BAŞBAKAN
SOYER: “2008 YILINDA GÖRÜŞME SÜRECİNİN HIZLANDIRILMASI VE BİR AN ÖNCE
GÖRÜŞME MASASININ OLUŞTURULMASI GEREKİR”
Başbakan Ferdi Sabit
Soyer, Türkiye’deki bir televizyon kanalına verdiği röportajda Kıbrıs konusunu
ve iç gelişmeleri değerlendirdi.
Başbakan Soyer, 2008
yılında görüşme sürecinin hızlandırılması ve bir an önce görüşme masasının
oluşturulması gerektiğini vurgulayarak, Kıbrıs sorununun her zaman için gerek
Türkiye gerekse Kıbrıs Türk halkı için önemli olduğunu ve bu konuda tarihsel
perspektiflerin hiçbir zaman unutulmaması gerektiğini söyledi.
Kıbrıs sorununun çözümü
için iki noktanın çok önemli olduğunu dile getiren Başbakan Soyer, bunlardan
birincisinin; Kıbrıs Türk halkının kendi bölgesinde kendi kendini yöneteceği
ve Rum tarafı ile eşit olabileceği bir çözüm şekli olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer,
Türkiye’nin Kıbrıs’taki 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmaları’nda yer alan
garantörlüğün devamının ise ikinci temel nokta olduğunu kaydetti.
Soyer, bu iki temel konuyu
zemin alan bir yaklaşımla Kıbrıs sorununu çözüme götürmenin mümkün olduğunu
dile getirerek “Çözümsüzlük, hem Kıbrıs Türk halkına hem de Türkiye’ye sürekli
sıkıntılar getirir” dedi.
Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasıyla sahip olduğu avantajları
kullanarak, çözümden daha fazla kaçamayacağını belirten Başbakan Soyer, Kıbrıs
sorununun çözümüne yönelik birtakım fırsatların denendiğini, ancak Rum
Yönetimi’nin olumsuz tavırları nedeniyle sorunun çözümlenemediğini kaydetti.
Başbakan Soyer, Kopenhag
ve Lahey’de Türk tarafının sergilediği tutumdaki pozisyondan sonra Güney
Kıbrıs ile Yunanistan’ın hak etmediği bir şansı kullandığının önemli bir konu
olduğunu ifade etti.
“Kopenhag ve Lahey’de
Kıbrıs Türk tarafı, pozitif bir yaklaşım sergileseydi Rum Yönetimi görüşme
sürecine girmeyecekti. Nasıl ki referandumlarda ‘hayır’ dediler, o zaman da
çözüme yönelik isteksizlikleri ortaya çıkacaktı ve Rumların uzlaşmacı olmadığı
ortaya çıkacaktı. Kıbrıs sorunu çözümlenmeden de Avrupa Birliği’ne de
giremeyecekti” diyen Başbakan Soyer, Rum Yönetimi’nin çözüm olmadan Avrupa
Birliği’ne girmesinin olumsuz bir durum olduğunu söyledi.
Güney Kıbrıs’taki seçim
kampanyalarında yapılan konuşmalarda Lahey’den sonra Rum Yönetimi’nin pozitif
durum sergilediğinin, ancak Avrupa Birliği’ne üye olunsa bile Birleşmiş
Milletler’e anlaşma yönünde çabaların devam edeceği yönünde söz verildiğinin
dile getirildiğini ifade eden Başbakan Soyer, Rum Yönetimi’nin bu söze
uymadığını ve Tasos Papadopulos’un Bürgenstock’ta
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile görüşmediğini, aynı zamanda da Annan
Planı’nı reddettiğini, böylece çözümden kaçan taraf olarak belirlendiğini
anımsattı.
Kıbrıs Türk halkının Annan
Planı’na “evet” demesiyle gerek ekonomide gerekse dış politikada birçok
gelişmeler yaşandığının altını çizen Başbakan Ferdi Sabit Soyer, dünyanın
artık Kıbrıs Türk halkından söz ettiğini ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin
ismini söylediğini belirterek, “Dünya artık Kıbrıs Türkü’ne yönelik
izolasyonların kaldırılması ve eşitlik gibi söylemlerde bulunuyor” dedi.
Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri Ban Ki Moon’un yaptığı açıklamalar ile hazırladığı belgeyi “olumlu
bir gelişme” olarak değerlendiren Soyer, Rum Yönetimi’nin Kıbrıs konusuna
yönelik yürüttüğü siyasetin yanlış olduğu yönünde bir açıklama yapılmasının
çok önemli olduğunu söyledi.
Başbakan Soyer, Kıbrıs
Türk halkına yönelik izolasyonların kaldırılması ve Kıbrıs sorununun çözümü
için kararlı olunması gerektiğinin altını çizerek, sorunun çözümlenmesine
yönelik bugüne kadar gösterilen çabanın bundan sonra da devam edeceğini
vurguladı.
Ada’nın bütünündeki
egemenlik hakları çerçevesinde Kıbrıs Türk halkının Kıbrıs’ta eşit haklara
sahip olduğunu dile getiren Soyer, Rum Yönetimi’nin Kuzey Kıbrıs’ta egemenlik
hakkı bulunmadığını ifade etti.
Kıbrıs Türkü’nün 1995
yılına kadar ithalat ve ihracat yaptığını, ancak 1995 yılında mühürde
değişiklik yapıldığını ve bu değişikliği Rum Yönetimi’nin Adalet Divanı’na
götürerek oradan alınan karar ile ihracatlara gümrük vergisi istendiğini
anlatan Başbakan Soyer, geçmişte yapılan bir hata ile ithalatın ve ihracatın
durduğunu, ancak bu sorunun aşılması amacıyla Doğrudan Ticaret Tüzüğü ile Mali
Yardım Tüzüğü’nün gündeme geldiğini anlattı.
Annan Planı’ndan sonra
Kıbrıs Türkü’ne yönelik birçok gelişmeler yaşandığını anlatan Başbakan Soyer,
Kuzey Kıbrıs’ta AB ofisi açıldığını ve 24 Nisan Referandumu’na kadar Ada’ya
gelen diplomatların Güney’de kaldığını, ancak referandumlardan sonra Avrupa
Birliği ofisinde çalışanların Kuzey’de kaldığını söyledi.
Kıbrıs sorununun
çözümsüzlüğünde Rum Ortodoks Kilisesi’nin önemli bir etken olduğunu anlatan
Soyer, Güney Kıbrıs’ta Kilise’nin sorunun çözümüne yönelik bir plan
hazırladığını belirterek, böyle bir yapının nasıl bir laik devlet olduğunu ve
nasıl Avrupa Birliği’nde yer aldığını sordu.
Başbakan Soyer, bu konunun
sorgulanması ve dünyaya gösterilerek deşifre edilmesi gerektiğini vurguladı.
Kıbrıs Türk halkının
demokratik olduğu kadar laik bir devlete sahip olduğunu da anlatan Soyer, “Biz
toplumun inançlarını ve din özgürlüğünü her yönü ile idrak edip
içselleştiriyoruz ve Rum tarafının bu tutumunu kaygı ile izliyoruz” dedi.
Avrupa Birliği’nin, Güney
Kıbrıs’ı çözüm olmadan üye almasının hata olduğu yönünde son zamanlarda
söylemlerde bulunduğunu ve bunun önemli bir adım olduğunu ifade eden Başbakan
Soyer, Avrupa Birliği’nin yaptığı bu tespitten sonra, Birleşmiş Milletler
temelinde bir çözümden yana Rum Yönetimi’ni ikna etmesi gerektiğini vurguladı.
“Birleşmeyi eşitlik
temelinde isteyen, Avrupa Birliği’nin savunduğu bir tezi isteyen Kıbrıs Türk
halkını Avrupa Birliği’nin dışında bırakıyorsun. Kosova’yı, Karadağ’ı
tanıyorsun, o zaman Avrupa Birliği’nin ilkeselliği nerede?” diye soran
Başbakan Soyer, 2008 yılında görüşme sürecinin hızlandırılması ve bir an önce
görüşme masasının oluşturulması gerektiğini vurguladı.
Başbakan Soyer, Rum
Yönetimi’nin; Birleşmiş Milletler zeminini yok etmeye çalıştığına ve bütün
yaşananları sil baştan yapmak istediğine de işaret etti.