AVCI PİLELİ KIBRISLI TÜRKLERE DESTEK BELİRTTİ VE İNGİLİZ
MAKAMLARINI KINADI
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı, günlük
ihtiyaçları için dahi KKTC’den evlerine herhangi bir mal ve eşya götürmelerine
İngiliz Üssü makamları tarafından izin verilmeyen Pile’de yaşayan Kıbrıslı
Türklerin gösterdikleri tepkinin son derece haklı olduğunu belirtti ve Pile’de
yaşayan Kıbrıslı Türklerin İngiliz Üssü makamlarının yürütmekte olduğu çağdışı
uygulamaları protesto etmek amacıyla gerçekleştirdikleri eylemlerini
desteklediklerini kaydetti.
Turgay Avcı, yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi:
“Pile’de yaşayan Kıbrıslı Türklerin İngiliz Üs makamlarının
yürütmekte olduğu çağdışı uygulamaları protesto etmek amacıyla
gerçekleştirdikleri eylemlerini desteklerken, İngiliz makamlarını bu
uygulamalarından ötürü esefle kınıyoruz. Günlük ihtiyaçları için dahi KKTC’den
evlerine herhangi bir mal ve eşya götürmelerine izin verilmeyen Pile’de
yaşayan Kıbrıslı Türklerin gösterdikleri tepki son derece haklıdır. Pile’de
yaşayan vatandaşlarımızın sorunları ve sıkıntılarıyla ilgilenmeleri için
Bakanlığımız bünyesinde kurduğumuz Pile Masası konuyu yakından takip
etmektedir.
Avrupa Birliği tarafından halkımıza verilen sözler ve
yapılan vaatler yerine getirilmezken bir de Pile’de yaşayan Kıbrıslı Türklere
kendi vatanlarında yapılan muamele bir insanlık ayıbıdır.
İngiliz makamlarını uyguladıkları bu çifte standardı derhal
kaldırmaya ve 21. yüzyılda medeniyet ve hürriyetlerin beşiği olduğunu iddia
eden bir ülkenin makamlarının insan haklarını ayaklar altına alan bu
uygulamalarını süratle terk etmeye davet ediyoruz. Tepkilerini tartışmasız
desteklediğimiz vatandaşlarımızın sorunlarının bir an önce giderilmesi için
gerekli tüm girişim ve çalışmaları halihazırda başlattığımızı bir kez daha
vurgulamak isteriz.”
AVCI’NIN ERENKÖY DİRENİŞİ YILDÖNÜMÜ MESAJI
“KIBRIS TÜRK HALKI MEŞRU HAK VE ÇIKARLARINI SONSUZA DEK,
HER NE PAHASINA OLURSA OLSUN KORUMA AZİM VE KARARLILIĞINDADIR”
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı,
Erenköy direnişinin 43’üncü yıldönümü dolayısı ile yayımladığı mesajda, Kıbrıs
Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını, sonsuza dek, her ne pahasına olursa
olsun koruma azim ve kararlılığında olduğunu belirtti.
Avcı, mesajında, şu ifadelere yer verdi:
“Kıbrıs Türkü’nün destansı mücadelelerle dolu tarihinin
altın bir sayfası olan Erenköy direnişinin bugün 43. yıldönümüdür. Erenköy
direnişi kalpleri vatan ve özgürlük aşkıyla çarpan bir avuç üniversite
öğrencisinin kanlarıyla yazdığı bir özgürlük destanıdır. Aynı zamanda Erenköy
ve civar köylerde yaşayan Kıbrıslı Türklerin kendilerinden sayıca ve silahça
üstün bir düşmana karşı canları pahasına vermiş oldukları onurlu direnişin
simgesidir. Kıbrıs Türkü bu direnişle hür ve onurlu bir yaşam için her türlü
bedeli ödemeye hazır olduğunu dosta ve düşmana ispat etmiştir. Bu şanlı
direniş sırasında hayatlarını cesurca ortaya koyarak şehit olan kardeşlerimizi
saygıyla yad ederken bu özgürlük mücadelesine canları ve kanlarıyla katkı
koyan Erenköylü kardeşlerimizi de şükranla anıyoruz.
Bu anlamlı günde, Kıbrıs Türk halkının kendi yurdunda huzur
ve güven içerisinde yaşadığı bugünlere hangi badireleri atlatarak ve nelere
göğüs gererek geldiğini bir kez daha hatırlıyoruz. Geçmişte yaşanan acıların
tekrarlanmaması için Kıbrıs Türk halkı meşru hak ve çıkarlarını sonsuza dek
her ne pahasına olursa olsun koruma azim ve kararlılığındadır.
Kıbrıs Türk halkının 1963-74 yılları arasında verdiği
varoluş mücadelesi neticesinde ve 11 yıllık Rum mezaliminden sonra
kavuştuğumuz özgürlüğümüzün korunmasında bugüne kadar verdiği sarsılmaz
desteğinden ötürü Anavatan Türkiye’ye bu vesileyle minnettarlığımızı bir kez
daha yinelemek isterim.
Bu şanlı direnişin yıldönümü vesilesiyle, Rum-Yunan
ikilisinin ENOSİS emellerini sonsuza dek toprağa gömen ve vatanımızda özgürce
yaşamak için verilen varoluş mücadelesinde hayatlarını seve seve feda eden
Aziz Şehitlerimizi saygıyla anıyor ve huzurlarında tazimle eğiliyorum.”
CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ ERÇAKICA: “DOĞU
AKDENİZ’DE GERGİNLİK ARTACAK”
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, Rum tarafının Doğu
Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarını 16 Ağustos’ta başlatma
kararından sonra Türkiye’nin de bölgede çalışma başlatmasının gerginliği
artıracağını söyledi.
Erçakıca’nın, dünkü haftalık basın brifingide yaptığu
açıklamanın tam metni aşağıdaki gibidir:
“Kıbrıs Rum tarafının Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz
arama çalışmalarına 16 Ağustos’ta başlama kararı bir dizi karşı önlemi de
beraberinde getirdi.
Bilindiği gibi, Türkiye Doğu Akdeniz’in bazı bölgelerinde
petrol ve doğal gaz arama çalışmaları başlattı.
Kıbrıs Rum sözcüsü dün (06.08.2007) yaptığı açıklamada,
Türkiye’nin henüz daha kara sularını ihlal etmediğini belirterek atmosferi
yumuşatmaya çalıştı. Buna karşın, bu gelişmelerin devam etmesi durumunda, Doğu
Akdeniz’deki gerginliğin artmasını beklemek gerekiyor.
Bunun başlıca nedeni, Kıbrıs Rum tarafının, kendini “hiçbir
iç ve dış sorunu olmayan bir devlet” yerine koyarak Doğu Akdeniz’i
parsellemeye kalkışmasıdır. Bilindiği gibi, Kıbrıs Rum tarafı, bu çabalarına
Mısır ve Lübnan gibi ülkeleri de ortak ederek sorunu derinleştirmeye de
çalışmıştır.
Kıbrıs Rum tarafının çabalarının önümüzdeki haftadan
itibaren yoğunlaşması beklendiğine göre bu gerginliğin de giderek tırmanması
beklenmelidir.
Kıbrıs Rum tarafının çabalarına karşın daha önce yaptığımız
açıklamaları bir kez daha tekrar etmek istiyoruz. Kıbrıs, hem kendi içinde,
hem de uluslararası alanda önemli sorunları olan bir ülkedir. Bu ülkedeki
siyasi sorunları çözmeden, kapkaççı bir zihniyetle yapılacak uygulamalar,
bölgemizdeki gerginliği tırmandırmaktan ve Kıbrıs’ta yaşayan iki halk
arasındaki ilişkileri bozmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Kıbrıs Rum tarafı, Doğu Akdeniz’de yeni krizler yaratarak
Kıbrıs sorununu kendi amaçları doğrultusunda ilerletmeye çalışmaktadır.
Papadopulos, bu krizleri gerekçe yaparak, kendi yönetimlerini meşru göstermeye
çalışmakta ve “devletinin” egemen olduğu söylemini sürekli olarak gündemde
tutmaktadır.
Kıbrıs’ın kendisi gibi hava sahası ve karasuları da sorunlu
bölgelerdir. Bu bölgelerdeki mevcut durumu taraflardan birinin lehine,
diğerinin aleyhine olacak şekilde değiştirmeye çalışmak elbette tepki
gösterilecek bir durumdur.
Kaldı ki, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de Kıbrıs sorunundan
bağımsız hakları olduğu ve bunun uluslararası deniz hukukuna dayandığı da
bilinen bir gerçektir.
Bu nedenle, Doğu Akdeniz’de olduğu varsayılan petrol ve
doğal gaz rezevlerinin bölge insanlarının yararına kullanılabilmesi için
Kıbrıs sorununa erken ve adil bir çözüm bulunması gerekmektedir. Bu nedenle,
konu ile ilgilenenler, bu kaynakların kimler tarafından kullanılacağından önce
Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgilenmelidirler.
Bugün, hafta sonuyla birlikte yaşanan bir gelişmeye de
dikkatinizi çekmek istiyorum. Pazar günü Türkiye gazetelerinden birinde yer
alan bir haberde, Yunanistan’ın Rodos adasındaki Osmanlı eserlerinden birinin,
Muradiye Camisi’nin Avrupa Birliği fonları da kullanılarak kiliseye
çevrileceği haberi yer almıştır.
Bu haber, yapılan araştırmalardan sonra, dün (06.08.2007)
bizzat Türkiye’nin Rodos Başkonsolosluğu tarafından yalanlanmıştır.
Başkonsolos Sayın Ahmet Arda, konu ile ilgili açıklamasında çok kesin ifadeler
kullanarak “Bu haberler tümüyle yalandır, provakasyondur” demiş ve Türkiye’nin
iki ülke arasındaki ilişkilerin korunmasındaki hassasiyetini en iyi şekilde
ifade etmiştir.
Bilinen bir gerçektir ki, Türkiye ve Yunanistan kamuoyları
gibi, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkları da bu tür haberlerden
etkilenmektedirler. Bu nedenle bu haberlerin en iyi şekilde araştırıldıktan
sonra yayınlanması kadar, yetkili makamların bu tür konuların istismarını
önlemeye çalışması da önem taşımaktadır.
Ne yazık ki, Kıbrıs’ta özellikle Kıbrıs Rum Ortodoks
Kilisesi yetkililerinin Kuzey Kıbrıs’ta bulunan tarihi ve dini eserlerin
durumunu istismar etmeye çalıştıklarına tanık olmaktayız. Kilise yetkilileri,
bu tür istismarlar ile kendilerinin “milli dava” dedikleri amaçlarına hizmet
etmeye çalışırken Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum halkı arasındaki ilişkilerin
olumsuz bir şekilde etkilenmesine de yol açmaktadırlar.
Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi yetkililerinin olumsuz
tutumlarına karşın, Kuzey Kıbrıs’taki tarihi ve dini mirasın korunması için
çalışılmaktadır. İlgili dairelerimizin bu konudaki çalışmalarının yanı sıra,
KKTC Cumhurbaşkanlığı da maddi olanaklarının imkan verdiği ölçüde önemli dini
yerlerin bakımını sürdürmektedir. Bu kapsamda 6 dini eserin bakamı
yapılmıştır. Son olarak, daha önce çok sayıda habere konu olan Boltaşlı
köyündeki Kanakarya Kilisesi’nin temizlik ve bakım işleri ile yardımcı
binalarının tamir edilmesi tamamlanmak üzeredir.
Bu vesile ile bir kez daha belirtmek isteriz ki, tarihi ve
kültürel miras bütün insanlığın ortak malıdır. Bu miras kullanılarak veya
istismar edilerek siyasi sorunları etkilemeye çalışmak boşuna bir uğraş olduğu
kadar, halklar arasındaki ilişkileri olumsuz bir şekilde etkilemektedir.
Farklı kültürlere ev sahipliği yapmış topraklarda, kültürel mirası siyasi
malzeme yapmak, kültürel mirasın korunmasına hizmet etmemekte, tam tersine bu
mirasın hor görülmesine ve hatta tehlikeye düşmesine neden olmaktadır.
Geçtiğimiz hafta sonu, Kıbrıs Rum tarafının Maraş’ın eski
sakinlerine iade edilmesi istemi ile düzenlediği gösteri, Kıbrıs Rum tarafının
çabasının ne olduğunu göstermesi bakımından önemli bir örnek oluşturmuştur.
Kıbrıs Rum tarafı, Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümünün
peşinde koşmak yerine, sorunun bazı yanlarını ilerletmek ve böylece osmosis
politikasına destek sağlamak gayretindedir.
Bu vesile ile Kıbrıs Rum tarafına hatırlatmak isteriz ki,
Maraş konusu, bütünlüklü çözümün bir parçasıdır. Bilindiği gibi, Kıbrıs Rum
tarafı, bugüne kadar hazırlanmış olan en kapsamlı çözüm planı olan ve
uluslararası desteğe sahip bulunan BM Kapsamlı Çözüm Planı’nı reddederek,
önemli sayıda Kıbrıslı Rumun, kapalı Maraş gibi daha başka bazı bölgelere
dönüşünü de engellemiştir.
Kıbrıs sorunu, tarafların kendi lehlerine olabileceğini
düşündükleri hususları güncelleştirerek çözüm bulabilecekleri bir sorun
değildir. Uzun yıllardan beri devam eden bu soruna, kapsamlı bir çözüm
bulunması gerekmektedir. Türk tarafı bu çözümün aciliyeti üzerinde de önemle
durmaktadır. Bu nedenle Maraş sorununun çözümlenmesini isteyen Kıbrıslı
Rumlar, kapsamlı ve acil çözüm çabalarına destek olmalıdırlar.”