www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Haber 1 Temmuz 2005
 

TALAT’TAN RUM MECLİSİ’NİN AB ANAYASASI’NI OYLAMASINA SERT TEPKİ

AZERBAYCAN’DAN KKTC ATAĞI

İKÖ 32. DIŞİŞLERİ BAKANLARI TOPLANTISI …
İSLAM ÜLKELERİ, KKTC’YLE İLİŞKİLERİ HER ALANDA GELİŞTİRMEYE ÇAĞRILDI

 

TALAT’TAN RUM MECLİSİ’NİN AB ANAYASASI’NI OYLAMASINA SERT TEPKİ

Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Rum Meclisi’nin AB Anayasası’nı “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına oylamasına sert tepki gösterdi.

Cumhurbaşkanı Talat, Güney Kıbrıs’ta Dün yapılan AB Anayasası oylamasıyla ilgili olarak, 27 Haziran’da, Güney Kıbrıs dışındaki tüm AB üye ülkeleri devlet ve hükümet başkanları ile Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barosso ve AB Konseyi Genel Sekreteri Javier Solana’ya, ayrıca BM Genel Sekreteri Kofi Annan’a birer mektup göndererek konuyla ilgili düşüncelerini ve Kıbrıs’taki gerçekleri bir kez daha anlattı.

Mektubunda, 1959-60 Londra ve Zürih Antlaşmalarının, bu tür kararlar için açık şekilde Kıbrıslı Türklerin onayını gerektirdiğine işaret eden Talat, Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi’nin AB Anayasası’nı “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına oylamasının yasal veya ahlaki hiçbir gerekçesi olamayacağını vurguladı.

Talat, “Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti” gibi davranan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, AB Anayasası’nı onayının, kendi ayrı onayları olmaksızın Kıbrıslı Türkler için bağlayıcı olmadığını belirterek, “Bu bağlamda, Kıbrıslı Türklerin birleşme ve AB üyeliğine olan bağlılıklarını tekrar vurgulamak istiyorum” dedi. 

Kıbrıs Rum tarafının yıllar içerisinde argümanlarını “zorunluluk doktrini” ilkelerine dayandırdığına işaret eden Talat, “zorunluluk doktrini”nin, iddialarını meşrulaştırmadığı halde Kıbrıslı Rumların “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal hükümeti” olma iddiasıyla Kıbrıslı Türklerin ayrılıkçı bir politika güttüğü fikrine dayandırıldığını, aslında Kıbrıs Rum yönetimini “yasal Hükümet” olarak tanımlayan tüm BM kararlarının da Kıbrıslı Türklerin bölünmeyi desteklediği varsayımına dayandığını belirtti. Talat, “Nisan 2004 referandumları bu kanıyı su götürmez şekilde değiştirmiştir” dedi. Talat, bu nedenle “zorunluluk doktrini”nin artık kullanılamayacağını vurguladı.

Talat’ın muhataplarına “Ekselansları” diye hitap ederek başlayan mektubu şöyle:

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 30 Haziran 2005’te AB Anayasası’nı tüm ada adına, ‘Kıbrıs Parlamentosu’ adıyla anılan Kıbrıs Rum Parlamentosu’nda oylayacağı bilgime getirilmiştir. Kapsamlı çözüm planının, yani Annan Planı’nın, oylandığı Nisan 2004 referandumu sonuçları Kıbrıs sorununun parametrelerini değiştirmiş bulunmaktadır. Kıbrıslı Türklerin ezici bir çoğunlukla birleşme ve AB üyeliği lehinde oy kullanmış olmalarına rağmen, Kıbrıslı Rumlar, Annan Planı’nı reddederek birleşik bir Kıbrıs’ın Avrupa Birliği üyeliğini engellemiştir. Bu nedenle, aşağıda belirtilenleri, Kıbrıslı Türklerin uzlaşma kararlılığı ışığında oluşan yeni koşullar çerçevesinde dikkate alacağınızdan şüphe duymamaktayım.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1959-60 uluslararası Londra ve Zürih Anlaşmaları çerçevesinde kurulmuştu. 1960 Cumhuriyeti’nin meşruiyeti Kıbrıslı Türk ve Rum toplumlarının, devletin her organına birlikte ve etkin katılımına dayanmaktaydı. Kıbrıslı Türklerin veya Kıbrıslı Rumların, tek taraflı olarak adanın Hükümeti olma hakkı bulunmamaktaydı.

1960 Anayasası’na göre yürütme yetkisi ‘Cumhurbaşkanı ve yardımcısının birlikte hareketinden’ ortaya çıkmaktaydı.  Cumhuriyet’in Cumhurbaşkanı kendi toplumu tarafından seçilen bir Kıbrıslı Rum ve yardımcısı da yine kendi toplumu tarafından seçilen bir Kıbrıslı Türk’tü. Yasama yetkisi, kendi toplumları tarafından demokratik bir şekilde seçilen Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum üyelerden oluşan Temsilciler Meclisi’nindi. Tüm önemli devlet kararları için Cumhurbaşkanı ve yardımcısının onayı gerekmekteydi ve dışişleri, savunma ve güvenlik konularında ayrı ayrı veto hakları bulunmaktaydı.

Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığı Aralık 1963’te Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafını zor kullanarak devlet organlarından atmasıyla bozulmuştur. Kıbrıs Türk tarafı Rum tarafının iki-toplumlu devletin yönetimini ele geçirme girişimini kabul etmemiş ve Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri otoritesi altına almasını engellemiştir. Sonuç olarak, Aralık 1963’ten beri adada Kıbrıs’ın bütününü temsil etme yetkisine sahip bir ortak merkezi yönetim bulunmamaktadır. Kıbrıs Rum tarafı kendisinin tek ‘Kıbrıs hükümeti’ olduğunu iddia etse bile, o zamandan beri iki taraf kendi kendini yönetmektedir.

Nitekim Kıbrıs Türk tarafı dışişleri kararlarını veto veya bu tür kararları onay gibi edinilmiş haklarından mahrum kalmıştır. Bu inkâr edilemez gerçeğe rağmen Kıbrıs Rum yönetimi tek taraflı olarak tüm ada adına AB üyeliğine başvurmuş ve “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tam üye yapmıştır. Ancak, Kıbrıs Rum tarafının tüm adayı temsil etme iddiası, bölünmüş bir adanın AB’ye girdiği gerçeğini değiştiremez. Bu yüzden, BM Genel Sekreteri,  Kıbrıs’ın 1 Mayıs 2004 tarihinde birleşmiş bir ada olarak AB’ye girmesi amacıyla 1999 yılında yeni bir müzakere süreci başlattı. Böylece, Kıbrıs’ın adadaki iki eşit toplumun ortak isteği ve onayıyla AB üyesi olabilmesi için yeni bir fırsat yaratılmış oldu.

Dört buçuk yıl süren müzakereler sonucunda, Annan Planı 24 Nisan 2004 tarihinde de adanın iki tarafında eşzamanlı referanduma sunuldu. Plan Kıbrıs Türk tarafında yüzde 65’lik bir oranla kabul edilmiş ve Kıbrıslı Türklerin adanın ortaklık, iki bölgelilik ve siyasi eşitlik temellerine dayalı olarak birleşmesi arzusu kanıtlanmıştır. Diğer taraftan, Kıbrıs Rum toplumu, liderleri Sayın Papadopulos’un açık teşviki sonucunda yüzde 76’lık bir oranla planı reddetmiştir. Bu, Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle yönetimi paylaşmaya hazır olmadıklarını kanıtlamıştır. Bunun yerine, Kıbrıs Rum tarafı Aralık 1963’te gasp ettiği “Kıbrıs Cumhuriyeti” ünvanının getirdiği avantajlardan yararlanmaya devam etmeyi tercih etmiştir.

Eşzamanlı referandumlar aynı zamanda göstermiştir ki, adada birbirlerini temsil etmeyen iki eşit toplum bulunmaktadır. Sonuç olarak, tüm adayı temsil eden tek bir merciinin varlığından bahsetmek ve Kıbrıs’ta barışın iki tarafın ve iki toplumun onayını gerektirdiği gerçeğini göz ardı etmek imkânsızdır. İki toplumun self-determinasyon hakları bulunmaktadır ve bu haklarından eşzamanlı referandumlarda yararlanmışlardır. Bu nedenle, hiçbir taraf diğer taraf üzerinde hak ve otorite iddia edemez. Her iki tarafın gücü kendi toplumlarıyla sınırlıdır.

Kıbrıs Rum tarafı yıllar içerisinde argümanlarını zorunluluk doktrini ilkelerine dayandırmıştır. Zorunluluk doktrini, iddialarını meşrulaştırmadığı halde Kıbrıslı Rumların ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal hükümeti olma iddiası ile Kıbrıslı Türklerin ayrılıkçı bir politika güttüğü fikrine dayandırılmıştır. Aslında, Kıbrıs Rum yönetimini yasal ‘Hükümet’ olarak tanımlayan tüm BM kararları da Kıbrıslı Türklerin bölünmeyi desteklediği varsayımına dayanmaktaydı. Nisan 2004 referandumları bu kanıyı su götürmez şekilde değiştirmiştir.

Referandumların sonucu, hangi tarafın birleşme ve barışa dayalı bir çözümden, hangi tarafın da bölünmüşlüğün devamından yana olduğunu göstermiştir. Aslında, BM Genel Sekreteri Güvenlik Konseyi’ne sunduğu 28 Mayıs 2004 tarihli (S/2004/437) raporun 90. paragrafında ‘birleşme için oy veren Kıbrıslı Türklerin iradesi’nden bahsetmiş ve ‘bu oylamanın, Kıbrıslı Türkler üzerindeki baskı ve izolasyonları meşrulaştıran tüm sebepleri ortadan kaldırdığı’nı ifade etmişti. Aynı raporda, Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedilenin, ‘bir plan değil, çözümün ta kendisi olduğu (para. 83)’  da belirtilmişti.

Artık zorunluluk doktrini kullanılamaz. Bu doktrin birleşme aleyhinde kampanya yürüten, devlet yapısının normalleşmesini engelleyen ve birleşik bir Kıbrıs’ın AB üyeliğini bloke eden bir hükümetin yasalarını da meşrulaştıramaz.

Yeterince açıktır ki, Güney Kıbrıs’taki Kıbrıs Rum yönetimi, Kıbrıs Rum halkı dışında kimseyi temsil etme ve adına karar alma hakkına sahip değildir. ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin tüm ada veya demokratik olarak seçilen temsilcileri bulunan Kıbrıslı Türkleri temsil etme veya onlar adına karar almaya yasal veya ahlaki hiçbir hakkı olmadığını kabul etme zamanı gelmiştir. Bu bağlamda, 1959-60 Londra ve Zürih Antlaşmaları, bu tür kararlar için açık şekilde Kıbrıslı Türklerin onayını gerektiren, Kıbrıs Rum Temsilciler Meclisi’nin AB Anayasası’nı ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ adına oylamasının yasal veya ahlaki hiçbir gerekçesi olamaz.

Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı, ‘Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’ gibi davranan Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB Anayasası’nı onayı, kendi ayrı onayları olmaksızın Kıbrıslı Türkler için bağlayıcı değildir. Bu bağlamda, Kıbrıslı Türklerin ve birleşme ve AB üyeliğine olan bağlılıklarını tekrar vurgulamak istiyorum.”

 

AZERBAYCAN’DAN KKTC ATAĞI

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, ''Kıbrıs konusunda Azerbaycan'ın payına düşen neyse, bunu yapmaya hazırız ve yapacağız'' dedi.

TC Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan ziyaretinde bulunduğu temasların ardından Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev' ile yaptıkları ortak basın toplantısında iki ülkenin Kıbrıs konusundaki politikalarının örtüştüğünü belirtti. Erdoğan, Azerbaycanlı işadamlarının Kuzey Kıbrıs'ta yatırıma dönük faaliyetlerde bulunacağını ve KKTC'ye charter seferler düzenleneceğini bildirdi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, konuyla ilgili olarak şöyle konuştu: ''KKTC'ye charter uçuşları için talimat verdim. Azeri şirketleri orada ofisler açacak. Uçuşlar başlayacaktır. Kıbrıslı kardeşlerimizin izolasyon altında yaşamasına razı değiliz. Artık bu tecritten Kıbrıs'ın kurtarılması gerekmektedir. Bu konuda Azerbaycan'ın payına düşen neyse, bunu yapmaya hazırız ve yapacağız. Kıbrıs'ta yapılan referandumlar maalesef bizim beklentilerimizi karşılamadı. Azerbaycan olarak izolasyonun kalkması için elimizden geleni yapmaya hazırız, ancak Türkiye ile görüşerek.''

Bu arada, Azerbaycan’ın İstanbul Konsolosu İbrahim Nabioğlu, dün KKTC pasaportlarını kabul ettiklerini açıkladı.

Nabioğlu, Reuters haber ajansına yaptığı açıklamada “Azerbaycan Kuzey Kıbrıs’ın pasaportunu tanıyor ve ilişkilerin gelişmesi için isteklidir” dedi. Azerbaycan Türkiye’den sonra KKTC pasaportunu tanıyan ikinci ülke oldu.

 

İKÖ 32. DIŞİŞLERİ BAKANLARI TOPLANTISI …
İSLAM ÜLKELERİ, KKTC’YLE İLİŞKİLERİ HER ALANDA GELİŞTİRMEYE ÇAĞRILDI

Yemen’in başkenti Sana’da gerçekleşen İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) 32. Dışişleri Bakanları Toplantısı’na Türkiye tarafından sunulan “Kıbrıs’ta Durum” başlıklı karar tasarısı, dün Genel Kurul’dan geçti.

Genel Kurul’dan hiçbir değişikliğe uğramadan geçen kararda, İstanbul’da geçen yıl yapılan İKÖ Zirvesi’nde alınan karara atıfta bulunularak, Kıbrıs Türkü’nün örgütte “Kıbrıs Türk Devleti” olarak temsil edileceği vurgulanıyor. Böylece “Kıbrıs Türk Devleti” ismi ilk kez, İKÖ’nün resmi terminolojisi arasında yerini almış oldu.

Kıbrıs Türk halkının haklı mücadelesine tam destek verilen kararda, Genel Sekreterliğe, KKTC’deki projeleri desteklemesi için İslam Kalkınma Bankası’yla gerekli temasları kurması talebinde bulunuluyor.

Kararda, sadece İKÖ üyesi ülkelerin değil, uluslararası topluluğun da, Kıbrıslı Türklerin izolasyonuna son verilmesi yolunda acilen somut adımlar atması gerektiği vurgulanıyor. Kararda, “Kıbrıs Türk halkına uygulanan tecrit politikasının ortadan kaldırılması yönünde, sadece İKÖ üyesi ülkeler tarafından değil, uluslararası topluluk tarafından da acilen gerekli adımlar atılmalıdır” ifadelerine yer veriliyor.

Üye ülkelerin, KKTC’yle üst düzeyde karşılıklı ziyaretler düzenlemeye davet edildiği kararda,  Kıbrıslı Türklerin haklı davasına destek verileceği yönündeki önceki kararlar yeniden teyit ediliyor. Kararda, İKÖ üyesi ülkelere, Kıbrıslı Türklerle daha etkin dayanışma içine girmeleri, yakın işbirliği içinde olmaları, başta doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor olmak üzere her alanda Kıbrıslı Türklerle ilişkilerini geliştirmeleri çağrısında bulunuluyor.

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş, Sana’da düzenlenen 32. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) dışişleri bakanları toplantısında, Türkiye’nin Kıbrıs’a ilişkin sunduğu tasarının çekincesiz ve geçmişe göre daha fazla destekle kabul edilmesinin sevindirici olduğunu söyledi.

Bu arada Sudan Dışişleri Bakanı Ahmet Mustafa İsmail, Genel Kurul’da yaptığı konuşmada, İslam ülkelerine çağrı yaparak, Kıbrıslı Türkler ile siyasi ve ticari ilişki kurulmasını önerdi. Sudan Dışişleri Bakanı İsmail, “Biz Sudan olarak Kıbrıslı Türklerle siyasi ve ticari yönden ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz” dedi.

Öte yandan Gine Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sidibe Fatoumata Kaba da, İKÖ Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Türk tarafının Kıbrıs konusundaki pozisyonuna tam destek verdiklerini vurguladı.  Gine Dışişleri Bakanı Kaba, BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıslı Türklerin çözüm yönünde ortaya koyduğu olumlu çabaları öven raporunda dile getirdiği tüm hususlara tamamıyla katıldıklarını da bildirdi.

 

 

 

 

 

 

CTP-BG DP HÜKÜMET PROGRAMI

CTP-BG DP KOALİSYON PROTOKOLÜ

KKTC CUMHURBAŞKANI MEHMET ALİ TALAT'IN KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI DEVİR-TESLİM KONUŞMASI, 24 Nisan 2005

KKTC 1. CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ'IN KKTC CUMHURBAŞKANLIĞI DEVİR-TESLİM TÖRENİNDEKİ VEDA KONUŞMASI, 24 Nisan 2005

1963-1974 YILLARI ARASINDA rum saldırıları sonucunda GERÇEKLEŞEN NÜFUS HAREKETLERİNİ VE KIBRISLI TÜRKLERİN GÖÇ ETTİRİLDİĞİ KÖYLERİ GÖSTEREN KIBRIS HARİTASI

KKTC DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI RUM TARAFININ ÇÖZÜME ULAŞILMASINI ARZULUYORSA YAPICI TAVIR SERGİLEMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTTİ

RUM YAZAR RUM VAHŞETİNİ ANLATIYOR

KIBRISLI RUMLARIN REFERANDUMDAKİ BÜYÜK "HAYIR"I ULUSLARARASI TOPLULUKTA HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI

DÜNYA BASININDA REFERANDUM

KIBRIS MÜZAKERE SÜRECİ

GÜNEY KIBRIS'TAKİ TÜRK KÖYLERİNİN DURUMU