CUMHURBAŞKANI TALAT: “ÇÖZÜMSÜZLÜK
KOŞULLARINDA KKTC KIBRIS TÜRK HALKININ KENDİ KENDİNİ YÖNETME
HAKKIDIR...”
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs’ta temel
hedeflerinin çözüm olduğuna vurgu yaptı, çözümsüzlük koşullarında ise
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kıbrıs Türk halkının “kendi kendini
yönetme hakkı” olduğunu belirtti. KKTC’nin tüm kurumlarıyla
güçlendirilmesi ve etkinleştirilmesi gerektiğini, bunun “ayrılıkçılık”
olmadığını söyleyen Talat, “Dünyanın KKTC’ye ‘Türkiye’nin ikincil yerel
otoritesi’ diyemeyeceği mekanizmaları yaratmalıyız” diye konuştu.
TAK muhabirinin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı
Talat, özetle şunları söyledi:
"KKTC’nin ne olduğunu, ne anlama geldiğini çok iyi
değerlendirmek lazım. Çözümsüzlük koşullarında KKTC, Kıbrıs Türk
halkının kendi kendini yönetme hakkıdır. Dolayısıyla bu yönetim
mekanizması Avrupalı bir toplum olan Kıbrıs Türk halkına layık olmalı ve
demokratik, sosyal, kültürel, siyasal bütün beklentilere yanıt vermek
gerekir. Bunun için de kurumları güçlendirilmeli, etkinleştirilmeli ve
fonksiyonlarını yerine getirebilecek hale getirilmelidir.
Bu bağlamda, KKTC’nin kurumlarının fonksiyonlarını
yürütebileceği ve Kıbrıs Türk halkının seçtiği yöneticiler tarafından
yönetildiği hem içte, hem dışta vurgulanmalı, kabul edilmelidir. Bir
çözüm durumunda KKTC Kıbrıs Türk kanadını temsil edecek. Bu bağlamda
yukarda söylediğim fonksiyonlarını yerine getirebilir hale gelmesi daha
da büyük önem kazanmaktadır. Kıbrıs Rum devletinin yanında yer alacak
Kıbrıs Türk devleti, eşitliğini kağıt üzerinde değil, fiiliyatta da
sağlayacak potansiyel ve güce sahiptir. Bu rekabet koşullarında Kıbrıs
Türkü’nün ihtiyacıdır ama aynı zamanda Kıbrıs sorununun çözümüyle ortaya
çıkacak birleşmenin sancısız gerçekleşebilmesinin de teminatıdır. Rahat,
eşit olarak sorunları omuzlayacak bir mekanizmanın kurulabilmesi için de
gereklidir.”
Talat, "Burada öyle bir mekanizma yaratmalıyız ki,
artık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kıbrıs Türk devletine, yani KKTC’ye,
‘Türkiye’nin ikincil yerel otoritesi’ diyemesin. Bunun için seçilmiş
kurumlarımızı, organlarımızı, devleti çağdaş ve Avrupalı bir anlayışla
düzenlemeliyiz. Kamu reformunu mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Bunları
yapabilmek için devlet organları yanında sivil toplum da üzerine düşeni
yapmalı......” dedi.
"Bizim politikamız ayrılıkçı değil. Bunu ispatladık
ve ayrılıkçı olmadığımız için dünyadan itibar, destek görüyoruz” diye
konuşan Talat, çözüm yolunda elde edilebilecek temel hedefin ve en
etkili yolun izolasyonların kaldırılması olduğunu yineledi.
Rum tarafının Avrupa Birliği’ne de girmenin
avantajıyla Kıbrıs sorununu Türkiye ile kendi arasında bir sorun gibi
göstermeye ve olayı bir işgal sorunu olarak takdim etmeye çalıştığını
söyleyen Talat, bu konuda da şöyle konuştu:
"Türkiye ile müzakere ederek Kıbrıs’ın kuzeyinden
Türkiye’yi uzaklaştırarak osmosis yoluyla kendi bünyesine katma
politikası güdüyor. Papadopulos, ‘Türkiye görüşmeyi reddettiği için
uzlaşma olmuyor’ diyor. Ne münasebet...Türkiye’ye kim sordu da Türkiye
görüşmeyi reddetti...Muhatabı Türkiye değil Kıbrıslı Türklerdir. Ama o
bunu Türkiye diye gösterip, Avrupa Birliği üyesi oluşunun avantajını ve
Türkiye’nin de AB süreci yaşamasının zorluklarını kullanarak ozmosise
gitmeye çalışıyor. Asimilasyona gitmeye çalışıyor. Ve bunu da bütün
dünya görüyor. Diplomatlar, ülkeler Papadopulos’un çözüm diye bir
gailesi olmadığını biliyorlar ve açıkça söylüyorlar. Çünkü iler tutar
hiçbir politikası yok.”
Rum yönetimiyle karşılıklı görüşme taleplerine bugüne
kadar yanıt alamadıklarını da tekrarlayan Talat, “Papadopulos kabul
etmiyor. Kabul etse çok yararlı olacağını düşünüyorum. Çünkü öyle yanlış
argümanları var ki, inanıyor mu bilmiyorum. Yani örneğin ‘eğer bir
kurumda 3 Türk – 3 Rum olursa tıkanır, olmaz’ diyorlar.... Niçin... 3
Türk’le 3 Rum her zaman karşı görüşlerde mi olacak.... Eğer her zaman
karşı görüşlerde ise bölünme kaçınılmazdır zaten.”
SERDAR DENKTAŞ’TAN ANNAN’A MEKTUP: “RUM
TARAFININ PROVOKASYONLARI VE İHLALLERİ BARIŞA KATKI SAĞLAMIYOR”
Başbakan Yardımcısı Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş,
Kıbrıs Rum tarafının provokasyonlarının ve ara bölge ihlallerinin,
özellikle Kıbrıs Türk tarafının taraflar arasındaki güveni ve komşuluk
ilişkilerini geliştirmeye çalıştığı bir dönemde, barışa katkı
sağlamadığını vurguladı.
Avrupa Parlamentosu Milletvekili Marios Matsakis’in
Akıncılar köyündeki Türk gözlem noktasından Türk Bayrağı’ni indirmesi
olayının ara bölgenin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini kaydeden Denktaş,
BM’nin Rum tarafının taraflar arasındaki güvensiziliği artıran saldırgan
davranışlarını sonlandırmasını sağlamak için birşeyler yapması yönünde
ümit belirtti.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a gönderdiği ve BM
belgesi olarak da yayımlanan 2 Kasım tarihli mektubunda Denktaş, bu
olayın Kıbrıs Türk tarafına yönelik bir provokasyon olduğunu vurguladı
ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik düşmanca hareketlerinin
bir tırmanışı olarak tanımlanabileceğini ifade etti.
Matsakis’in, şantaj ve yasa dışı tarihi eser ticareti
gibi suçlamaların üzerinde yarattığı sıkıntıdan kurtulmak için de böyle
bir şey yapmış olabileceğini belirten Serdar Denktaş, Matsakis’in
“Bayrağı indirmek parlamenter görevlerimden biridir” dediğinin de
kayıtlarda bulunduğunu ifade etti.
Bu olayın Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere yönelik
düşmanca politikalarının bir göstergesi olduğuna işaret eden Denktaş,
Rumların 2005’i “EOKA Özgürlük Mücadelesini Hatırlama ve Anma Yılı” ilan
etmeleriyle, 2005 Ekim’inde yaptıkları Nikiforos tatbikatının düşmanca
hareketlerinin diğer iki örneği olduğunu da belirtti.
HASİKOS’TAN İTİRAF
"ADA’YA GELDİĞİ VARSAYILAN TÜRK ASKER SAYISINA İLİŞKİN KENDİM RAKAMLAR
ÜRETİYORDUM”
Güney Kıbrıs’ta yayınlanan Simerini gazetesi, Alman
Düşünce Havuzu “Bon” International Centre For Conversion”un adada
güvenlikle ilgili son zamanlarda gerçekleştirdiği bir araştırmasına yer
verdi.
Gazete, araştırmanın 9 Kasım’da Avrupa
Parlamentosu’na sunulduğuna atıfta bulunurken Rum eski Savunma
Bakanlarından Sokrotis Hasikos’un (DİSİ Asbaşkanı) Kıbrıs’taki Türk
Barış Kuvvetleri sayısına ilişkin “düzmece haber” yapmasına dikkat çekti.
Alman araştırmacıların Hasikos’la yaptığı röportajda,
Hasikos Türk tehditi olmadığı tezinin güçlendirmek için bir itirafta
bulundu ve “geçmişte hükümette Savunma Bakanı olarak Ada’ya geldiği
varsayılan Türk asker sayısına ilişkin kendim rakamlar üretiyordum” diye
konuştu.