www.trncinfo.com

make money stuffing envelopes

 

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Haber 19 Ağustos 2002

 

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ: “RUMLAR 1963’TE ELDE ETTİKLERİNİ ELDE TUTMAK, 1974’TE KAYBETTİKLERİNİ GERİ ALMAK İSTİYOR”

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NDEN AB’A ÇAĞRI:  “KIBRIS TÜRKLERİ’NE YÖNELİK AMBARGO VE YAPTIRIMLARA SON VERİN”

BELÇİKA’NIN LE SOIR GAZETESİ: “KIBRISLI TÜRKLER AZINLIK STATÜSÜNÜ KABUL ETMEZ”
 

CUMHURBAŞKANI RAUF DENKTAŞ: “RUMLAR 1963’TE ELDE ETTİKLERİNİ ELDE TUTMAK, 1974’TE KAYBETTİKLERİNİ GERİ ALMAK İSTİYOR”

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs’ta kalıcı bir anlaşma sağlanması için sürdürülen görüşmelerde “ikiye bölünmüş olanı eşit şartlarda bir üst yapıda birleştirmek” için öneriler sunduğunu; Rum yaklaşımında ise üst yapıda tek egemen devlet öngörüldüğünü belirterek, “anayasal haklar vererek sizi içimize alabiliriz” yaklaşımının gerçekçi olmadığını söyledi. Denktaş, Rumların, Kıbrıs Türklerini bu şartlarda, Türkiye’nin dışında AB’ye sürükleyerek meseleyi halletmeye çalıştığını kaydederek, buna boyun eğmeyeceklerini vurguladı.

Rumlar’ın hedefinin 1963’ten 1974’e kadar elde ettiklerini elde tutmak, 1974’te kaybettiklerini geri almak niyetiyle hareket ettiklerini ifade eden Denktaş, Rumların öngördüğü barışta Kuzey’e gelecek Rumların yaratacağı olayların halkı süratle siperlere sürükleyeceğini belirterek, Girit modelinin büyük bir soğukkanlılıkla planlandığını, AB üyeliğinin de bu nedenle gündeme getirildiğini söyledi.

1975’teki nüfus mübadelesiyle “iki halk, iki toprak” esasının elde ediliğini, güvenliğin temelinde bunların yer aldığını kaydeden Denktaş, üç özgürlüğün kıstılanmasıyla karma hayatın yaratacağı tehlikelerin arkada kalacağını, oysa şimdi Rum tarafının bunları hep ters yüz ettiğini belirtti.

Cumhurbaşkanı Denktaş, “Mesele halledilmeden, egemenliğimiz kabul edilmeden, 1960 anlaşmaları altında öngörülen Türk-Yunan dengesini koruyacak tedbirler alınmadan, bizim Türkiyesiz bir AB’ye Rumların peşinden sürüklenmemiz, sonumuzun başlangıcı olacaktır” dedi.

Denktaş, AB üyeliğinin ne getirip ne götüreceğinin iyi hesaplanması gerektiğini kaydetti ve “Rum’un ‘meşru Kıbrıs Hükümeti’ olarak yaptığı bir müracaatı AB ‘meşru bir müracaat’ olarak kabul edip, bize bu sözde hükümetin gözüyle baktığı sürece aklı başında herkesin AB’yi 1963 macerasını tamamlayıcı bir gelişme olarak değerlendirmesi gerekir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kıbrıs meselesindeki son durum hakkında TAK muhabirinin sorularını yanıtladı.

Denktaş’ın sorulara verdiği yanıtlar şöyle:

“Pazarlık Kaldırmayan Hak”

Soru: Her iki taraf da görüşmelerin gidişatından memnun değil. Görüşmelerdeki zorluklar nelerdir?

Denktaş: Rum tarafı Kıbrıs meselesini 1974’te başlamış bir mesele olarak algılamaktadır. Onlara göre mesele “işgal” yani Türk askerinin burada bulunması ve Rum göçmenlerin eski yerlerine dönüşüdür. Yani, 1974’e kadar bize yaptıkları ile elde ettikleri herşey (meşru Kıbrıs Hükümeti ünvanı dahil) haktır ve mesele bu sözde “meşru Kıbrıs hükümetinin” varlığı üzerinde halledilecektir. Yöntem de gayet basittir! Yeni bir anayasa yazılacaktır. Bize bu yeni anayasada yeni haklar tanıyacaklardır. Bizi çok seviyorlar! Rum göçmenler geri yerlerine döneceklerdir. Bu pazarlık kaldırmayan bir haktır.. Çoğu göçmenin Rum idaresindeki topraklara dönmesi için Rum tarafına, toprağımızın üçte birini vereceğiz. Geriye kalan toprakta da egemenlik hakkı istemeyeceğiz.

Kısacası 1963’ten 1974’e kadar elde ettiklerini elde tutmak, 1974’te kaybettiklerini “Kıbrıs Hükümeti” olarak geri almak niyetiyle hareket etmektedir. AB’ye üyelik müracaatları, bu siyaseti Rumların leyhine zafere ulaştıracak yol olarak seçilmiştir.

“Sonumuzun Başlangıcı Olur”

Soru:AB üyeliğine karşı mısınız?

Denktaş:Rumlar ve Yunanlılar AB üyeliğini bize karşı silah olarak kullanıyorlar. Müracaat 1960 andlaşmalarına aykırıdır; bu andlaşmalarla bölgede kurulmuş olan Türk-Yunan dengesini bozacak mahiyettedir; Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarına karşı feci bir meydan okumadır. Mesele halledilmeden, egemenliğimiz kabul edilmeden, 1960 andlaşmaları altında öngörülen Türk-Yunan dengesini koruyacak tedbirler alınmadan, bizim Türkiyesiz bir AB’ye Rumların peşinden sürüklenmemiz sonumuzun başlangıcı olacaktır.

Bunları AB’ye karşı olduğum için söylemiyorum. Rum’un AB’ye hangi maksatla girmek istediğini ve AB muktesabatından nasıl yararlanıp bizi perişan edeceklerini bildiğim için, gelecek tehlikelere dikkati çekmek için söylüyorum.

“Gözü Kapalı Bir Gidişat Var, Sanki AB Sihirli Değnek…”

Gözü kapalı bir gidişat vardır. Sanki AB sihirli değnek!. Bir vuruşta tüm dertlerimiz halledilecek.. Böyle bir sihir yok! Ancak, tehlike var. Hem de çok büyük. Ben söylesem inanmayacaklar. O halde bir uzmanı konuşturalım. Sayın Suat İlhan “Avrupa Birliği’ne Neden Hayır?” kitabının 16. sayfasında bakınız ne diyor:

“AB’nin ilk ve ana dayanağı olan Roma Anlaşması’nın 3’üncü maddesinin C fıkrasına göre: “Kişiler, hizmetler ve sermayelerin serbest dolaşımına ilişkin engellerin kaldırılması” gerekmektedir. Bu hüküm Avrupa Birliği’ni var eden temel ilkedir. Kuzey Kıbrıs ile Güney Kıbrıs arasında varılacak anlaşmaya bu ülkeye aykırı olarak konulacak her türlü hüküm; Kuzey Kıbrıs ister Güney Kıbrıs ile isterse Türkiye ile birlikte AB üyesi olsun; Avrupa Parlamentosu, Konsey veya Adalet Divanı tarafından iptal edilecek, Kuzey  ve Güney arasındaki hudut kaldırılacak; bu durum KKTC’nin ve orada yaşayan 200 bin insanımızın sonu olacaktır.”

“AB düşmanlığı değil, akıl ve mantık”

Uluslararası hukukçular da bizi bu konuda uyarmaktadırlar. Hatırlanacağı gibi AB yetkilileri de bize “içte yapacağınız herhangi bir anlaşmayı AB bünyesine adapte edebiliriz, yeter ki AB’yi var eden temel ilkelere ters düşmesin” demektedirler. Bu temel ilkeler, Sayın Suat İlhan’ın da altını çizdiği ve bizler için hayati etkisi olan hususlardır. AB ne getirir ne götürür hesabını çok iyi yapmak zorundayız. Bunun AB düşmanlığıyla ilgisi yoktur. Akıl ve mantıkla ilgisi vardır. Sizi silah zoruyla yıkamayan ve 39 yıldır sizi azınlık yapmak için uğraşan Rum dostunuz! 1960 anlaşmalarını çiğneyerek AB’ye müracaat ediyor ve  39 yıldır tüm haklarınızı gasbetmiş olan bu dostlar (!) “aman siz de geliniz... bundan çok yararlanacaksınız, biz size iyilik olsun diye bu müracaatı yaptık” diyor... İçimizde bu yalanı yaymak için paralı, parasız propagandistler buluyor... “Durun, düşünelim, bu üyeliğin sonu ne olur, yan etkileri ne olacak?” diyen herkes derhal “uzlaşmaz, AB düşmanı” ilan ediliyor. Pek ala! AB ne getirir, ne götürür sorusunu sormayacak mıyız?

“Birleşme isteniyorsa, ayrılık ve ayrılıktaki eşitlik kabul edilmeli”

Soru: Benim anladığım kadarıyla uyuşmazlığın nedeni Rumların 1963 darbesiyle elde ettikleri “meşru Kıbrıs Hükümeti” ünvanından vazgeçmemeleri ve bu kazandıklarını geleceğin temeli addetmeleridir.

Denktaş: Evet... ben de bunu izaha çalıştım... Yani, 1974’te Barış Harekatı olmasaydı ne olacaktı? Bunu düşünelim. Ortaklık Cumhuriyeti tam bir Rum Cumhuriyeti’ne dönüşmüş olacaktı. Azınlık statüsünü kabul etmeyenler adadan çekip gidecekti. Kalanlar zaman içinde eritilecekti.

1974 Barış Harekatı ile biz kendimizi bu felaketten kurtardık. ‘Yapılacak barış var olan gerçekler üzerine bina edilmelidir’ diyoruz. Var olan gerçek Kıbrıs’ın ikiye bölünmüş olduğudur. İki ortak, iki milli halk olarak, iki ayrı kesimde hükümet etmektedirler. Biri kendi toprağında ne kadar egemen ise diğeri de o kadar egemendir, o kadar devlettir, o kadar hükümettir. Birleşme isteniyorsa ayrılık ve ayrılıktaki eşitlik kabul edilmelidir. Rum tarafı buna razı değil. 1963’de vahşetle, terörle, kalleşlikle elde ettiği bir ünvanın arkasına saklanarak geleceği yeni bir anayasa yazarak bu şapkanın altına sokmak istiyor.

Kıbrıs Türkü bunu kabul edemez. 1974 Harekatı 1963’te kanlı bir darbeyle Rum’un elde etmek istediğine “dur” diyen bir  harekettir. 1963’ten 1974’e Rumun vahşetini, terörünü insanlık dışı davranışlarını hoş karşılayan dış dünya 1974’te bu vahşete, bu teröre ve insanlık dışı muameleye “dur” diyen  Türk müdahalesinin meşruluğunu tartışamaz. Türkiye, Kıbrıs Türklerini mutlak soykırımından kurtarmıştır. Bunun sonucu, o güne kadar 30 kusur enklavlarda esir hayatı yaşatılan Türklerin BM’nin de tasvip ettiği bir kararla kuzeye geçmesi ve iki yaşayabilir bölgenin meydana gelmiş olmasıdır. O güne kadar, 11 yıl, kendi kendini idare etmiş olan Kıbrıs Türkleri kendi devletlerini kurmuşlardır. Bunlar göz ardı edilemez. AB havucu, bu gerçeğin göz ardı edilmesi için bir neden değildir. AB, egemen varlığımızın kabulü ile gündeme gelecek ve 1960 Anlaşmalarında bu konuda söz hakkı en üstün olan Türkiye’nin eveti ile mümkün olacaktır.

Soru: Söylediklerinizden bir sonuç ortaya çıkıyor. Rum liderliği 1963’te Kıbrıs’a sahip olmak için attığı adımdan vazgeçmiş değildir ve AB yolu ile son durağa gelmek istiyor.

“AB 1963 macerasını tamamlayıcı gelişme”

Denktaş: İyi özetlediniz. Böylelikle bizim eşit egemenlik konusundaki ısrarımızın nedeni anlaşılmış olur. Rum’un “meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak yaptığı bir müracaatı AB “meşru bir müracaat” olarak kabul edip, bize bu sözde hükümetin gözüyle baktığı sürece aklı başında herkesin AB’yi 1963 macerasını tamamlayıcı bir gelişme olarak değerlendirmesi gerekir. AB’ye müracaat 1974’ten sonraki oluşumu, kurtuluşumuzu, hürriyetimizi eşit egemenlik haklarımızı,  Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki haklarını yok farzeden siyasi maksatlı bir müracaattır. Görevimiz bunu dünyaya anlatmaktır. “Aman tren kaçıyor; mahvolduk”  düşüncesiyle hareket yanlıştır. Ortada bir ‘Kıbrıs treni’ yoktur, bir Rum treni vardır. Bunu görmek ve Kıbrıs Türkünün bu Rum trenine asla binmeyeceğini savunarak, AB yetkililerine bu treni gerçekten bir ‘Kıbrıs Trenine’ dönüştürebilmek için her iki tarafa da eşit muamele yapılmasında ısrar etmek gerekir. Karşı tarafta “meşru hükümet” sıfatıyla yürütülen üyelik işlemlerini, Kıbrıs Türk Hükümetini tanımayan AB yetkililerinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki NGO’larla (sivil toplum örgütleriyle) yürütmeye kalkmasının kabul edilmez olduğunu haykırmak gerekir.

NGO’lar kuşkusuz halkın istemelerini duyurmakla yükümlüdürler. Bu halkın eşit egemenlik, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığı, Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki hakları, Rum göçmenlerin içimize gelmesiyle doğacak fiziki tehlikeleri, Türk-Yunan dengesinin önemini, ambargoların kaldırılmasını, spor ambargosunun kabul edilmezliğini gündemde tutması beklenir.

Bu NGO’lardaki arkadaşlarımız Rum liderliğinin milli hedefinden vazgeçtiğine mi inanıyorlar?

1960’ta yapılan anlaşma, Rumların milli hedeflerinden vazgeçmeyebilecekleri varsayımı nedeniyle garantilenmişti. Bu garantilerin 1963-1974 felaketini önleyici olacağı zannedilmişti. O günden bu güne Rum tarafının değiştiğine mi şahit olduk ki 1960’dakinden daha az garantilerle ve haklarla yetineceğiz?

1960 garantilerine egemenliğimizi de eklemek suretiyle varılacak anlaşmayı kalıcı bir anlaşma haline getirmek gelecek nesillere borcumuz değil mi?

Egemenliğimizinden, devletimizden vazgeçerek  varılacak bir anlaşmada elde edeceğimiz haklar bir kağıt anlaşmasından başka birşey olabilir mi? Bunları düşünmek hepimizin görevidir. ‘Rumlar değişti, Kıbrıs’ı Yunan adası bizi azınlık yapmaktan vazgeçtiler’ varsayımıyla anlaşma yapılamaz. Rumlar 1963’te tethişle, vahşetle elde ettikleri kazançlarını “meşru Kıbrıs Hükümeti” olarak ellerinde tuttukları sürece, 1974’te bizi kurtarmış olan herşeyi geri almak üstünlüklerini koruyacaklardır. Buna müsaade edemeyiz.

Soru:Bunu biraz açar mısınız?

Denktaş: 1974-75 anlaşmaları ile biz neler elde ettik? Bunlara bakalım: Toprak ve egemenlik; devlet ve her konuda Rumlara denk bir konum. Türkiye’nin bizi koruma hakkı ve fiilen hudutlarımızda koruması; Rumların “üç özgürlük” talebi ile içimize gelip yerleşememeleri,  bu konularda bir kota olacağı ve bunların kendi yasalarımıza göre tanzim edileceği...

Pamuk İpliği

Bütün bu konularda Rum tarafı “olmazlarla” karşımıza çıkmaktadır. Verir göründükleri hak ve yetkiler kağıt üzerindedir. ‘Egemenlik olamaz’ diyorlar. Rum göçmenler geri gelecek. Sonrası malum!

İşte “Türkiye’nin garantörlüğü devam edecek” diyorlar ve bunu “Kıbrıs’ta Türk askeri var oldukça, BM Barış Gücü de var olacak” diyerek pamuk ipliğine bağladıklarını görmememizi istemiyorlar.

Soru Nasıl? Pamuk ipliği?

Denktaş: BM Barış Gücü’ne asker veren ülkeler, ikide birde “artık çekilelim” dedikleri sürece Türk askerinin de çekilmesi gündeme gelmiş olacak. Halbuki 1960 Andlaşmalarında garantör askerlerin Kıbrıs’ta kalışları zamana bağlı değildir. Yani, bunu BM Barış Gücü’nün kalışıyla irtibatlandırmak bir oyundur.

Diğer oyun da, BM Barış Gücü’ne verilecek yetkilerde oynanmaktadır.

Soru: Ancak AB, uzlaşma olsa da olmasa da “Kıbrıs” dedikleri Rum tarafını üyeliğe alacağız diyor.

“İçte mayna etmezsek…”

Denktaş: Uluslararası andlaşmaları hiçe sayıp, hukukun üstünlüğüne tükürerek, 1963-74 gerçeklerini hiçe sayarak, 1960 anlaşmalarıyla bölgede ihdas edilmiş olan Türk-Yunan dengesinin bozulmasından kaynaklanacak krizleri göze alarak bunu yapabilirler. Bunu yapacaklar diye biz eşit egemenliğimizden, devletimizden vaz mı geçelim? Vazgeçersek zaten bitmiş olacağız. Direnirsek, gün gele adam yerine konup bizimle müzakere etmek zorunda kalacaklar. Tabii biz içte mayna edip, şahsi çıkarlar için birbirimize düşmezsek. Devletini, hak ve hürriyetini korumasını bilen kitleler bu dünyada itibar görürler... Şahsi, kısa vadeli çıkarlar için milli bir direnişi terkedip boyun eğenler değil.

Rumlar AB’ye katıldıktan sonra Kıbrıs’ın tümüne sahip olmak için yeni oyunlara tevessül edeceklerdir. Silahlanmaları bundandır. Ve bu da, 1963’ten bu yana zerre kadar fikir değiştirmediklerinin göstergesidir. Bir felaketi önleyecek tek unsur, haklarını, devletini korumakta kararlı bir halkın garantör Anavatanı Türkiye’yle işbirliği, gönül birliğidir. 50 yıldır, olduğu gibi, karşılıklı saygı, sevgi ve güvene dayanan işbirliği.

Soru: Görüşmelerde Rumların elde etmeye çalıştıkları, kısaca, nelerdir?

Denktaş: Söyledim ama yine söyleyeyim:

‘Kıbrıs Devleti vardır. Egemenlik onundur. Toprak bütünlüğü korunacaktır. Dolayısı ile sizin Kıbrıs üzerindeki hakkınız birlikte hazırlayacağımız bir anayasada  belirlenecek kadardır.

Rum göçmenlerin geri dönüşlerini kabul edeceksiniz. Toprağınızın üçte birini bize vereceksiniz. Size kalan üzerinde idari tasarrufa evet, egemenlik hakkına hayır ve bu topraklara Rum göçmenlerin dönüşlerini kabul edeceksiniz. Garanti sistemi, Kıbrıs’ta bir BM Barış Gücü devam ettiği sürece devam edecektir…’ Başka ne diyeyim?

“Sonumuz Olur!”

Açıkçası 1974 olmamış, 1963 saldırıları ile elde ettiklerine dayalı bir anlaşma istiyorlar. 1963 saldırıları ile kazandıkları onların, 1974’te bizim kurtardık sandığımız herşey yine onların ve 1960 anayasasından daha karmaşık bir anayasa ile “AB muktesabatının öngördüğü şekilde” müşterek bir hayat!… Sonumuz olur!

Rumların öngördükleri barışta Kuzeye gelecek Rumların yaratacakları olaylar bizi süratle siperlere sürükleyecektir. Girit’te bunlar hep böyle olmuştur. Girit modeli büyük bir soğukkanlılıkla planlanmış, AB üyeliği bu nedenle gündeme getirilmiştir. Bunu görmemek için 1955’ten bu yana gelişmeleri, olayları, üzüntüleri, mücadeleyi bilmemek gerekir. Rumların içimize geri dönmeleri ve Rumlara 1/3 toprağı iade, yarı nüfusumuzu göçmen durumuna düşürecektir ve bu kez gidip yerleşebileceğimiz boş köy de yoktur. Böyle bir darbenin yaratacağı dağınıklığı, sosyal ve ekonomik sorunları bir daha toparlamamız mümkün olmaycaktır.

Biz 1975’te nüfus mübadelesi ile “iki halk, iki toprak” esasını elde etmiştik. Güvenliğin  temelinde bu vardı. Üç özgürlük kısıtlanacaktı. Karma hayatın yaratacağı tehlikeler arkada kalacaktı. Şimdi, Rum tarafı bunları hep ters-yüz etmektedir. Kısacası bizi toprağında egemenlik hakkı olmayan, kendi kaderini tayin hakkından yoksun bölgesel bir idari yapı altında “Kıbrıs içinde bir toplum” durumuna indirgemeye çalışıyorlar. Bunu kabul edemeyiz.

“Boyun mu eğeceğiz?”

Soru: Netice?

Denktaş: Burçlarımızı korumak zorundayız. Bizim yaptığımız öneriler ikiye bölünmüş olanı, eşit şartlarda, bir üst yapıda birleştirmektir. Rum yaklaşımı, ‘üst yapı tek egemen devlet olarak vardır. Anayasal haklar vererek sizi içimize alabiliriz’ yaklaşımıdır ki, gerçekçi değildir.

Hele bizi bu öngördükleri şartlarda Türkiye’nin dışında bir AB’ye sürüklerlerse meseleyi halletmiş olurlar. 39 yıldır bunu yapmaya çalıştılar, boyun eğmedik, şimdi AB nedeniyle boyun mu eğeceğiz?

 

İNSAN HAKLARI DERNEĞİ’NDEN AB’A ÇAĞRI:  “KIBRIS TÜRKLERİ’NE YÖNELİK AMBARGO VE YAPTIRIMLARA SON VERİN”

İnsan Hakları Derneği,  AB’a, Kıbrıs Türkleri’ne karşı uygulamakta olduğu insan haklarına aykırı tüm ambargo ve yaptırımları kaldırması çağrısı yaptı.

Dernek Başkanı Hasan Işık yazılı açıklamasında, AB’ın, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yıkılmasında hiçbir suçu olmayan 200 bin Kıbrıs Türkü’nün, 40 yıldır Rumların ambargolarıyla açık hava hapishanesinde yaşatılmasına onay verdiğini belirterek, idam mahkumlarına bile 20 yıl hapis cezası uygulanmasına başlanan bir ortamda AB’ın bu yaklaşımının hiçbir adalet kavramıyla uyuşmadığını söyledi.

Yılmaz Işık, Rum-Yunan yanlısı politikaları terketmeye çağırdığı AB’nin, Rum-Yunan çıkarlarının baskısı altında uygulamakta olduğu çağdışı baskıcı ve ayrımcı politikalarla  Kıbrıs Türkleri’ne verebileceği hayırlı birşey olamayacağnı ifade etti.

İnsan Hakları Derneği Lefkoşa Şubesi Başkanı Erkan Eğmez ise yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümünde iki ayrı egemen devlet idaresinden başka seçenek bulunmadığını söyledi.

Eğmez, bunun dışındaki her çözümün Kıbrıs Türkleri’ni azınlık durumuna düşüreceği ve Yugoslavya trajedisini Kıbrıs Türk halkına bir kez daha yaşatacağı görüşünü belirtti.

 

BELÇİKA’NIN LE SOIR GAZETESİ: “KIBRISLI TÜRKLER AZINLIK STATÜSÜNÜ KABUL ETMEZ”

Belçika’nın yüksek tirajlı gazetelerinden Le Soir, Kıbrıslı Türklere bir azınlık statüsü kabul ettirmek isteyen Rum tarafının gerçekçi olmadığını yazdı.

16 Ağustos tarihli baskılarında Kıbrıs sorununa tam sayfa ayıran ve “Sağırlar diyaloğu” başlığını kullanan gazete, adanın tarihini anlatırken, ada halkının “Kıbrıslı”dan ziyade, “Türk” veya “Yunan” olmalarına öncelik verdiğini, çözüm arayışlarında bu gerçeğin göz önünde bulundurulmasının şart olduğunu belirtti.

AB Komisyonu Başkanı Romano Porodi’nin birkaç ay önce Kıbrıs Rum kesimini ziyaret ettiği sırada, “bir Yunan sömürgesi ile karşılaştığı” ve bunun kendisi için “kötü bir sürpriz olduğu” değerlendirmesine yer veren gazete, AB’nin “Kıbrıs sorununu ithal etmeye hiç niyeti olmadığını” yazdı.

KKTC’nin tanınmasını isteyen Türklerin, adanın taksiminden yana olduklarını, ancak Türkiye’nin AB adaylığının bu tavrı yumuşattığını savunan gazete, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum lider Glafkos Klerides arasında uzlaşmazlık noktalarının fazla olduğunu, temelde ise hükümranlık sorunu bulunduğunu belirtti.

Le Soir, 1960 anayasasının iki halka siyasi eşitlik tanıdığını, bunun Rumları her zaman rahatsız ettiğini, Kıbrıslı Rumların sayısal üstünlüklerinden kaynaklanan avantajlarından vazgeçmek niyetinde olmadıklarını, “Türklere, beceriksiz bir şekilde, azınlık statüsünün iyi yanlarını anlatmaya çalıştıklarını” yazdı.

Kıbrıs sorununun aşılması için, karşılıklı tavizlerden oluşacak bir uzlaşma gerektiğini belirten gazete, “Yunan tarafının, Türklerin bir azınlık statüsüyle tatmin olacaklarını düşünmesi pek gerçekçi değil” dedi.

Gazete, Türk tarafının da “AB’nin ortadan kaldırmaya çalıştığı sınırları tekrar icat etmek istediğini” yazdı.

Le Soir, adada İngiltere’nin iki adet çok büyük askeri üssü ve Ortadoğu’ya yönelik dinleme merkezleri bulunduğunu, Kıbrıs’ın ABD açısından büyük önem taşıdığını da kaydetti.


[ Webmaster]