrupa Birliği üyeliğini kullandığının
ve Rusya’yla “AB içinde Rusya’nın sesi” olmanın karşılığında bu kararı elde
ettiğinin “herkes tarafından bilinen bir sır” haline geldiğini belirtti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü
Hasan Erçakıca bugün düzenlediği haftalık brifingte, BM Güvenlik Konseyi’nin
son Kıbrıs raporunu değerlendirdi, gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Hasan Erçakıca, Rum-Rus-AB
ilişkilerine değinirken, Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliğini bu kadar olumuz bir
şekilde kullanmasının herkesin dikkatini çektiğini belirtti, AB üyeliğinin, AB
hedefleriyle bağdaşmayacak şekilde kullanılmasına son vermenin, AB üyelerinin
sorumluluğunda olduğuna dikkat çekti.
Kıbrıs Türk tarafının BM
Genel Sekreteri’nin raporunun yayınlandığı ilk andan itibaren izolasyonlara
ilişkin tespitlerinin Güvenlik Konseyi kararında yer almayacağının bilincinde
hareket ettiklerini belirten Erçakıca, “Ne var ki, izolasyonlarla ilgili
ifadelerin kararda yer almaması, onların ne önemini ne de geçerliliğini
ortadan kaldırmaktadır” dedi.
Ban Ki-Moon’un
izolasyonların neden kaldırılması gerektiğini Kıbrıs Türk tarafının anlayışına
çok yakın bir şekilde izah etmesinin dikkat çekici olduğunu kaydeden Erçakıca,
şöyle devam etti:
“İzolasyonların
kaldırılması gibi üzerinde önemle durduğumuz diğer bazı hususların daha BM
Genel Sekreteri’nin raporunda yer alması, bizim bu konuda verdiğimiz mücadele
için yeni olanaklar yarattı. Kıbrıs Türk halkı, hedefine bu mücadele sayesinde
ulaşacaktır.”
Erçakıca, Güvenlik Konseyi
tarafından kabul edilen kararda, “geleneksel olumsuzluklar” devam ederken,
kararın 3. paragrafında “gelecek yılın, kapsamlı çözüm arayışlarında sonuca
götüren ilerlemeler kaydedilmesi için önemli bir fırsat penceresi olduğuna”
dikkat çekilmesinin önemli bir kazanım olduğunu kaydetti.
Hasan Erçakıca, şöyle
devam etti:
“Kısa bir hazırlık
sürecinin ardından, kapsamlı çözüm müzakerelerinin Kıbrıs sorununa 2008 yılı
sonuna kadar bir çözüm bulunabilmesi hedefiyle başlatılmasına ilişkin Kıbrıs
Türk tarafının önerisi bununla tam bir uyum içerisindedir ve hala masadadır.”
Erçakıca, Kıbrıs Rum
tarafının karara ilişkin yarattığı “gürültünün”, yaklaşan seçimlere yönelik
olduğunu belirtti.
Hasan Erçakıca, bir soru
üzerine, Rusya’nın Kıbrıs sorununa bakış açısının nasıl etkileneceğinin Türk
tarafı için çok önemli olduğunu ifade ederek, uluslararası ilişkilerde
etkileme metodunun çıkarlara dayalı olduğunu unutmamak gerektiğini söyledi.
Balkanlardaki
gelişmelerden rahatsız olan Rusya’nın Rum Yönetimi’ni “AB içindeki sesi”
olarak kullandığını kaydeden Erçakıca, bölgedeki diğer güçleri de dikkate
alması gereken Rusya’nın Türkiye’yle ilişkisinin, etkilemede bir zemin olarak
kullanılabileceğini belirtti.
Hasan Erçakıca, Rusya’nın
Kıbrıs’la ilgili tavrında zaman zaman “gel-gitler” yaşandığını, bunun da
ekonomik ve siyasi ilişkilerin bir “kalıba oturmadığının” bir göstergesi
olduğunu kaydetti. Erçakcıa, bu dengesizliğin Kıbrıs sorununu etkilediğini
söyledi.
Erçakıca, bir başka soruya
yanıtında, Cumhurbaşkanlığı’nın Güney Kıbrıs’taki Rusya Büyükelçiliği’yle
ilişkilerinin son zamanlarda zayıfladığını kaydetti. Bunun Rus Elçiliği’nden
kaynaklandığını ifade eden Erçakıca, “Bizim ilişkilerimizi zayıflatmak gibi
bir lüksümüz olamaz” dedi.
Hasan Erçakıca, AP
Kıbrıslı Türklerle Yüksek Temas Grubu’nun Avrupa Parlamentosu’na Kıbrıs
Türkü’ne uygulanan izolasyonlar konusunda Türk tezini destekleyici bir mektup
yolladığı yönündeki habelerin hatırlatılması üzerine, böyle bir mektup
yollandığı konusunda bilgi sahibi olduklarını, diplomatik kaynaklara da
doğrulattıklarını, ancak ellerinde öyle bir mektup bulunmadığını söyledi.
Erçakıca, AP Yüksek Temas
Grubu Başkanı Grosette’nin mektupta Kıbrıslı Türklerle ilişkileri
iyileştirmeyi amaçlayan bazı önlemler önerdiğini ve AP Başkanlar Kurulu’nun da
olumlu bir tavır içinde olduğu yönünde duyumlar aldıklarını belirtti.
AP Kıbrıslı Türklerle
Yüksek Temas Grubu’nun faaliyetlerinin zaman zaman Kıbrıslı Türkler tarafından
da eleştirildiğine işaret eden Erçakıca, son gelişmelerin, Kıbrıslı Türkler’in
bu gibi, çalışmalara katılmak ve temasları sürdürmekten “başka bir silahı
bulunmadığının” bir göstergesi olduğunu söyledi.
KKTC’NİN ROMA TEMSİLCİLİĞİ AÇILDI
KKTC'nin Roma temsilciliği
dün akşam düzenlenen törenle hizmete girdi. Kalabalık bir davetli topluluğunun
katıldığı açılışta kurdeleyi, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay
Avcı ile İtalyan Milletvekili Maurizyo Turko kesti. Avcı, ofis sayesinde
İtalya'daki ticaret, kültür, turizm ve eğitim alanındaki faaliyetleri
geliştirebileceklerine işaret etti
KKTC'nin Roma temsilciliği
dün akşam düzenlenen törenle hizmete girdi. Açılışa Türkiye Cumhuriyeti Roma
Büyükelçisi Uğur Ziyal, KKTC vatandaşı İtalyan Milletvekili Maurizyo Turko,
Senatör De Angelis, Eski Başbakan Yardımcısı, Roma Eyaleti eski Başkanı
Santarelli, KKTC Fahri Temsilcisi Prof. Augusto Sinagra, Ulusal İttifak
Partisi Üyesi Eski Bakan Marco Alemeno'nun temsilcisi Bruno Lagana, İtalyan
Türk Dostluğu Birliği Eşbakanı Karmelo Massina ve diğer yetkililerin yanı sıra
İtalya'da yaşayan Türk vatandaşlar katıldı.
Başbakan Yardımcısı ve
Dışişleri Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, açılışta yaptığı konuşmada, ofisin
açılmasının İtalya ve İtalyan halkları ile var olan ilişkileri ileriye
götürmekte önemli bir adım olacağının altını çizdi.
Avcı, ofis sayesinde
İtalya'daki ticaret, kültür, turizm ve eğitim alanındaki faaliyetleri
geliştirebileceklerine işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya
kaldığı izolasyonların ortadan kaldırılması konusunda İtalyan hükümetine de
çağrıda bulundu.
Bakan Avcı konuşmasında,
Kıbrıs Rum yönetiminin Kıbrıslı Türklerin diğer ülkelerde ve uluslararası
organizasyonlarda temsiliyetini dahi ortadan kaldırmak için elinden geleni
yaptığına işaret ederek, ofisin açılmasının Kıbrıslı Türklerin sesinin
duyurulmasında önemli bir adım olacağına inandığını söyledi.
Avcı, açılıştaki
konuşmasında törene katılanlara KKTC'nin diğer ülkelerdeki temsilcilikleri
hakkında da bilgiler vererek, Kıbrıs Türklerine 45 yıldır adaletsiz bir
şekilde uygulanan izolasyonların ortadan kalkmasının Kıbrıs'ta varılacak olan
bir anlaşmaya yardımcı olacağına işaret etti.
İtalyan milletvekili
Maurizyo Turko da yaptığı kısa konuşmada, KKTC için önemli bir adımın
atıldığına işaret ederek, Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam
edeceklerini, mücadelenin, kazanmak için süreceğini vurguladı.
Açılış töreninde daha
sonra Roma Temsilciliği için hazırlanan anı defteri, katılımcılar tarafından
dolduruldu. Anı defterine ilk yazıyı yazan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri
Bakanı Doç. Dr. Turgay Avcı, şu ifadeleri kullandı:
"KKTC'nin Roma
Temsilciliği'nin açılışını yapmaktan gurur ve kıvanç duymaktayım. Kıbrıs Türk
halkının özveri ve emeğiyle kurulan devletimizin İtalya'da temsiliyetinin
sağlanması ileriye doğru atılan çok önemli bir adımdır. Bu adım, yıllardır en
temel insan hakları çiğnenen Kıbrıs Türk halkının dünya ile bütünleşme ve
uluslararası camia içerisinde hak ettiği yeri alma mücadelesinin
simgelemektedir. Azimli Kıbrıs Türk halkının bu onurlu mücadelesinde başarıya
ulaşacağına inancım tamdır. Hepimiz için özel anlam taşıyan bu günde Roma'daki
KKTC Temsilciliği'nin açılışı için destek veren ve emeği geçen herkese en
içten teşekkürlerimi sunarım."