|
Kıbrıs'ta
Osmanlı Yönetimi
Kıbrıs
Türklerinin Kökeni
Kıbrıs’ın
İngilizlerin Eline Geçmesi
Enosis
E.O.K.A.
Zürih
ve Londra Anlaşmaları
Garanti
Anlaşması
Makarios'un
Anayasa Değişikliği Önerisi
Akritas
Planı
1964
- 1974 Döneminde Türk halkı
15
Temmuz 1974 Darbesi
20
Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı
Kıbrıs
Türk Federe Devleti
Nüfus
Mübadelesi
1977
- 1979 Doruk Anlaşmaları
Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İlanı
Sunulan
İyiniyet Önerileri: 2 Ocak 1984 – 3 Mart 1988
BM
Tarafından Sunulan Ocak 85 – Mart 86 Belgelerinin Kıbrıslı Türkler
Tarafından Kabulü ve
Kıbrıslı Rumlar Tarafından Reddi
3
Mart 1988 İyiniyet Önerileri
Görüşmelerin
Devamı ve 23 Ağustos 1989 Meclis Kararı
BM
Güvenlik Konseyi’nin 649, 716, 750 Sayılı Kararları
Ghali
Haritası (non-paper) ve Çözüm Planı (Set of Ideas) (1992)
KKTC
Meclisi’nin 31 Temmuz 1992 Kararı ve Güven Yaratıcı Önlemler
Rumların
AB'ye Üyelik Başvurusu
1995-1997
Kıbrıs Görüşmeleri
1997-2002
yılları arasındaki görüşmeler
AB
Lüxemburg Zirvesi
Kıbrıs
Türk Tarafının Konfederasyon Önerisi
Dolaylı
Görüşmeler
Yüzyüze
görüşmeler
Annan
Planı
Lahey
Görüşmeleri
Türk Tarafının 2 Nisan 2003
Önerileri
KKTC Hükümeti’nin, 22 Nisan 2003’te KKTC Ve Güney Kıbrıs Arasındaki
Geçişlerle İlgili Almış Olduğu Karar
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin Kıbrıslı Türklere Yönelik Açıkladığı Kararlar
Burgenstock Görüşmeleri
24Nisan
Referandumu ve Referandum Sonrası Gelişmeler
Talat-Papadopulos Görüşmesi(5 Eylül 2007)
Talat-Hristofyas
Görüşmesi, 21 Mart 2008
Kapsamlı
çözüm müzakereleri 3 Eylül 2008'de başladı
KIBRIS TARİHİ
Kıbrıs’ın bilinen tarihi, Milat'tan önce 15. yüzyıla
kadar uzanır. Ada M.Ö. 15'inci yüzyılda, Hitit egemenliğinde
bulunuyordu. Hitit egemenliği M.Ö. 1450 yılında Mısır ile yer
değiştirdi. Bu tarihten itibaren Kıbrıs'ta M.Ö. 450 yılına kadar
Mısırlılar egemen oldular.M.Ö. 1320 yılında Ada bir ara tekrar Hitit
egemenliği altına girdi. Daha sonra sırası ile Finike, Asur, tekrar
Mısır, Persler, Photomeler, Roma ve Bizans Ada üzerinde egemenlik
kurdular.
M.S. 395 yılında Roma'nın doğu ve batı olarak ikiye
ayrılmasıyla birlikte Ada'nın Bizans egemenliğine girdiğini görüyoruz.
M.S. 638 yılında İslam komutanlarından Ebubekir'in Kıbrıs'a çıkmasıyla
Ada'nın önemli yerleri Müslümanların eline geçti. M.S. 647'de Halife
Osman zamanında da bütün Ada İslam egemenliği altına girdi.
Kıbrıs'taki İslam egemenliği, Ada Bizans İmparatoru Nikepheros
Phossas'ın 964 yılında Ada'yı yeniden ele geçirmesiyle sona erdi. 1191
yılında çok kısa bir süre İngiltere kraIı Aslan Yürekli Richard'ın
eline geçti. 1192'de yine çok kısa süre, Templer Şövalyeleri Ada'da
egemen oldular. 1192-1189 yılları arasında da Lusignan'ların yönetimi
altında kalan Ada,1425 ve 1426 yıllarında Memlük'lerin saldırısına
uğradı. Kısa bir süre de Ceneviz egemenliğine girdi. Sürekli Memlük
saldırıları sonunda yıkılan Lusignan'ların yerine Venedikliler geçti.
Kıbrıs'ta Osmanlı Yönetimi
15. Yüzyılın sonlarında doğu Akdeniz'e egemen olan Osmanlı
İmparatorluğu, siyasi, stratejik, ekonomik ve dini nedenler'ın etkisiyle
Kıbrıs'ı ele geçirdi. Kıbrıs'ta üslenen Venedik korsanlarının Türk
deniz ticaretine verdikleri büyük zararlar da Kıbrıs'ın ele geçirilmesinde
başlıca etkenlerden biri oldu.
1 Temmuz 1570 tarihinde, 50 bin asker ve 80 top taşıyan Osmanli Filosu,
Kıbrıs'a çıkarma yaptı. Kıbrıs çetin savaşlardan sonra ancak bir
yılda alınabildi. Kıbrıs'ın en kuvvetli kalesi olan Magosa'nın 1
Agustos 1571'de teslim olmasıyla bütün Ada Osmanlı İmparatorluğu’nun
eline geçmiş oldu.
Kıbrıs 1571 yılından 1878 yılına kadar tam 308 yıl Osmanlı
egemenliğinde kaldı.
Kıbrıs Türklerinin Kökeni
Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadolu'daki Türk Halkıdır.
Kıbrıs'ın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve
sanatkara gereksinim olduğunu gören Padişah II. Selim, adada kalan 20 bin
civarında askerin yanısıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de
Kıbrıs'a gönderilmesini kararlaştırır.Bu amaçla çıkarılan bir
"Sürgün Hükmü” ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları
şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme
yaparak, her on haneden bir hanede yaşayan aileleri Kıbrıs'a gönderdiler.
Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar,
mumcular, semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler,
taşcılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı
çekmekteydi. Adaya gelen bu Türkler kısa sürede ekonomik yaşama büyük
bir canlılık getirdi.
Yunanistan ise daha Osmanlı egemenliği altında olması
nedeni ile Rumları kışkırtacak durumda değildi. Megali İdea fikri
ortaya atılana kadar, iki halk Osmanlıların adil yönetimi altında
barış içinde bir arada yaşadı. Denebilir ki adadaki iki halkın barış
içinde bir arada yaşadığı tek dönem fiilen Osmanlı İdaresi altında
yaşanan bu 307 yıllık dönemdir. Bu dönemde yerel halkın büyük
bölümünün mensup olduğu Ortodoks dinine ait ibadet yerleri yeniden açılmış,
Hristiyanlar tam bir ibadet özgürlüğüne kavuşmuştur.
Kıbrıs’ın İngilizlerin Eline Geçmesi
1878'de Osmanlı-Rus savaşını fırsat bilen İngiltere,
"Ruslara karşı yardım" vaadi ile, Kıbrıs'ı yılda 92000
altına kiralamayı başardı. Fakat, bu kiralama geçici idi. Tehlike
geçtikten sonra ada yeniden geri verilecekti. Yani Kıbrıs
İmparatorluğun bir parçasıydı. Padişah kira anlaşmasına (Ayestafanos-Yeşilköy)
imza atmadan önce (Hukuku Şahaname asla halel gelmemek üzere
muahadenameyi tasdik ederim) notunu düşmüş ve sonra imzalamıştı.
Fakat, İngiltere adaya yerleştiği günden itibaren Kıbrıs'ı
nasıl ilhak edeceğinin hesabını yapmıştı. Nitekim, Osmanlı
İmparatorluğunun Almanya yanında 1. Dünya savaşına katılması ile böyle
bir fırsatı bulmuş ve yayınladığı bir emirname ile Kıbrıs'ı ilhak
ettiğini duyurarak, her yıl ödemesi gereken 92 bin altını da ödemeyi
durdurmuştu. Sonunda 20 Temmuz 1923 Lozan Anlaşması’nın 20. maddesi
ile Ada hukuken de İngiltere'ye bırakıldı.
İngiliz yönetiminin ilk yıllardan itibaren Rumlar
Enosis (Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı) taleplerini tırmandırmaya
başlamışlardır.
Enosis
Enosis, Megali İdea hedefi çerçevesinde Kıbrıs'ın
Yunanistan'a bağlanmasını, ifade etmektedir.
Kelime anlamı ile " İLHAK " demek olan Enosis ilk Megali
İdea haritasının çizildiği 1791 yılından beri gündemde olan bir
konudur. Bir anlamda Kıbrıs sorununun da bu tarihten itibaren varolduğu söylenebilir.
Megali İdea ise, kelime anlamı ile "Büyük İdeal,
büyük fikir" demektir. Bu fikre ve ilkeye göre, 1453'de Fatih Sultan
Mehmet tarafından fethedilen İstanbul tekrar ele geçirilecek, Yunanistan,
Girit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu ve Büyük İskender'in uzandığı
İskenderiye'ye kadar olan topraklar işgal edilerek, bir Helen
İmparatorluğu olarak kabul edilen büyük Bizans İmparatorluğu
kurulacaktır. Bu imparatorluğun başkenti ise eski Bizans'da olduğu gibi
hala "Konstantinopolis" diye andıkları İstanbul olacaktır.
Yunanistan'ın Kıbrıs'ı talep etmesi 30 Aralık 1918
yılında gerçekleşti. 18 Ekim 1828 tarihinde İngiltere, Rusya ve
Fransa'ya bir nota veren Yunanistan, resmen ilk kez Enosis fikrini ortaya
atmış ve adanın kendisine bağlanmasını istemiştir. Kıbrıs'ta Yunan
kilisesi, Patrikhane ve Yunan Hükümeti tarafından desteklenen Enosis
hareketi, yıllar boyunca kilise ve okullarda genç beyinlere aşılanmıştır.
Kıbrıslı Türkler, Kıbrıslı Rumların Yunanistan
tarafından körüklenen bu Enosis taleplerine karşı daima haklarını müdafaa
etmiştir ve Yunanistan tarafından bir sömürge haline getirilmeyi
reddederek, eğer Kıbrıs el değiştirecekse, adanın gerçek sahibi olan
Türkiye’ye geri verilmesini talep etmişlerdir. Bu nedenle Rumlar,
Kıbrıs Türklerini daima Enosis’i engelleyen en büyük nedenlerden
birisi olarak kabul etmiş, çeşitli yollarla bu engeli bertaraf etmeye
çalışmışlardır.
E.O.K.A.
EOKA, Kıbrıs'ta Makarios öncülüğünde Türk halkını
yok edip, adayı Yunanistan'a bağlamak için kurulmuş olan bir terör
örgütüdür.
EOKA için ilk gizli görüşmeler 2 Temmuz 1952'de
Atina'da Makarios'un başkanlığında yapılmıştı. EOKA'nın amacı
önce İngilizleri adadan atmak,ardından da topyekün bir imha hareketi ile
Türk halkını yok ederek adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Nitekim kısa süre
sonra İngilizlerin adadan ayrılmasını dahi beklemeden, 21 Haziran
1955'den itibaren saldırılarını İngiliz Sömürge Yönetimine ve
Türklere de yöneltmeye başladı.
1950’de Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi tarafından düzenlenen
bir sözde plebisitte Rum toplumunun %95’i ENOSİS lehine oy
kullanılmıştır. Bu arada Enosis Yunanistan’ın resmi politikası halne
gelmiştir. Yunanistan, Kıbrıs sorununu Birleşmiş Milletler örgütüne
1954’te götürmeyi başarmıştır.Yunanistan’ın, sorunu B.M.’ye
getirmekte kullandığı slogan “Self-Determinasyon”dur.
Kıbrıs Türk Halkının ise “self-determinasyon”
hakkı hiçe sayılmakta ve bu prensip tek taraflı olarak sadece Kıbrıs
Rum halkına ait bir hak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Halbuki
Kıbrıs’ta “Kıbrıs Milleti” diye bir millet yoktur; bunu ilk söyleyen
taraf da yine Rumların kendileridir. Kıbrıs’ta iki ayrı din, dil ve kültüre
sahip iki ayrı halk vardır. Tezlerinin haklılığını bu inkâr edilemez
gerçeğe dayandıran Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs’ta tek taraflı “self-detrminasyon”
uygulanamayacağını, gerçek anlamda bir “self-determinasyon”
uygulanacaksa, bunu dini dili ve kültürü ayrı iki halkın her ikisine de
eşit şekilde uygulanması gerektiğini savunmaktadırlar.
Rum Ortodoks Kilisesi ve EOKA’nın ENOSİS’i gerçekleştirmek
için ortaklaşa sürdürdükleri şiddet hareketlerini, Kıbrıs Rum
tarafı dünya kamuoyuna “bağımsızlık” için verilen bir “kurtuluş
mücadelesi” olarak takdim etmeye çalışmaktadır. Halbuki şiddet
eylemlerinin çoğunluğu o günün sömürge idaresi durumunda bulunan
İngiltere’den ziyade, Kıbrıs Türklerine karşı yapılmaktaydı.
EOKA’nın fiilî şiddet eylemlerinin başladığı
1955’lere kadar, Atatürk’ün “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine
sadık kalarak barışçı bir dış siyaset gütmekte olan Türkiye
Cumhuriyeti, bu olaylar karşısında hareketsiz kalınamayacağını
anladı. 1955’te Londra da toplanan Konferansta Türkiye, Kıbrıs
konusunda ilgili bir taraf olduğunu kabul ettirdi.
1956’da Kıbrıs sorunu B.M. önüne getirilmek istendiğinde,
Türkiye gerek hükümeti, gerek basını, gerekse kamuoyuyla bir bütün
olarak Kıbrıs Türkü’nün yanındadır. Konu bazı devletlerin
muhalefetiyle ertelenir. Rumların ENOSİS talebine karşı bir antitez
olarak TAKSİM fikri ortaya atılır. Barış ve uzlaşma adına Türkiye ve
Kıbrıs Türk liderliği bunu kabul eder, fakat Rumlar Kıbrıs’ı bir
Yunan adası görmeye devam etmekte ve ENOSİS üzerinde ısrar
etmektedirler.
EOKA’nın Kıbrıs Türk Halkına yönelttiği şiddet
ve saldırıların artarak devam etmesi üzerine 1 Nisan 1958 yılında,
Kıbrıs Türk Halkı kendilerini bu saldırılara karşı korumak maksadı
ile Anavatan Türkiye’nin de desteğini alarak, bir direniş örgütü
olan Türk Mukavemet Teşkilatını (TMT) kurmuştur. Rumlar geniş
kapsamlı saldırılarına başlayana kadar TMT eylemde bulunmamıştır.
Bu arada Yunanistan tarafından birkaç kez daha Birleşmiş
Milletlere götürülen Kıbrıs sorununda “Self-Determinasyon” kisvesi
altında hareket eden Rumların gerçek maksatlarının ENOSİS olduğu
iyice anlaşılmıştır. Rum tarafının bu şekilde maskesinin düşmesi
ve T.C. Hükümetinin de bu konuda iyice ağırlığını koyması üzerine
bir uzlaşmaya varılmış ve bunu 1959 Londra ve Zürih Anlaşmaları
izlemiştir.
Zürih ve Londra Anlaşmaları
Kıbrıs Türk Halkının Enosise karşı verdiği mücadele,
1960 öncesinde adanın Yunanistan'a bağlanamaması ve bağımsız Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin doğmasını sağlayan en önemli faktör olmuştu.
Rumların Enosis talepleri karşısında Türk halkının
her yolla Self-determinasyon hakkına sahip çıkması, tek yanlı bir
Enosis gerçekleşmesi olasılığını tümden ortadan kaldırmıştı.
İki halk arasında başlayan çarpışmalar sonucu,
Rumların savunduğu Enosis ve Türklerin savunduğu Taksime karşı bir
orta yol olarak, adanın bağımsızlığı fikri doğmuştu. Bu fikrin,
İngiltere, Yunanistan, Türkiye ve ABD tarafından benimsenmesinden sonra,
11 Şubat 1958'de Zürih anlaşması ve 19 Şubat 1959'da da Londra
anlaşması imzalandı.
Bu anlaşmaların altına İngiltere ve iki anavatan
yanında, adadaki her iki toplum da eşit statüde iki kurucu ortak olarak
imza attı. 1959 Londra ve Zürih Anlaşmalarına uygun olarak hazırlanan
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası ile buna bağlı Kuruluş, İttifak ve
Garanti Anlaşmalarının, 16 Ağustos 1960’da yürürlüğe girmesi ile
iki uluslu, bağımsız Kıbrıs Cumhuriyeti doğmuş oldu. Bu fonksiyonel
federatif bir ortaklık Cumhuriyetiydi. Egemenlik ve bağımsızlık iki
ulusal topluma ortaklaşa verilmişti. Anayasadaki esas, bir ulusal toplumun
diğerine hükmedemeyeceği idi.
Zürih ve Londra anlaşmalarına göre Cumhurbaşkanı
Rum, Yardımcısı Türk olacaktı. Bakanlar Kurulu 7 Rum 3 Türk üyeden;
Temsilciler Meclisi 35 Rum 15 Türk üyeden; Cumhuriyet Ordusu 60-40 ve
memur kadroları 70-30 oranı ile her iki toplum fertlerinden oluşacaktı.
Her iki toplumun kendi iç işlerine bakacak birer Cemaat Meclisi olacaktı.
Bu Meclis toplumsal harcamalar için vergi koyma hakkına sahip olacaktı.
Ayrıca din, eğitim ve kültür işlerinden de sorumlu olacaktı. İç
güvenliği, polis ve jandarma sağlayacaktı. Ceza davalarında mahkeme
heyeti suçlunun ait olduğu toplumun yargıçlarından oluşacaktı. Beş büyük
şehirde ayrı belediyeler olacaktı. Resmi dil Türkçe ve Rumca olacaktı.
Cumhurbaşkan Muavini Veto yetkisine haiz olacak ve önemli konularda Türk
üyelerin ayrı oy çoğunluğu gerekli olacaktı. Her iki anavatan kendi
toplumlarına eğitim ve kültürel alanlarda mali yardımda bulunabilecekti.
Enosis ve Taksim yasaklanmıştı, fakat Rum liderliği bütün
eski EOKA'cıları Cumhuriyetin kilit noktalarına yerleştirmiş ve
Anayasada yasaklanmasına karşın Enosis faaliyetlerini bizzat Makarios'un
önderliğinde sürdürmüştü.
Garanti Anlaşması
Zürih ve Londra anlaşmalarına ek olarak, Kıbrıs, Türkiye,
İngiltere ve Yunanistan arasında imzalanan GARANTİ ANLAŞMASI'nın l.
maddesinde, "Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya
kısmen herhangi bir siyasi veya iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt
eder. Bu itibarla herhangi bir diğer devletle birleşmeyi veya adanın
taksimini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak teşvik edecek her nevi
hareketi yasak ve ilan eder" denilmektedir. Bu anlaşmanın yürürlükte
olması nedeniyle adanın AB'la birleşmesi, mümkün değildir.
İkinci maddede ise şöyle denmektedir: "Yunanistan,
Türkiye ve Birleşik Krallık, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bu anlaşmanın
birinci maddesinde gösterilen yükümlülüklerini göz önüne alarak, Kıbrıs
Cumhuriyeti'nin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğini
ve aynı zamanda Anayasanın temel maddeleriyle kurulan düzenini tanırlar
ve garanti ederler".
4. Maddenin son paragrafı ise şöyledir.
"Ortak veya anlaşarak hareket olası olmadığı
taktirde garanti veren her üç devletten herbiri, bu anlaşma ile kurulan düzeni
tekrar kurmak amacı ile harekete geçmek hakkını saklı tutarlar.” Türkiye,
1974 Barış Harekatını, işte bu anlaşmanın 4. maddesinin kendisine
verdiği hakka dayanarak yapmıştır. Bu nedenledir ki, 1974 Barış
Harekatı Uluslararası bir anlaşmadan doğan bir hakkın kullanılarak, o
anlaşmanın yüklediği vecibelerin yerine getirilmesidir.
Makarios'un Anayasa Değişikliği Önerisi
1960 Anlaşmalarının başta gelen en önemli
özelliklerinden birisi de adanın herhangi bir şekilde başka bir ülke
ile birleşmesine, yani ENOSİS’e kapalı olması idi.
Kıbrıs Türkleri, altına imzalarını attıkları bu
Anlaşmalara saygı göstermişler ve Kıbrıs’ın iki uluslu
bağımsızlığını yaşatmak için ellerinden geleni yapmışlardır.Rumlar
ise Zürih ve Londra Anlaşmalarının imzalanmasından hemen sonra
Başpiskopos Makarios’un açıklıkla söylediği gibi Anlaşmalara bir
amaç olarak değil, kendilerini Enosis’e götürecek bir araç olarak
bakmaktaydılar. Esas amacın ENOSİS olduğunu Makarios 13 Kasım 1959
tarihinde “Ada idaresi 8 asırdan bu yana ilk kez Rumların eline geçmiştir”
diyerek açıklıyor, EOKA’nın kuruluş günü olarak kutlanan 1 Nisan
1960’ta ise Zürih ve Londra Anlaşmaları hakkındaki görüşlerini şu
şekilde ortaya koyuyordu:
"Ümit ve emellerimiz Zürih ve Londra Anlaşmaları
ile tamamen gerçekleşmiş değildir. Fethedilen kalelerden nihaî zafere
doğru mücadeleye devam edeceğiz.”
Bu zihniyet içerisinde 30 Kasım 1963’te Makaryos 13
maddeden oluşan “anayasa değişiklik” önerilerini sunar. Bu teklifler
yine aynı Anayasada “tadil edilmez” diye belirtilen birçok temel
maddeyi de kapsamakta ve Türk tarafının devlet mekanizmasında anlamlı
ve etkin bir rol oynamasına olanak tanıyan hakları ortadan kaldırmayı
amaçlamaktadır. Bunlar arasında Kıbrıslı Türk olan Başkan
Yardımcısı’nın veto hakkının ortadan kaldırılması; Temsilciler
Meclisinde ayrı çoğunluklar ilkesinin ortadan kaldırılarak kararların
basit çoğunlukla alınması; ayrı belediyelerin ortadan kaldırılması
gibi Kıbrıs Türk Toplumlu için hayati önem taşıyan maddelerin
kaldırılması da vardır. Esas hedef Kıbrıs Rumlarını “Kıbrıs
halkı” durumuan getirmek, ortaklığı yok etmek, Türkleri azınlık
durumuna düşürmektir.
Aklına bağımsızlığı sığdırmayan ve yeminine
bağlı kalarak Enosisin önündeki engelleri kaldırmak isteyen Makarios,
bu amaçla bir plan hazırladı. Bu plana göre söz konusu 13 maddenin değiştirilmesini
Türklere önerecek, reddetmeleri halinde ise zorla empoze edilmesi yoluna
gidilecekti, Türklerin karşı koyması halinde olay "Türkler
hükümete isyan etti" şeklinde dünyaya duyurularak, Kıbrıs hükümetinin
bir iç meselesi olarak sunulacaktı.
Kıbrıs Türkleri açık bir şekilde anayasal
haklarına karşı yöneltilmiş bulunan bu tecavüzü reddettiler. Bunun
üzerine Kıbrıs Rumları, 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türklerine karşı
ada çapında saldırıya geçerek, önceden Yunanistan’la işbirliği içerisinde
hazırlanmış ve ada Türklerini 24 saat içerisinde yok etmeyi amaçlayan
“Akritas Plânı”nı yürürlüğe koydular.
Akritas Planı
21 Nisan 1966 tarihli PATRİS GAZETESİ'nde yayınlanan
bu plana göre Türk halkı ani bir saldırı ile yok edilecek ve ada
Yunanistan'a bağlanacaktı. Planın hazırlayıcıları arasında AKRİTAS
kod adlı İçişleri Bakanı Yorgacis, Cumhurbaşkanı Makarios, Meclis
Başkanı Klerides yanında, 16 Şubat 2003 tarihinde Rum Yönetimi Başkanlığı’na
seçilen Tasos Papaduplos gibi isimler de bulunmaktaydı
21 Aralık 1963’te EOKA, Akritas, Planı’nın
silahlı eylem safhasını uygulamaya koydu. “Kanlı Noel adı verilen bu
haftada Rumlar, yüzlerce Türk’ü öldürdü, binlercesini yaraladı.
Bu gelişmeler ışığında, 27 Aralık 1963’te bir
İngiliz komutasında üç garantör ülkenin askerleri “Barışı koruma
kuvvet adı altında adada göreve başladı. 30 Aralık 1963’te Rumların
saldırılarının durduğu yere, Lefkoşa’nın Türk ve Rum Kesimlerini
ayıran Yeşil Hat çizildi. Ocak 1964’te Londra’da, üç garantör
ülke ve adadaki toplum liderlerinin katıldığı bir konferans düzenlendi;
fakat olumlu bir sonuç alınamadı. 4 Mart 1964 yılında BM Güvenlik
Konseyi 186 sayılı kararı ile “Kıbrıs Hükümeti’nden” şiddeti
ve kan dökülmesini önleyecek kararlar almasını istedi. Bu kararla
birlikte Rum Yönetimi, “Kıbrıs Hükümeti” olarak tanınmaya
başladı. 4 Nisan 1964’te kontrolü sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne”
verilen BM Barış Gücü adada göreve başladı. 4 Nisan’da ise Makarios
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran anlaşmaları tek yönlü olarak feshettiğini
açıkladı.
Rumların Aralık 1963 saldırıları ve bunu takip eden
aylarda Kıbrıs Türklerine karşı sürdürdükleri saldırılar, yüzlerce
Türkün öldürülüp yaralanması, 103 köyden 30 bin Türkün göçmen
durumuna getirilmesi, Türk ev ve mallarının tahrip ve talan edilmesi ile
sonuçlanır. Bu saldırılarla aynı anda Kıbrıs Türkleri devlet
mekanizmasının bütün organlarından dışlanırlar ve bu organlar
tamamen Rumların tekeli altına alınır.
Makarios’un yeni politikasını oluşturan Kıbrıs Türklerini
ekonomik ve sosyal baskılarla çökertme çabaları, BM Genel Sekreteri’nin
o zamanki raporlarında da açıklıkla ifade edilmektedir. 10 Eylül 1964
tarih ve s/5950 sayılı raporun 222’nci paragrafında aynen şöyle
denilmektedir: “Kıbrıs Türk Toplumuna karşı bazı hallerde tam bir
abluka şiddetinde uygulanan ekkonomik kısıtlamalar, Kıbrıs Hükümetinin
muhtemel bir çözümü empoze etmek için askeri harekat yerine ekonomik
baskı kullanmakta olduğunu göstermektedir.”
1964 - 1974 Döneminde Türk halkı
Kıbrıs Türk halkının 1964 saldırılarından sonra
Devletin tüm organlarından dışlanması ve 11 yıl sürecek insanlık
dışı bir kuşatma altında yaşamaya zorlanması, olumsuz etkisini her
alanda gösterdi.
Göçmen olan 30 binden fazla Türk, çadırlarda, sinema
salonlarında okullarda barınmak zorunda kaldı. Türk Halkı üretimden
koptu. Adanın % 3'lük bir bölümündeki kuşatma boyunca, dış dünyadan
soyutlanan Kıbrıs Türklerinin haberleşmesi, ulaşımı, ekonomik
ilişkileri tümü ile yasaklanmıştı.
Adaya BM Güvenlik Konseyi ’nin
Mart 1964 kararıyla gönderilmiş bulunan BM Barış Gücü, Kıbrıs Türklerine
karşı yürütülen bu yoğun ekonomik kıstlamalar ve aralıksız sürdürülen
terör hareketleri karşısında etkisiz kaldı.
Kıbrıs Rumları, uyguladıkları bütün bu ekonomik
ablûka ve diğer baskı yöntemleriyle Kıbrıs Türkleri’nin direnişini
kıramayacaklarını anlayınca, 1967’de tekrar saldırıya geçtiler. Bu
arada adaya gizli yollardan sokulmuş bulunan ve sayıları 20.000’i bulan
Yunan birlikleri de Türk köylerine karşı yapılan bu saldırılarda rol
alırdı. Boğaziçi ve Geçitkale köylerine karşı yapılan
saldırılarda birçok Türk hayatını kaybetti veya yaralanır.
Saldırılar ancak Türkiye’nin kararlı tutumu ve Kıbrıs Türk Halkına
karşı yapılan bu soykırımının durdurulmaması halinde Antlaşmalardan
kaynaklanan müdahale hakkını kullanacağı ihtarı üzerine son buldu.
1967 saldırıları Rum toplumu arasında Enosis’in
artık Türkiye’nin muhalefetine rağmen silâh zoruyla gerçekleştirilemeyeceğini,
bunun daha başka yöntemelerle elde edilmesi gerektiği yönündeki inancın
güçlenmesine neden olmuştur. Bu, zamanla Başpiskopos Makarios ve
Yunanistan’da 1967’de işbaşına gelen Cunta arasında başta gelen
ihtilâf konularından birisini oluşturacak ve Cunta’nın 1974’te
Makarios’a karşı bir darbe düzenlemesine sebep olacaktı.
15 Temmuz 1974 Darbesi
Kıbrıs’ta nihai amaç ENOSİS’ti, ama bunun kimin
tarafından ve hangi yoldan gerçekleştirileceği konusunda Makarios’la
Cunta birbirlerine düşmüşlerdir. Makaryos’un Cunta lideri General
Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli meşhur mektubu, bardağı
taşıran son damla olmuştur. Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz’da
başlattığı darbe pek çok Rum
ve Yunanlının hayatını kaybetmsine neden oldu.
Makarios’u detekleyen AKEL ve EDEK’çiler katledilerek iktidar’a el
konuldu ve geçici bir süre için Türk kasabı olarak bilinen Nicos Samson
Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Bu arada Makarios Cuntacılardan
kurtulup, durumu görüşmek üzere 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde
konuşma yapmak üzere New York’a gitti. Bu konuşmasında Makarios EOKA-B’yi
terörist örgüt olarak niteleyerek, bunu Yunanistan’ın yönettiğini ve
Kıbrıs’ta darbe yaparak adayı işgal’e yeltendiğini resmen açıkladı.
Binlerce Rum’un kendi ırkdaşları tarafından insafsızca öldürüldüğü
ve Kıbrıs Türkleri’nin de can ve mallarına zarar verildiği darbe,
ancak Türkiye’nin 1960 Garanti Antlaşmasından kaynaklanan hak ve görevlerini
yerine getirerek gerçekleştirdiği Türk Barış Harekâtı ile bir son
bulmuştur.
20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı
Dönemin Türkiye Başbakanı Bülent Ecevit , adadaki
Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer
bir garantör devlet olan İngiltere ile birlikte müdahale etmek amacıyla
görüşme yapmak için, 16 Temmuz 1974’te İngiltere’ye gitti. Yapılan
görüşmeler sonucu İngiltere’nin ortak müdahale’ye yanaşmayacağı
anlaşıldı.
Bunun üzerine Türkiye hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’ndan
kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını kullnarak 20 Temmuz 1974’te
Mutlu Barış Harekatını gerçekleştirdi. Türk Barış Harekâtı,
Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını engelleyerek adanın
bağımsızlığını korumuş, Kıbrıs Türklerini topluca imhadan kurtarmış
ve Kıbrıs sorununun gerekçi, hakça ve kalıcı bir çözüme ulaştırılması
için gerekli siyasi ve coğrafi zemini oluşturmuştur.
Türkiye’nin
1974 yılında adaya gerçekleştirmiş olduğu
müdahalenin, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan
yasal bir zemine dayandığı
ve “işgal” olarak
kesinlikle tanımlanamayacağı gerek Avrupa Konseyi’nin
29 Temmuz 1974 tarih ve 573 sayılı
kararı, gerekse de Atina
Temyiz Mahkemesi’nin
21 Mart 1979 tarihinde aldığı
2658/79 sayılı kararla tescil edilmiştir.
Avrupa
Konseyi 573 sayılı kararının 3. maddesinde;
“...
Adada diplomatik yollardan bir
anlaşmaya varılamamasından
dolayı, Türk Hükümeti 1960
Garanti Antlaşması’nın 4.
maddesine göre müdahale hakkını
kullandı” denmektedir.
Atina
Temyiz Mahkemesi ise karında;
“Türkiye’nin
Zürih ve Londra Anlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır.
Asıl sorumlu, haklarında
dava açılan Yunanlı Subaylardır” demektedir.
Kıbrıs Türk Federe Devleti
Rum-Yunan darbesi ve bunun sebebiyet verdiği olayları
izleyen aylarda Cenevre Konferansı yapılmış ve bu Konferans’ta
Kıbrıs’ta fiilen iki ayrı özerk idarenin bulunduğunu üç Garantör
ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından kabul edilmiştir.
Ancak 1974’te kurulan ve Cenevre Deklerasyonu’nda varlığı teyid
edilen Otonon Kıbrıs Türk Yönetimi, Rumlarca 11 yıl devletsiz
bırakılan Kıbrıs Türklerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli
değildi. Yeni doğan özgürlük ortamında Kıbrıs Türkleri’nin
politik, ekonomik, sosyal ve idari ihtiyaçlarını karşılamak ve Kıbrıs’ta
ileride kurulacak iki kesimli federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti’ne zemin
hazırlamak için Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi 13 Şubat 1975’te
Kıbrıs Türk Federe Devleti olarak yeniden düzenledi.
1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1963’te
Kıbrıs Türklerinin idare dışına atılmaları ile başlayan ve önce
“Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi” şeklinde gelişen bir sürecin
sonunda ortaya çıkmıştır.
Nüfus Mübadelesi
Hiç şüphesiz 20 Temmuz Barış Harekatının en
önemli sonuçlarından biri nüfus mübadelesidir. Nüfus aktarması ile
her iki taraftaki esirler, yaralılar ve sivil halkın istedikleri bölgeye
geçmesi sağlanmış ve iki toplumlu, iki kesimli federal bir Cumhuriyetin
temelleri oluşturulmuştur. Dolayısı ile ne Kıbrıs sorunu, ne göçmen
sorunu, ne de kayıplar sorunu 1974'de doğmamıştır. Bu sorunlar
1955'lerden beri Rum tarafının Türk Toplumuna saldırması ile, daha o
zamandan doğmuştur. Ve başta gelen sorumlu da Rum liderliğidir.
KTFD’nin ilânını izleyen yıllarda bütün Rum
tahrikleri ve uluslararası sahada Kıbrıs Türklerine karşı
uyguladıkları politik ve ekonomik ambargolara rağmen toplumlararası görüşmeler
sürdürülmüştür. Bu görüşmelerin Viyana’da yapılan 30 Temmuz-2
Ağustos 1975 tarihleri arasında üçüncü turunda Nüfus Mübadelesi Anlaşmasına
varılmış ve bu Anlaşmanın Eylül ayı içerisinde BM gözetiminde
fiilen uygulanmasıyla Güney’de kalmış 8.000 kadar Türk kendi arzularıyla
Kuzey’e geçmiş, Kuzey’de kalmış Rumların birçoğu da kendi
arzularıyla Güney’e gönderilmişlerdir. 1974 olayları ve sonrasında Güney’den
Kuzey’e geçmiş Kıbrıslı Türklerin toplam sayısı 65,000
civarındadır.
1977 - 1979 Doruk Anlaşmaları
1975 yılında Viyana'da 6 tur görüşme yapılmış ve
bu görüşmelerde soruna federal bir çözüm bulunması konusu ele
alınmıştı.
6. turdan sonra görüşmelerin çıkmaza girmesinden 1.5
yıl kadar sonra, kilitlenmeyi çözmeyi amaçlayan Cumhurbaşkanı Denktaş,
BM Genel Sekreteri Waldheim'a Makarios'la buluşma önerisi yapmıştır.
Cumhurbaşkanı Denktaş'ın bu önerisi epeyi zorlanmadan sonra, Rum
toplumu lideri Makarios tarafından kabul edilmiş, görüşme, 12 Şubat
1977 tarihinde yapılmıştır.
BM Genel Sekreterinin gözetiminde yapılan görüşmelerde
4 maddelik bir ilke anlaşması imzalanmıştır.
1) Kıbrıs Cumhuriyeti bağımsız, bağlantısız ve
iki toplumlu olmalıdır.
2) Her toplumun yönetimi altındaki topraklar, ekonomik
ve toprak verimliliği ile toprak mülkiyeti esasları ışığında görüşülmelidir.
3) Dolaşma, yerleşme özgürlüğü, mülkiyet hakkı
gibi prensip meseleleri müzakereye açıktır. Bunların görüşülmesinde
iki toplumlu federal sistem ve Türk Toplumu yönünden doğabilecek güçlükler
de dikkate alınacaktır.
4) Federal hükümetin görev ve yetkileri, devletin
birliği ve devletin iki toplumlu mahiyetini koruyacak şekilde olacaktır.
Makarios'un ölümünden sonra, yine Denktaş'ın
önerisi ile yeni bir doruk anlaşması gerçekleşmiştir. Rum Toplumu
Lideri Kiprianu ile Cumhurbaşkanı Denktaş arasında imzalanan 19 Mayıs
1979 tarihli 10 maddelik anlaşma da şöyledir:
1) Toplumlararası görüşmeler 15 Haziran 1979'da
yeniden başlayacaktır.
2) Görüşmelerin temeli Denktaş-Makarios anlaşması
ve BM'in Kıbrısla ilgili kararları olacaktır.
3) Cumhuriyetin tüm yurttaşlarının insan haklarına
ve temel özgürlüklerine saygı gösterilmelidir.
4) Görüşmeler tüm toprak ve anayasa konularını
kapsayacaktır.
5) Maraş'la ilgili bir anlaşmaya varılması halinde,
diğer yörelerle ilgili anlaşma beklenmeden Maraş açılacaktır.
6) Görüşmelerin sonucunu olumsuz şekilde etkileyecek
hareketlerden kaçınılması ve iyi niyet, karşılıklı güven ve olağan
koşullara dönüşü kolaylaştırabilecek pratik önlemler alınmalıdır.
7) Kıbrıs Cumhuriyeti askerden arındırılacaktır.
8) Cumhuriyetin bağımsızlığı, egemenliği, toprak bütünlüğü
ve bağlantısızlığı, bir başka ülke ile kısmen veya bütün olarak
birleşmesi veya taksim ve ayrılmanın herhangi bir şekline karşı
gereken garantiler olacaktır.
9) Görüşmeler gecikmelerden kaçınılarak sürekli ve
temelli bir şekilde sürdürülecektir.
10) Toplumlararası görüşmeler Lefkoşa'da
yapılacaktır.
Bu anlaşmadan sonra başlayan toplumlararası görüşmeler,
Rumların BM Genel Kuruluna başvurdukları Mayıs 1983 yılına kadar
kesintilerle devam etmiştir.
Mayıs 1983'de Rum liderliğinin konuyu tek yanlı olarak
BM Genel Kurulu'na götürmesi ve Türk tarafı gıyabında haksız bir
karar çıkartması, Kıbrıs Türk halkının 15 Kasım 1983'de kendi
bağımsız devletini ilan etmesiyle yanıtlanmıştır.
Kayıplar Konusu
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
Kayıplar konusu, 1963’te
Rumlar’ın Türkler’e saldırıları sonucu 211 sivil Türk’ün kaybolmasıyla
gündeme gelmiş ve daha sonra 1974’deki olaylar sonucu iki toplumdan da
kayıp kişilerin ortaya çıkmasıyla devam etmiştir.
1981 yılında Birleşmiş
Milletler kararları ve iki taraf arasında varılan anlaşma uyarınca Otonom
Kayıp Şahıslar Komitesi kurulmuştur. Komite kayıpların akibetini araştırmak
üzere, 1 Türk, 1 Rum ve BM Genel Sekreteri’nin tayin ettiği 1 de tarafsız
uzmandan oluşmaktadır. Komite’nin görevi, kaybolduğu bildirilen kişilerin
akibetini araştırmak ve sağ veya ölü oldukları hakkında görüş vermektir.
1984 yılından bu yana resmen faaliyetlerine başlayan Otonom Kayıp Şahıslar
Komitesi’ndeki resmi rakamlara göre, kayıp Türkler’in sayısı 502, kayıp
olduğu iddia edilen Rumların sayısı da 1468’dir. Kıbrıs’taki tek
kurumsallaşmış iki-toplumlu komite olan, Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi
kararlarını oybirliği ile almakta ve başkanlığı aylık rotasyon şeklinde
çalışmaktadır.
31 Temmuz 1997
yılında, iki toplum liderleri arasında yapılan Anlaşmada Kıbrıslı Türk
ve Kıbrıslı Rum kayıp şahısların bilinen gömü yerleri ile ilgili
karşılıklı bilgi alışverişinin sağlanması ve kemiklerin iadesi konularında
mutabakat sağlanmıştır.
30 Ağustos 2004
yılında, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin iki lidere gödermiş
olduğu iki mektuptaki önerisi doğrultusunda, Komite’nin kalan
çalışmalarını, üzerinde mutabık kalınmış bir zaman diliminde tamamlaması
ve 31 Ağustos Anlaşması’nın uygulanması kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede
hayata geçirilen proje, kazı çalışmalarının başlatılmasını, kimlik
tespitlerinin yapılmasını ve kemiklerin kayıp şahısların ailelerine
iletilmesini kapsamaktadır.
Arjantin’den gelen
“Arjantin Adli Tıp Antropoloji Ekibi”nin (EAAF) 4 üyesiyle işbirliği içinde
başlattılan proje kapsamında adanın çeşitli yerlerinde mezar kazıları
yapılmaktadır. Bugüne kadar adanın çeşitli bölgelerinde 207 kişiye ait
kalıntılar bulunmuştur. Bulunan kalıntıların kimlik tespitlerinin
yapılabilmesi amacıyla ara bölgede kurulan
Antropoloji Labaratuvarı’nda kayıp şahısların kalıntıları analiz
edilmektedir. Bir sonraki aşama ise iki-toplumlu genetik uzmanları grubu
tarafından DNA tespitleri yapılmasıdır. Bu iki tespitin birbiri ile
uygunluğunun karşılaştırılmasının ardından resmi kimlik tespiti işlemi
tamamlanacaktır ve kalıntılar ailelerine teslim edilecektir.
1981 yılında kurulan
Otonom Kayıp Şahıslar Komitesi'ne atanan ilk Türk üye Latife Birgen'dir.
Birgen’in ardından Komite’ye 1984 yılında Rüstem Tatar atanmış ve 21 yılın
sonunda emekliye ayrılmıştır. Tatar'ın emekliliğiyle Komite'deki Türk
Üyeliğe, Gülden Plümer Küçük atanmıştır. Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri
Bakanlığı Siyasi İşler ve Siyaset Planlama Müdürü Ahmet Erdengiz de
Komite'de Yardımcı Üye olarak görev yapmaktadır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin İlanı
Kıbrıs Rumlarının, "Kıbrıs Hükümeti"
olarak tüm dünyada tanınmalarının rahatlığı içinde hiçbir anlaşmaya
yanaşmamaları ve Kıbrıs Türklerini her gün biraz daha fazla köşeye
sıkıştırmak yönünde çabalarını yoğunlaştırmaları karşısında,
Self-determinasyon hakkını kullanan Kıbrıs Türk Halkı, 15 Kasım
1983'de Federe Meclis'in oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan ettiğini dünyaya duyurdu.
KKTC sadece Kıbrıs Rumlarının 20 yıldır
yaptıklarına bir tepki olarak ortaya çıkmış bir Devlet değildir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yıllarca varlığı, özgürlüğü ve
insan hakları için mücadele vermiş bir halkın, vazgeçilmez bir hak
olan kendi kaderini tayin hakkını kullanarak kurmuş olduğu bir Devlettir.
Sunulan İyiniyet Önerileri: 2 Ocak 1984 – 3 Mart 1988
KKTC’nin ilanından sonra, eşitlik temeline dayalı
adil bir anlaşmaya karşı olmadığımızın kanıtı olarak 2 Ocak 1984’te
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş tarafından Rum yönetimine bir iyiniyet
önerisi sunulmuştur. Bu öneride, Maraş ve Lefkoşa Havaalanı’nın açılması,
kayıp şahıslar komitesinin çalışmaya başlaması, iki tarafın çeşitli
alanlarda karşılıklı ilişkilerini geliştirmesi gibi konular yer
almaktaydı, bu öneri Rum Yönetimince reddedildi.
Daha sonra BM Genel Sekreteri taraflara, Ocak 85 belgesi
(iki toplumlu iki bölgleli federayon) dediğimiz bir öneri sundu ve Rumlar
bunu da reddetti.
BM Tarafından Sunulan Ocak 85 – Mart 86 Belgelerinin
Kıbrıslı Türkler Tarafından Kabulü ve Kıbrıslı
Rumlar Tarafından Reddi
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın iyiniyet önerilerinin
hemen ardından Viyana’da ve New York’ta Denktaş ve Kyprianou’nun da
katılımları ile BM Genel Sekreteri’nin gözetiminde gerçekleşen görüşme
sonucunda BM Genel Sekreteri ile özel temsilcilerinin hazırladıkları
başka bir belge (Draft Framework Agreement) ortaya çıktı.
O zamanki BM Genel Sekreteri Perez De Cuellar iki tarafı
da belgeyi imzalamak üzere BM’e çağırdı. Bu belgeye de 29 Mart (1986)
belgesi dendi. Belge, Kıbrıs’ta iki toplumlu iki bölgeli federal bir
Cumhuriyet kurulmasını öngörüyordu. Cumhurbaşkanı Denktaş kabul
ettiğini açıklarken Rum Yönetimi Lideri Kyprianou belgeyi reddetti.
Bunun sonucunda BM Genel Sekreteri BM Güvenlik Konseyi’ne sunmuş olduğu
raporda (S/18/02) BM girişimlerinin çıkmaza girmesinin sorumlusu olarak
Rum tarafını gösterdi.
3 Mart 1988 İyiniyet Önerileri
1988 yılında Rum tarafında Cumhurbaşkanlığı seçimleri
yapıldı ve Kipriyanu seçimi kaybetti. Yerine Yorgo Vassiliu geçti. Bunun
üzerine Cumhurbaşkanı Denktaş, yeni bir iyiniyet paketi hazırlayıp
Vassiliu’ya sundu.
Belge Kıbrıs’ta Rumlarla Türkler arasında bir güven
ortamı yaratılması için çağrıda bulunuyor, karşılıklı
işbirliğinin artırılması ve geliştirilmesini öneriyordu. Diğerleri
gibi bu belge de red edildi ve toplumlararası görüşmeler devam etti.
Görüşmelerin Devamı ve 23 Ağustos 1989 Meclis Kararı
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın 1988 tarihli son iyi niyet
önerilerinden sonra, 19 Temmuz 1989 tarihinde Rum kadınların KKTC
sınırlarını delme eylemine kadar görüşmeler devam etti ve bu sınır
delme eylemiyle görüşmeler kesintiye uğradı.
Görüşmeleri tekrar başlatmayı amaçlayan BM Genel
Sekreteri Cuellar, Rum Lideri Vassiliu ile gizlice hazırladığı bir
belgeyi taraflara sunmaya çalıştı. Ancak durumu anlayan Denktaş
belgenin sunulmasına engel oldu.
Daha sonra adaya gelen BM Genel Sekreteri Özel
Temsilcisi Oscar Camillion taraflara belgeyi sundu, ancak Türk tarafı, BM
Genel Sekreteri’nin, iyi niyet görevi (mission of good offices)
çerçevesinde her iki tarafın da onayı olmadan belgeyi sunma yetkisi
olmadığını ortaya koydu.
Durumu değerlendirmek için olağanüstü toplanan KKTC
Meclisi ise 23 Ağustos 1989 kararlarını aldı. Kararda; Rum tarafının görüşmelerin
amacına ters düşen bir tutum içinde olduğu, adaya silah ve askeri
yığınak yaptığı, Enosis hevesini yeniden canlandırdığı,
saldırılarla ara bölgeyi ihlal ettiği, ada içinde ve dışında Türk
düşmanlığı yaparak Kıbrıs Türk halkına her türlü ambargo uygulattığı
belirtilerek; temel haklarımızı içermeyen bir anlaşmayı
imzalamayacağımız vurgulanıyor, temel haklarımız ise şöyle sıralanıyordu:
- İki kesimlilik
- Siyasi eşitlik
- Türkiye’nin etkin
ve fiili garantisi
- Karşılıklı mülkiyet
iddialarının sıfırlanması ve yerleşim özgürlüğü ile mülk edinme
hakkı konusunda gerçekçi moratoryum ve tavan önerilerimizden
gerilenmemesi. Meclis kararında, bu hususların dahil olmadığı herhangi
bir belgenin masada bulunmadığı, ancak iki lideri karşılıklı
diyaloğu ile taslak bir belge hazırlanabileceği de söyleniyordu.
BM Güvenlik Konseyi’nin 649, 716, 750 Sayılı
Kararları
Yine 26 Şubat 1990’da BM Genel Sekreteri Perez De
Cuellar gözetiminde yapılacak zirveye katılmak üzere New York’a giden
Cumhurbaşkanı Denktaş, beraberinde 27 sayfalık Türk önerileri
götürdü. Türk halkının eşitliğini self determinasyon hakkını,
egemenliğini, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini ve Kıbrıs Türklerinin
ayrı bir halk olduğunu vurgulayan belgeyi Vassiliu reddetti. Böylece
görüşmeler tekrar çıkmaza girdi.
Bunun üzerne BM Güvenlik Konseyi 12 Mart 1990’da 649
sayılı, 11 Ekim 1991’de 716 ve 10 nisan 1992’de 750 sayılı
kararları aldı. Bu kararların ortak noktası; Kıbrıs sorununun
çözümünün bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü güvence altına
alınmış, tek egemenliği bulunan, tek vatandaşlılık temellerine
dayalı, siyasi olarak eşit, iki toplumlu, iki kesimli bir federasyon
öngörmesiydi.
Diğer taraftan New York’ta süren görüşmelerin
Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını yok eden, egemenlik hakkını
tanımayan bir çerçeveye oturtulmak istenmesi üzerine KKTC Meclisi 17
Eylül 1991 tarihli kararı aldı. Kararda, Kıbrıs Türk halkının
gerilemeyeceği ana noktaları olan, iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe
dayalı ve Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi olan bir çözümden başka
birşey kabul edilemeyeceği yineleniyordu.
Ghali Haritası (non-paper) ve Çözüm Planı (Set of
Ideas) (1992)
Görüşmeler 1992 yılında tekrar başladı ve I. turu
18 Haziran 1992’de New York’ta yapıldı. Zamanın Genel Sekreteri
Butros Ghali taraflara kendi adıyla anılan bir harita ve çözüm planı (Fikirler
Dizisi) sundu. Kıbrıs Türk tarafı haritaya ‘harita olmayan harita’
yani (non-paper) adını verdi. Çünkü bu haritaya göre Türk tarafına
%28.2 oranında toprak bırakılıyor, 37 Türk köyünün Rumlara verilmesi
isteniyor (Güzelyurt dahil) Karpaz’da bir Rum kanton bölgesi oluşturulması
ve Rum göçmenlerin kuzeye dönmesi öngörülüyordu. Türk tarafı bunu
reddetti. 29+ ve Güzelyurt’un kalmasında ısrar etti.
100 maddelik Fikirler Dizisi’nin 91’ini Türk tarafı
kabul ettiğini açıklarken, Rum tarafı reddetti. Fikirler Dizisi’nin
önemi AB konusunun ancak bir çözümden sonra gündeme gelebileceği, bu
konunun iki halkın ayrı referandumuna sunulacağı, eşitlik ilkelerine
dayalı, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin olduğu federal bir
çözüm önermesi ve merkezi devletin zayıf olması idi.
KKTC Meclisi’nin 31 Temmuz 1992 Kararı ve Güven Yaratıcı
Önlemler
New York’ta yapılan 1. ve 2. tur görüşmelerde
diplomatik teamüllere, eşitliğe ve demokratik müzakere yöntemine ters
görüşmeler, Gali Haritası ve planının Türk tarafına empoze edilmek
istenmesi karşısında KKTC Meclisi 31 Temmuz 1992 tarihli kararı aldı ve
Kıbrıs’ta ancak Kıbrıs Türk halkının kabul edeceği bir çözümün
geçerli olacağı, BM Genel Sekreteri’nin taraflara çözüm empoze
edemeyeceğini vurguladı.
‘Fikirler Dizisi’nden sonra BM Genel Sekreteri
Boutros Ghali bu kez Güven Yaratıcı Önlemler adı altında başka bir
belge hazırladı (1993). Belge, Maraş ve Lefkoşa uluslararası
havaalanının iki toplumun yararına açılmasını ve iki toplum
arasındaki temas ve işbirliğinin sağlanmasını amaçlıyordu. Bu belge
de Rum tarafınca KKTC’nin tanımasına ve ekonomik ambargoların
kalkmasına olanak sağlayacak bahanesiyle reddedildi.
1993 yılında Rum tarafında yapılan başkanlık seçimlerini
bu kez Klerides kazandı ve AB konusunu gündeme getirerek, Kıbrıs
sorununun bu çerçevede çözümlenebileceğini ortaya attı.
Geçen zaman zarfında Rum Yönetimi Yunanistanla ortak
bir askeri doktrin imzalayıp, sürekli silahlanmaya milyonlarca dolar
harcamaya ve sürekli adadaki tansiyonu yüksek tutmaya başladı. Son
olarak Rusya’dan S-300 füzeleri satın aldı. Hatta bunu adadaki Türk
askerine karşı koz olarak kullanmayı denedi. Ancak KKTC ve Türkiye’nin
kararlı tutumu karşısında bunu başaramadı ve 1998 yılında S-300 füzeleri
Girit’e konuşlandırıldı.
Rumların AB'ye Üyelik Başvurusu
Rum yönetimi, silah zoru ile gerçekleştiremeyeceğini
anladığı enosisi, dolaylı yoldan gerçekleştirmek için 3 Temmuz 1990
tarihinde uluslararası hukuka aykırı bir biçimde tüm Kıbrıs adına
AB'a tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.
.30 Haziran 1993'de, Avrupa Komisyonu Rum Yönetimi başvurusunu
uygun bulduğunu açıkladı. 24 Haziran - 9 Aralık 1994 tarihinde Korfu ve
Essen'de yapılan Avrupa Konseyi zirve toplantısında, AB'ın ilk
genişlemesinin "Kıbrıs'ı" da içereceğini açıklandı.
6 Mart 1995 tarihinde toplanan Bakanlar Konseyi’nde
"Kıbrıs" diye tanımladıkları Rum tarafı ile tam üyelik
görüşmelerinin 1997 yılı sonlarında tamamlanması beklenen hükümetlerarası
konferansın bitiminden 6 ay sonra başlaması yönünde bir karar alındı.
AB'nin attığı her adımla nihayet emeline ulaşacağı
yönde cesaretlenen Rum tarafı, her geçen gün daha da uzlaşmaz bir tutum
takınarak tüm çabalarını, uluslararası camiayı, Avrupa Birliği bünyesinde
yer alan Hükümetlerarası Konferansın bitmesi ve sözde "Kıbrıs
Cumhuriyeti’nin üyelik görüşmelerinin başlaması beklenen 1998
yılına kadar oyalayabilmek yönünde yoğunlaştırdı. Kıbrıs Türk
tarafının iyi niyetiyle yaptığı görüşme çağrılarına ve
üçüncü çevrelerin tüm çabalarına rağmen Rum tarafı, yalnızca görüşme
masasından kaçmakla kalmayıp askeri gücünü artırma çabalarına her
geçen gün artan bir hızla devam etti. Uluslararası camianın bu tehlike
karşısında her geçen gün artan baskıları sayesinde Rum tarafı
nihayet görüşme masasına oturmayı kabul etti, ancak AB'nin müdahalesi
sonucunda Temmuz 1997'de New York, Troutbeck'te ve Ağustos 1997'de İsviçre,
Glion'da Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum lideri Klerides arasında yapılan
görüşmeler, AB sürecinin ileri götürülmrsiyle ve Rum tarafı
uzlaşmazlığının cesaretlendirilmesi nedeniyle sonuçsuz kaldı.
1995-1997 Kıbrıs Görüşmeleri
Rumların tek yönlü AB üyeliği müracaatının
ardından daha da karmaşık bir hal alan Kıbrıs görüşmeleri 1995-1997
yılları arasında, adaya gelen çeşitli diplomatlar vasıtasıyla devam
etti. Başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok ülke Kıbrıs’taki
gelişmelerden haberdar olmak ve olası bir anlaşmaya katkı sağlamak
amacıyla adaya özel temsilci gönderdi.
Bu çerçevede, KKTC Cumhurbaşkanı Sn. Rauf. R.
Denktaş’ın görüşmeler sürecine yeni bir ivme kazandırmak amacıyla
Rum tarafına yapmış olduğu öneri ve girişimler, Kıbrıs Rum Yönetimi
Lideri Glafkos Klerides tarafından görüşmeler için gerekli zemin olmadığı
gerekçesiyle reddedildi.
17 Nisan 1996’da Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi’nin 5 daimi üyesi, New York’ta yapılan görüşmede
Genel-Sekreter’in iyi niyet misyonu (good offices mission) çerçevesinde
yürütmekle olduğu çabalara ve iki tarafça üzerinde mutabık kalınan
zirve anlaşmaları temelinde bütünlüklü bir anlaşmaya varılmasına
tam destek verdi
6 Haziranda Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri
Boutros Ghali ile İstanbul’da görüştü ve görüşmelerin yeniden
başlaması için gerekli yolları tartıştı. Boutros Ghali, 11 Haziranda
Clerides ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada iki
tarafında kendisinin yeni özel temsilcisi Profesör Han Sung-Joo ve Özel
Temsilci Yardımcısı Gustave Feissel ile çalışmalarının önemine değinir.
Bu şekilde hızlanan diplomasi trafiği bir kez daha Rum tarafının
uzlaşmaz tutumu nedeniyle bir sonuca ulaşamadı.
Adada gerilim Rum tarafının silahlanma çabaları ve
KKTC sınırlarına yönelik yaptıkları eylemlerle arttı. Rum tarafının
tahrikkar ve provokatif tutumu nedeniyle iki halk arasında var olan güvensizlik
daha da arttı.
1997-2002 y ılları
arasındaki görüşmeler
Troutbeck ve Glion görüşmeleri
AB Lüxemburg Zirvesi
Kıbrıs Türk Tarfının Konfederasyon Önerisi
Dolaylı Görüşmeler
Yüzyüze Görüşmeler
17 Mart 1997’de, BM Genel Sekreter Yardımcısı
Gustave Feissel iki taraf arasında yüzyüze görüşmeleri başlatmak
amacıyla biz dizi girişimde bulundu. 9 Haziran’da BM Genel Sekreteri iki
lideri yüzyüze görüşmelerin birinci turunun yapılacağı Troutbect New
York’a davet eder. 9-13 Temmuz tarihleri arasında BM Genel Sekreteri’nin
açılış konuşmasıyla başlayan yüzyüze görüşmeler, Genel
Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Diego Cordovez tarafından basına
kapalı olarak yürüttü. Fakat görüşmeler sırasında taraflara
üzerinde çalışılmak maksadıyla sunulan belge ve içeriği Rum
tarafınca basına sızdırıldı
Diego Cordovez 14 Temmuz’da BM Güvenlik Konseyi’ni
bilgilendirildikten sonra basına yaptığı açıklamada iki taraf
arasındaki ayrılığın çok fazla olduğunu fakat aynı zamanda bu
ayrılığı gidermek için niyet olduğuna inandığını söyledi. 1992 yılından
sonra ilk kez yüzyüze görüşmelere süreciyle yaratılan olumlu hava görüşmelerin
ilk turunun sonuçlanmasından sadece 3 gün sonra yine AB’nin müdahalesi
ile bozuldu.
16 Temmuz tarihinde, Avrupa Komisyonu Avrupa Parlamentosu’na
sunmuş olduğu “Agenda 2000” adlı belge ile “Kıbrıs”ın 1998
yılı başlarında AB ile üyelik müzakerelerine başlayacak 6 ülke arasında
olduğunu açıkladı ve Glion görüşmelerini daha başlamadan
başarısızlığa mahkum etti. Ve nihayet 12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da
yapılan zirve toplantısında "Kıbrıs" ile tam üyelik görüşmelerini
başlatma yönündeki kesin kararını alan 30 Mart 1998'de ise tam üyelik
görüşmelerini başlatan AB, iki taraf arasında devam eden görüşmeler
sürecine son yıkıcı darbeyi indirdi.
AB, Komisyonu tarafından, hukukun üstünlüğü,
uluslararası antlaşmalar ve Kıbrıs Türk tarafının tüm itirazları ve
pozisyonu göz ardı edilerek alınan bu karar Rum tarafının daha da
uzlaşmaz bir tavır almasına neden oldu. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı
Glafkos Klerides’in 3 Haziran 1997’de Rum basınına yansıyan “Rum yönetiminin
doğrudan görüşmelere katılma kararı ‘Cumhuriyet’in’ AB üyeliği
hedefi doğrultusunda alınmış tamamen kozmatik bir adımdır” sözleri
karşı tarafın gerçek niyetinin açık bir göstergesidir.
Bu gelişmeler ışığında Türk tarafı Anavatan Türkiye
ile her konuda var olan işbirliğini daha da derinleştirme ve geliştirme
kararı aldı. İki ülke Cumhurbaşkanları tarafından 20 Ocak 1997’de
yapılan Ortak bir Deklerasyonla ekonomik, mali, güvenlik, savunma, dış
politika konuları yanında, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve AB arasında
uygulanacak her türlü yapısal işbirliği ve uyum çalışmasının aynen
Kıbrıs Türk tarafı ve Türkiye arasında gerçekleştirileceği
belirtildi.
6 Ağustos’da ise, KKTC ve Türkiye Dışişleri
Bakanları, 20 Temmuz 1997’de iki ülke Cumhurbaşkanları tarafından açıklanan
Deklerasyon uyarınca, kurulması öngörülen Ortaklık Konseyi
anlaşmasını imzaladılar. Ortaklık Konseyi Anlaşması’nın
imzalanmasının ardından basına yapılan açıklamada görüşmeler sürecinin
iki tarafın politik ve egemen eşitliği üzerine oturtulması ve
varılacak olan anlaşmanın Türkiye ve Yunanistan arasında 1960
Antlaşmaları tarafından kurulan dengenin korunması gerekliliğinin altı
çizildi. Açıklamada ayrıca ada ve bölgedeki politik gerçekleri kabul
etmesi gereken AB’nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile üyelik
müzakerelerini başlatıyor olmasından dolayı doğacak olan olumsuz
gelişmelerin sorumluluğunu üstlenmesi gerektiği de vurgulandı.
Bu gelişmeler ışığında Türk tarafı, Glion’daki
2. tur görüşmelere katıldı. Fakat, Rum Yönetimi Başkanı Klerides’in
uzlaşmaz tutumundan gerilememesi ve AB’nin aldığı karar sonucunda görüşmeler
bir büyük darbe alıdı ve sonuç elde edilmedi.
AB Lüxemburg Zirvesi
AB’nin Kıbrıs konusuna müdahelesi 13 Aralık 1997
tarihinde yapılan Lüxemburg Zirvesinde alınan kararla had safhaya
ulaşır. “Kıbrıs” ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı alan
Avrupa Konseyi “Kıbrıs hümetinden” AB ile yapılacak üyelik
müzakerelerine “Kıbrıs Türk toplumu temsilcilerini de dahil etmesini”
istedi. Kıbrıs Türk tarafının sözde “Kıbrıs delegasyonu” içerisinde
yer alması Rum tarafını “Kıbrıs hükümeti” olarak tanımasına ve
Türk tarafının eşit politik statüsünü ve 1960 anlaşmalarından
doğan egemenlik haklarını terk etmesi anlamına gelecekti.
Lüxemburg kararı görüşmelere son darbeyi vurmakla
beraber BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde oluşturulan
parametreleri ve görüşemlerin zeminini oluşturan iki tarafın eşitliği
ve iki bölgelilik ilkelerini de ortadan kaldırdı. Bu gelişmeler
ışığında KKTC Parlamentosu, 10 Mart 1998 yılında almış olduğu
kararla KKTC’nin yadsınamaz bir gerçek olduğunu ve bundan sonra
yapılacak görüşmelerin sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney
Kıbrıs Rum arasında gerçekleşeceğin bildirdi. KKTC ve Türkiye
Cumhurbaşkanları tarafından 23 Nisan 1998’de yapılan ortak bir
deklerasyonla KKTC Meclisinin bu kararı desteklenerek AB’nin Rum tarafı
ile üyelik görüşmelerine başlama kararının anlaşma sürecine darbe
vurduğu, KKTC’nin bağımsız ve egemen bir devlet olarak varlığını sürdürmesinin
esas olduğu ve Türk Tarafınca görüşmelere devam etme için zemin
bulunmadığı teyid edildi.
Kıbrıs Türk Tarafının Konfederasyon Önerisi
31 Ağustos 1998’de KKTC Cumhurbaşkanı Rauf R.
Denktaş, Kıbrıs’ta kalıcı bir barış sağlamaya yönelik olarak “Kıbrıs
Konfederasyonu” kurulmasını önerdi. Bu amaçla yapılacak müzakerelerin
hedefi, iki halktan ve iki devletten müteşekkil konfederal bir yapıyı
öngören, iki anavatan ile garantör devletler arasında akdedilecek
simetrik anlaşmalarla desteklenen bir ortaklık çözümünün teşkil
edilmesidir. Fakat, AB üyelik sözü ile cesaretlendirilen Rum tarafı bu
öneriyi de reddetti.
İki yıllık bir durgunluktan sonra BM Genel Sekreteri
Kofi Annan’ın çabalar sonucu iki lider 1999 sonunda görüşmelere
başlama kararı aldı. Görüşmeler hiçbir önkoşul olmaksızın iki
eşit taraf arasında başlatılacaktır.
Dolaylı Görüşmeler
Dolaylı görüşmelerin ilk turu Cumhurbaşkanı Rauf R.
Denktaş ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Glafcos Klerides arasında 3-14
Aralık 1999 tarihleri arasında New York’ta başladı ve 31 Ocak – 8
Şubat tarihleri arasında Cenevrede devam etti Görüşmelerden pek bir
ilerleme sağlanamaması ve zemin hazırlanamamasına rağmen 3. ve 4.
turlar da devam eder.
4. turun açılışında Genel Sekreter Kofi Annan
yapmış olduğu konuşmada hedefin yeni bir ortaklık kurulması olduğunu
iki tarafın eşitliğini ve bir tarafın diğerini temsil etmediğini
vurgular. Rum tarafı Genel Sekreterin bu konuşmasına sert tepki gösterdi
ve görüşmeleri iki gün boykot etti.
Müzakerelerin bundan sonraki aşamalarında BM sunmuş
olduğu belge olmayan belgelerle Rum tarafının pozisyonunu güçlendiren
ve Kıbrıs Türklerinin yasal taleplerini göz ardı eden bir tutum
sergiledi.
İki lider 1-10 Kasım tarihleri arasında Cenevre’de
tekrar görüştüler ve Genel Sekreter 8 Kasım’da 11 sayfadan oluşan sözlü
ifadesini sundu.
Türk tarafınca Genel Sekreter’in bu “sözlü
ifadesi”, “yeni bir ortaklık kurulması” “iki tarafın eşit statüsü”
ve adil, gerçekci ve yaşayabilir bir anlaşmaya ulaşılması
hedeflerinden oldukca uzaktır. Genel Sekreter bu “sözlü ifadesi”nde
“tek egemenliğe ve tek uluslararası kimliğe sahip ayrılmaz bir ortak
devlet” kurulmasını öngörüyordu. Bu özellikler, Türk tarafınca
kabul edilemez olan bir üniter devletin özellikleriydi ve yeni bir ortaklık
kurulması fikri ile bağdaşmıyordu. Bu olumsuzluklara ilaveten 8 Kasım
2000’de, AB yayınlamış olduğu Katılım Ortaklığı Belgesinde
Kıbrıs’ı Türkiye’nin üyeliği önünde bir politik kriter ve “önkoşul
olarak açıkladı. Bu gelişmeler ışığında, Ankara’da iki ülke
temsilcileri ve Cumhurbaşkanları başkanlığındaki zirve
toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş 24 Kasım 2000’de
Türk tarafının, esas parametreler olan KKTC’nin kabulü ile “Devletten
Devlete görüşmeler” sürecine girilmediği, Kıbrıslı Rumların,
Kıbrıslı Türklerin devleti olmadığı ve Kıbrıslı Türkleri temsil
edemeyeceği gerçekleri kabul edilene kadar görüşmelere devam
edilmeyeceğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş dolaylı görüşmeler sürecinin
esas amacından uzaklaştığını ve bu şartlar altında sürdürülmesi
durumunda, Kıbrıs Türk çıkarlarına zarar vereceğini açıkladı. Böylece
14 Kasım 1999’da, bütünlüklü bir çözüme ulaşmak amacıyla
kapsamlı görüşmelere geçmek için zemin oluşturma amacıyla
başlatılan görüşme süreci sona erdi.
Altı ay sonra 28 Ağustos 2001’de BM Genel Sekreteri,
Cumhurbaşkanı Denktaş ile görüşme sürecini yeniden başlatmak
maksadı ile Strasbourg’da görüştü. 12 Eylül 2000 tarihinde, Genel
Sekreter Kofi Annan, New York’ta aracılı görüşmelerin 4. turunun açılışında
yapmış olduğu açıklamalarda, kapsamlı bir anlaşmayı mümkün kılacak
anlamlı müzakerelere geçilebilmesini teminen, önkoşulsuz olarak yürütülecek
aracılı görüşmelerin eşit iki taraf arasında yapılacağını ve
kapsamlı bir anlaşmada tarafların eşit statüleri açıkça tanınması
gerektiğini vurguladı.
Türk tarafı, her fırsatta, Genel Sekreter’in 12 Eylül
açıklması temelinde Rumlarla eşit statüde bir ortaklık kurmaya hazır
olduğunu bildirir.
Yüzyüze görü şmeler
Cumhurbaşkanı Denktaş 8 Kasım 2001’de bir
girişimde bulunur ve Rum Yönetimi Lideri Clerides’e bu dugyları içeren
bir mektup gönderir. Bu girişim, karşılıklı iki mektupla devam eder ve
sonuç olarak Klerides; Cumhurbaşkanı Denktaş ile 4 Aralık 2001’de, BM
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto’nun da sadece not tutmak üzere
bulunacağı bir toplantıda buluşmayı kabul etti. Uluslararası Lefkoşa
Havaalanı yakınındaki Ara Bölgede BM tarafından özel olarak
düzenlenen bir Konferans Merkezinde yapılan görüşmenin ardından
basına yapılan açıklamada görüşmenin çok samimi ve olumlu bir
atmosferde gerçekleştiği ve BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu
çerçevesinde tarafları yüzyüze görüşmeler için davet edeceği
bildirdi. Bu çerçevede, görüşmeler Kıbrıs’taki ara bölgede
gerçekleştirilecek, görüşmelerde hiçbir onkoşul olmaksızın taraflar
istedikleri her konuyu masaya getirecekler ve kapsamlı bir çözüme uluşana
kadar görüşmelere devam edecekler, ancak tüm konularda görüş
birliğine varılıncaya kadar hiçbir konuda anlaşılmış
sayılmayacaktı. Böylece görüşmeler, Kıbrıs sorununa kalıcı bir
çözüm bulma amacıyla BM Genel Sekreteri Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro
de Soto gözetiminde 16 Ocak’ta başladı.
5 Aralık 2001 tarihinde, Rum Yönetimi Lideri Glafkos
Klerides 1974 Barış Harekatı’ndan bu yana ilk kez kuzey’e, KKTC’ye
geçti ve Cumhurbaşkanlığı Sarayında Cumhurbaşkanı Denktaş’ın
vermiş olduğu akşam yemeğine katıldı. Yemekte BM Genel Sekreteri Kofi
Annan’ın Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro de Soto’da, bulundu. Buna karşılık,
Cumhurbaşkanı Denktaş 29 Aralık 2001 akşamı Rum Yönetimi Lideri
Glafcos Klerides’in vermiş olduğu yemeğe katılmak üzere güneye
geçti. Yemek sonunda yapılan açıklamada, iki liderin 11 Ocak 2002
tarihinde kayıplar konusunu görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştireceği
bildirdi.
Cumhurbaşkanı Denktaş’ın inisiyatifiyle 16 Ocak’ta
başlayan doğrudan görüşmeler sürecinin birinci turu 19 Şubat’ta
yapılan 14. görüşmeyle tamamlandı. 1 Mart-27 Mart 2002 tarihleri
arasında geçekleşmiş olan ikinci tur görüşmeler, Salı günleri saat
16.00 ve Cuma günleri saat 10.00’da olmak üzere haftada iki kez yapıldı.
Birinci turda konularla ilgili görüşlerini ortaya koyan taraflar, ikinci
turda özlü müzakereler yaptılar.
Nisan ayı boyunca devam eden 3. turda Cumhurbaşkanı
Denktaş ve Klerides ilk iki turda üzerinde durdukları konuların
detayına girdiler.
4. Tur görüşmelerin devam ettiği Mayıs ayında BM
Genel Sekreteri Kofi Annan 14-16 Mayıs tarihleri arasında adayı ziyaret
etti. Cumhurbaşkanı Denktaş ve Kıbrıs Rum Yönetimi Lideri Glafkos
Clerides ile ayrı ayrı görüşen Genel Sekreter, akşam yemeğinde iki
tarafı biraraya getirir. Adadan ayrılırken basına yaptığı açıklamada
Kofi Annan, temel konularda yoğunlaşılmasını sağlamak amacıyla adaya
geldiğini, ziyaretinin oldukça tatmin edici geçtiğini ve liderlerin
çözüme yönelik çabalarını artırmaları yönündeki taahütleriyle
ayrıldığına dikkat çekti.
Görüşmeler güvenlik, toprak ve egemenlik konuları
üzerinde yoğunlaştı. Görüşme süreci, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın
6 Eylül’de Paris’te Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi
Lideri Glafkos Klerides ile biraraya gelmesi ile devam etti. 6 Eylül’de,
Fransa’nın başkenti Paris’teki Bristol Hotel’de, BM Genel Sekreteri
Kofi Annan, Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Rum Yönetimi Lideri Glafkos
Klerides arasında, yapılan tarihi zirve, yeni bir zirve kararıyla sonuçlandı.
Tarafların, 3-4 Ekim’de, New York’ta yeniden biraraya gelmeleri
kararlaştırıldı.
Genel Sekreter’le üzerinde dorulan konularda görüşmelere
devam eden taraflar, Ekim’de, New York’ta tekrar biraraya geldi ve iki
teknik komite oluşturulması ve Kasım ayında yeniden bir zirve
toplantısında biraraya gelmek konusunda anlaşmaya varıldı.
Cumhurbaşkanı Denktaş, burada basına yapmış olduğu
açıklamada Kıbrıs konusunun çözümlenebilmesi için AB’nin meseleden
elini çekmesi gerektiğini konunun iki tarafın eşitliği temelinde, dış
müdahale olmaksızın halledilebileceğini söyledi. AB ise 9 Ekim 2002
tarihinde, aday ülkelerle ilgili olarak açıkladığı genişleme
raporunda, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi kriterleri yerine
getirdiği ve uyum müzakerelerini tamamlama aşamasına geldiğini
kaydetmekte ve bir anlamda Aralık ayında toplanacak Avrupa Birliği
Konseyi’ne üyelik için yeşil ışık yakmaktaydı.
Annan Planı
Bu gelişmeler ışığında, 12 Kasım 2002 tarihinde,
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın, “Kıbrıs
sorununun çözümüne ilişkin görüşleri” olarak tanımlanan çözüm
planı Cumhurbaşkanı Denktaş ve Rum Yönetimi Başkanı Glafkos Klerides’e
aynı anda sunuldu. Cumhurbaşkanı Denktaş Annan’ın, Türk ve Rum
taraflarına sunduğu kapsamlı çözüm önerileri ile ilgili yaptığı açıklamada,
planı tüm yönleri ile dikkatlice inceleyeceklerini, yapıcı bir
anlayışla değerlendireceklerini ve hükümet, meclis ve Türkiye ile değerlendirme
ve istişareden sonra, halkın görüş ve düşüncelerine başvuracağını
belirtti. Cumhurbaşkanı ayrıca her iki lidere serbestçe müzakere için
imkan ve zaman verilmesi gerektiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı, planın içerisinde değişmesi gereken,
kabul edilemez olan ve zaman içerisinde Kıbrıslı Türkleri bir azınlık
durumuna düşürecek çok şey olduğunun takvimleme yapılmasının ve
tarih sınırlaması getirilmesinin empoze anlamına geldiğini belirtti.
Kıbrıs Türk tarafı, planın zemin olarak kabul edilebilmesi için yapılması
gereken değişiklikleri ise görüşebileceğini açıkladı.
Türk tarafınca yapılan değerlendirmede, BM planının
genel olarak Kıbrıs gerçeklerine uymayan, bugüne kadar Kıbrıs Türk
tarafının savunduğu ve ortaya koyduğu, egemenliğinin tanınması ve
kayda geçirilmesi, iki kurucu devletin siyasi eşitliğinin her düzeyde
tescil edilmesi, iki kesimliliğin değiştirilmeden devamının
sağlanması, mal-mülk konularının tazminatlar yoluyla halledilmesi, 1960
Antlaşmalarından kaynaklanan Türkiye’nin etkin ve fiili
garantisininsulandırılmadan devamı gibi gerçekçi önerilerden uzak olduğu
tesbiti yapılmıştır.. Plan özellikle toprak, harita, mal mülk ve
yeniden göçe zorlanan Kıbrıslı Türkler’in sayısı ve kuzeye gelecek
Rumlar ve onlara verilecek siyasi haklar konularında kabul edilmesi çok
sakıncalı ve mümkün olmayan hükümler içermektedir.
Plan’ın anayasal değişiklik izlenimi veren bir
yaklaşımla Rum tarafının AB’ye girişini garanti altına almak isteyen
ve Türkiye ile Yunanistan arasındaki dengeyi bozmaya yönelik bir yaklaşım
sergilediği saptanmıştır.
BM Genel Sekreteri, planın iki tarafça da ilk değerlendirmelerinin
ardından, taraflara birer mektup göndererek, belgede uygun bulmayıp,
değiştirmek istedikleri noktaları kendisine 30 Kasım’a kadar
bildirmeleri konusunda bir davet yaptı. İki taraf değişiklik
yapılmasını istedikleri konuları içeren mektuplarını BM Genel
Sekreteri’ne gönderdiler. 10 Aralık’ta, BM Genel Sekreteri’nin
Kıbrıs Özel Danışmanı Alvaro De Soto, Annan Planı’nı iki tarafın
itirazlarını dikkate alarak revize edilmiş şekliyle taraflara sundu.
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, planın revize edilmiş haliyle
iyileştirilmiş kısımlarının bulunduğunu ancak temelinde Kıbrıs Türkü’nün
egemenlik sorunu, devlet sorunu, Rumların Kıbrıs Türkü’nün içine
gelip yerleşme sorunu, gibi konular bulunduğuna, toprak, harita meselesi
bulunduğuna ve bu konuların Rumlarla biraraya gelerek müzakere yapılması
gerektiğini, belgenin imzalanma aşamasına gelmediğini söyledi.
AB ise Kıbrıs konusundaki yanlı tutumunu 12 Aralık
Kopenhag Zirvesi’nde Kıbrıs Rum Yönetimi’ni “Kıbrıs” adı
altında AB’ye üye alarak katma konusunda almış olduğu kararla bir kez
daha gözler önüne serdi ve 16 Nisan’a kadar bir anlaşmaya
varılamaması durumunda, GKRY’nin AB üyeliğinin onaylanacağını
bildirdi.
Bu gelişmeler karşısında, taraflarla istişarelerde
bulunmak amacı ile, BM Genel Sekreteri Kofi Annan 24 Şubat 2003 tarihinde,
Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ı kapsayan bölge turunun ilk durağı
olan Ankara’ya, ardından da Atina’ya gitti. 26 Şubat’ta adaya gelen
Genel Sekreter taraflarla ayrı ayrı görüşerek, üçüncü çözüm planını
sundu. Annan adadan ayrılışında basına yaptığı açıklamada, iki
liderle yapmış olduğu görüşmelerde ortaya koyduğu değişiklikler ve
çözüm planı ile ilgili değerlendirmeler yaptığını ve taraflardan
planda öngörülen 30 Mart tarihinde referanduma gidip gitmeyecekleri
konusunda taahhüt istediğini, liderleri cevaplarını vermek üzere 10
Mart’ta Lahey’e davet ettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Denktaş ve KKTC heyeti ile Güney Kıbrıs
Rum Yönetimi Lideri Tasos Papadopulos ve heyeti, 10 Mart 2003’te, BM
Genel Sekreteri’ne, yanıtlarını vermek üzere Lahey’e gitti. Görüşmelere
garantör ülke sıfatıyla Türkiye, Yunanistan ve İngiltere heyetleri de
katıldı. Heyetlerle, önce ayrı ayrı görüşen Genel Sekreter daha
sonra tarafları ortak bir toplantıda bir araya getirdi.
BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın ev sahipliğinde,
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Kesimi Lideri Tasos
Papadopulos’un katılımıyla Lahey’de yapılan “maraton görüşmelerden”
bir sonuç çıkmadı. 19 saatlik görüşmenin ardından basına açıklama
yapan BM Genel Sekreteri, “Artık yolun sonuna geldik ne yazık ki görüşmelerin
başarıyla noktalandığını söyleyemeyeceğim” dedi. Genel Sekreter,
KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın ülkesinin tanınması konusundaki
ısrarını ve Yunan tarafının 29 yıl önce adanın kuzeyinden ayrılan
Rumlara tüm haklarının verilmesi isteğini vurguladı.
Ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bir basın
toplantısı düzenledi. Cumhurbaşkanı Denktaş, “Genel Sekreter planı
bu haliyle kabul edemeyeceğimizi biliyordu. Çekincelerimizi hem sözlü,
hem yazılı olarak bildirdik. Papadopulos’la iki kez görüştük. O da
geniş ve önemli değişiklikler istiyor, garantörlerle ilgili kısıma
itiraz etti. Çıkarken ‘Denktaş reddetti’ demiş. Bu doğru değil,
her iki tarafın da itirazları vardı” dedi.
Cumhurbaşkanı Denktaş, görüşmelerin sonucunun
bu şekilde oluşmasında Rum
kesiminin zorlamalarının etkili olduğunu söyledi. Rum tarafının, plan
üzerinde genel değişiklikler istediğini, ayrıca garantör ülkelerin
bunu güvence altına almasını şart koştuğunu belirten Cumhurbaşkanı,
bunun mümkün olamayacağını dile getirdi. Rum Yönetimi Lideri Tasos
Papadopulos’un, bu güvenceyi alamayınca referandum önerisini reddettiğini
anlatan Denktaş, Türk tarafının görüşmelerin olumlu sonuçlanması için
elinden gelen çabayı gösterdiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Denktaş, BM Genel Sekreteri Kofi
Annan’ın çağrısı üzerine 10-11 Mart’ta Lahey’de gerçekleşen görüşmelerin
anlaşmazlıkla sonuçlanmasının ardından Annan planının geçerliliğini
yitirdiğini bildirdi.
28 Mart 2003’te Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Kıbrıs
sorununun çözülmesi için Türkiye, İngiltere, Yunanistan, KKTC ve Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin biraraya gelmesi için öneride bulundu. Bu öneri Rum
Yönetimi tarafından reddedildi.
2 Nisan 2003’te Cumhurbaşkanı Denktaş, Rum Yönetimi
Başkanı Tasos Papadopulos’a Kıbrıs sorununun çözümlenmesi için 6 maddelik
öneriler paketi sundu. Papadopulos aynı günün akşamı bu önerileri reddetti.
TÜRK TARAFININ 2 NİSAN
2003 ÖNERİLERİ
KIBRIS TÜRK TARAFININ , 2 NİSAN 2003, ÖNERİLERİNE İLİŞKİN CUMHURBAŞKANI
DENKTAŞ’IN BASIN AÇIKLAMASI
Lahey sonrası yapmış olduğumuz değerlendirme ışığında GKRY lideri Tassos
Papadopoulos’a bugün bir mektup göndererek, Kıbrıs konusunun
sosyo-psikolojik boyutunu ve özellikle iki taraf arasında varolan derin
güven bunalımını uzun zamandır gözardı ettiğimizi bildirdim. Bu
değerlendirmeye dayalı olarak, kendisine, iki taraf arasında çalışma
ilişkisi kurulmasını sağlayacak diyalog ve danışma süreci başlatacağına
inandığım, bir öneri paketi teklif ettim.
İki tarafça da kabul edilebilir kapsamlı bir anlaşmanın gerçekleşmesi
için katalizör rolü oynayabileceğine inandığım öneri paketinin ana hatları
şöyledir:
İlk adım olarak, Demokrasi Caddesinin güneyindeki Kapalı Maraş bölgesi,
BM Ara Bölgesine kadar olan bölümü de kapsayacak şekilde, yeniden iskana
açılmak üzere Kıbrıs Rum tarafının kontrolüne verilecektir.
Buna paralel olarak, Kıbrıs’ın her iki tarafına yönelik ve buralardan
gerçekleşecek dış ticaret, ulaşım, seyahat ve kültürel ile sportif
aktivitelere uygulanan tüm kısıtlamalar kaldırılacaktır. Türkiye ve
Yunanistan’ın da, Kıbrıs Rum tarafına ve Kıbrıs Türk tarafına karşılıklı
olarak uyguladıkları kısıtlamaları kaldırarak bu sürece olumlu katkıda
bulunacaklarına inanıyorum. BM ve AB’yi de bu düzenlemeleri tescil etmeye ve
uygulamaya konulmalarına yardımcı olmaya davet edeceğiz.
İki taraf arasındaki geçişler asgari prosedüre bağlı olarak
kolaylaştırılacaktır. Turistlerin geçişleri ile ilgili kısıtlamalar da
kaldırılacaktır.
İki taraf arasında ticari ilişkilerin normalizasyonu için tedricen
adımlar atılacaktır. Her iki taraftaki kurumlar ortak projeler oluşturmaları
ve geliştirmeleri için işbirliği yapma yönünde teşvik edilecektir.
Kıbrıs Türk tarafı, Temmuz 2000 tarihinden bu yana BM Barış Gücü’nün
dolaşımı ile ilgili olarak uyguladığı tedbirleri kaldıracaktır.
İki taraf arasında karşılıklı saygı, hoşgörü ve anlayışın geliştirilmesi
amacıyla bir Uzlaşı Komitesi tesis edilecektir. Bu komite, ikili temaslar ve
projelerin geliştirilmesi için tavsiyelerde bulunacaktır.
Bu fikirler ve öneriler bir bütün oluşturmaktadır. Bu paketin uygulanması,
bir yandan iki tarafın siyasi eşitliğine dayalı ve iki tarafça da kabul
edilebilir kapsamlı bir anlaşmaya varma şansını önemli derecede artırırken,
diğer yandan da iki tarafa önemli somut yararlar getirecektir.
Paketin kabulü ve uygulanmaya konması tarafların pozisyonlarına halel
getirmeyeceği gibi, nihai bir anlaşmanın yerini de almayacaktır.
Öneri paketinin uygulanmasına ilişkin olarak BM ve AB’nin katkılarını
sağlayabileceğimizi düşünüyorum.
Yukarıda belirtilenler çerçevesinde, iki tarafı da tatmin edecek bir
sonuca ulaşmak amacıyla, kapsamlı çözüme ilişkin temel meseleleri ve AB
üyeliğine ilişkin konuları da kendisiyle ele almaya hazır olduğumu Sayın
Papadopoulos’a bildirdim.
Her iki tarafta BM’nin iyi niyet misyonunu desteklediği cihetle, öneri
paketini ayrıca BM Genel Sekreterine duyurdum.
7 Nisan 2003’te BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Kıbrıs
çözüm Planı konusunda Güvenlik Konseyi’ne Türk tarafını suçlayan nitelikte
bir değerlendirme raporu sundu.
16 Nisan 2003’te Kıbrıs Rum Yönetimi, Atina’da AB Katılım
Anlaşmasını imzaladı.
KKTC HÜKÜMETİ’NİN, 22 NİSAN 2003’te KKTC VE GÜNEY KIBRIS ARASINDAKİ
GEÇİŞLERLE İLGİLİ ALMIŞ OLDUĞU KARAR
21 Nisan 2003’te KKTC Hükümetinin KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki
geçişlerde yeni düzenlemeler getiren bir karar alındı. Karar, Resmi
Gazete’nin 22 Nisan 2003 tarihli sayısında yayımlandı.E-762-2003 numaralı
“KKTC’den Güney’e Geçişler ile Güney’den KKTC’ye Geçişler” başlıklı karara
göre, geçişler şu kayıt ve esaslar çerçevesinde yapılabilecek:
"A. KKTC’den Güney Kıbrıs’a geçişler:
1. Kimlik veya pasaport ibrazı
2. Geçişlerin bilgisayara kaydı
3. Araba ile geçişe izin verilmesi (bilgisayara
kayıt)
4. Geçişlerin günübirlik olması (en geç
24.00’te dönmek üzere)
5. Her şahsın beraberinde zati eşyasını
getirebilmesi
B. Güney Kıbrıs’tan KKTC’ye geçişler:
1. Pasaport ibrazı
2. Geçişlerin bilgisayara kayıt edilmesi
3. Geçiş belgesi üzerine mühür
4. Çıkışlarda belgenin geri verilmesi
5. Geçişlerin günübirlik olması
(09.00-24.00 arası)
6. Araç sigortası (araçla geçişlerde)
7. Zati eşyaya müsade edilmesi
8. Güney’den Kuzey’e geçecek turistler
için herhangi bir kısıtlama getirilmeyerek serbest olması
C: KKTC’den Güney Kıbrıs’a ve Güney Kıbrıs’tan KKTC’ye sadece aşağıda
belirtilen kapılardan geçiş yapılması
1. Ledra Palace
2. Beyarmudu
3. 2.5 Mil
D. Bu uygulamalar gelişmelere göre zaman zaman gözden geçirilecektir.”
KKTC Bakanlar Kurulu’nun KKTC ile Güney Kıbrıs arasındaki
geçişleri belli kurallarla serbest bırakma kararından sonra Rum tarafı
çeşitli tepkilerde bulundu. Rum Yönetimi isteyen Rum vatandaşlarının Kuzey’e
geçmekte serbest olduğunu ancak pasaport göstererek “Denktaş rejimini”
tanımanın herkesin kişisel sorumluluğu olduğunu belirtti. Rum kesimi, KKTC
yurttaşları arasında doğum yerine göre bir ayırım yapmak suretiyle Kıbrıs
doğumlu olmayan KKTC yurttaşlarının Güney’e geçişlerine izin verilmeyeceğini
duyurdu.
29 Nisan 2003’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Güneye
geçişler ile Güneyden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Geçişler ile ilgili
E-762-2003 Sayı ve
21.4.2004 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı Tadil edilerek aşağıdaki karar
alınmıştır.
(1) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden
Güney’e geçişler ile Güney’den Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçişler ile
ilgili E-762-2003 sayı ve 21.4.2003 tarihli karara ek;
B- Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçişlerin 5.
maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesi.
5(a) Geçişlerin günübirlik 7.00-24.00 saatleri arasında olması ve ayrıca
(b) Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçişlerde,
otellerimizde turlar kanalıyla ve/veya münferiden rezervasyon yapmaları ve
çıkışlarda otellerde kaldıklarına dair gerekli makbuz ve/veya belge
göstermeleri kaydıyla bir haftada 3 güne kadar Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti’nde kalarak konaklama yapabilmeleri.
(2) E-762-2003 sayı ve 21.4.2003 tarihli
karara ek olarak öngörülen:
(c) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden Güney Kıbrıs’a ve Güney Kıbrıs’tan
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne geçiş kapılarının aşağıdaki şekilde yeniden
düzenlenmesi.
1. Ledra Palas
2. Beyarmudu
3. 2.5 Mil Kapısı
4. Kermiya Kapısı (sadece araçlı geçişlere) (uygulama
gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra başlayacaktır).
29 Nisan 2003 Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş karşılıklı
geçişlerin serbest bırakılmasıyla ilgili yaşanan sorunların giderilmesi için
Rum Yönetimi Başkanı Papadopulos’a görüşme talebinde bulundu ve Rum Yönetimi
bu girişimi reddetti.
GÜNEY KIBRIS RUM YÖNETİMİ’NİN KIBRISLI TÜRKLERE YÖNELİK AÇIKLADIĞI KARARLAR
30 Nisan 2003 Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Kıbrıslı
Türklere Yönelik önlemler adı altında, Kıbrıs Türklerini 1960 Kıbrıs
Cumhuriyeti altında varolan haklarından da geri götüren, Kıbrıs Türkleri
için azınlık hakları öngören bir takım öneriler açıklamıştır. Bu önerilerin
temel felsefesi Kıbrıs Türklerini birey olarak mütalaa etmesi, bugüne kadar
tüm platformlarda varolan iki halkın ve iki yönetimin eşitliği ilkesinin
dışına çıkmasıdır. Metnin içerisinde, Kıbrıs Türklerinin GKRY’de istihdamı,
Kıbrıs Türk ürünlerinin GKRY izni ile üçüncü ülkelere ihraç edilmesi, Kıbrıs
Türklerinin KKTC’de kayıtlı federasyonlar yerine Rum Spor Federasyonları
altında spor karşılaşmalarına katılması, Kıbrıs Türklerine siyasi eşitliği
ortadan kaldırma amaçlı olarak Güney’de kısıtlı seçme-seçilme hakkı
tanınması gibi , KKTC tarafınca kabul edilmesi söz konusu olmayan hususlar
bulunmaktadır.
2 Mayıs 2003 tarihinde KKTC hükümetinin aldığı
karar çerçevesinde KKTC ile Güney Kıbrıs arasında 23 Nisan- 1 Mayıs 2003
tarihleri arasında 3 sınır kapısından KKTC’ye giriş yapan toplam Rumlar’ın
sayısı yaklaşık 146 bini bulurken Güney’e geçen Türkler’in toplam sayısı ise
yaklaşık 40 bin oldu. Aynı tarihler arasında KKTC’ye giriş yapan toplam araç
sayısı ise yaklaşık 27 bin civarında.
5 Mayıs 2003 KKTC Bakanlar Kurulu’nun KKTC’ye
geçen Rumlara 3 gün konaklama izni vermesinin ardından Rumların KKTC’deki
otellerde konaklamaya başlamasına, Rum yönetiminin yanı sıra Rum kilisesi de
karşı çıktı.
14 Aralık 2003’te KKTC’de genel seçimler yapıldı.
Seçimler sonucunda, Parlementoda 19 milletvekili çıkartan Cumhuriyetçi Türk
Partisi – Bileşik Güçler (CTP-BG) ile parlementoda 7 milletvekili ile temsil
edilmeye hak kazanan Demokrat Parti bir koalisyon hükümeti kurdu. CTP-BG
Başkanı Mehmet Ali Talat’ın Başbakan, DP Başkanı Serdar Denktaş’ın Başbakan
Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yaptığı yeni hükümetin ana
hedefi Annan Planı temelinde yeniden görüşmelere başlamak ve Kıbrıs Rum
yönetimi’nin Avrupa Birliği’ne resmen katılacağı tarih olan 1 Mayıs’tan önce
kapsamlı bir anlaşmaya varmak oldu.
24 Ocak 2004’te Davos’ta BM Genel Sekreteriyle
görüşen Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan Genel Sekreter’e Türk
hükümetinin, iyi niyet misyonu çerçevesinde ve BM belgesi temelinde
görüşmeleri başlatması çağrısında bulundu.
29 Ocak 2004 tarihinde Bürüksel’de bulunan Kıbrıs Rum
Yönetimi Başkanı Tasos Papadopoulos Rum hükümetinin Annan Planı temelinde
görüşmelere başlama niyetini Genel Sekretere bildirdi. Yunanistan da
görüşmelerin yeniden başlamasına destek verdi.
10 Şubat 2004’te Genel Sekreter görüşmeleri başlatmak
üzere tarafları New York’a davet etti. Genel Sekreter taraflara gönderdiği
mektubunda görüşmelerin yeniden başlayacağı prosedürü açıkladı. Üzerinde
mutabık kalınmayan konuların kendisi tarafından doldurulacağını ve nihai
şekliyle anlaşmanın 21 Nisan’da her iki tarafta da ayrı referanduma
sunulacağını belirtti.
13 Şubat’ta New York’ta taraflar görüşmelerin 3 safhada
yapılması ve tamamlanmış şekli ile referanduma sunulması üzerinde anlaşır.
Görüşmeler 19 Şubat’ta Lefkoşa ara bölgedeki Lefkoşa Uluslararası
Havaalanı’nda BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Özel Temsilcisi Alvaro de
Soto gözetiminde, 1 Mayıs’tan önce kapsamlı bir çözüme ulaşılması niyetiyle
başlar. Görüşmelerde her iki tarafın da planın karmaşık ve detaylı yapısı
üzerinde derin görüş ayrılıkları olması üzerine en kritik safha olan
karşılıklı al-ver sürecine girilemez ve Alvara Do Soto görüşme formatını
değiştirerek yüzyüze görüşmeleri dolaylı görüşme şekline çevirir.
17 Mart’ta Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş
Kıbrıs müzakere sürecinde temel kriterler üzerinde hiçbir ilerleme
sağlanmaması nedeniyle görüşmelerin ikinci safhasını oluşturacak, 24
Mart’taki 4 partili (Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum tarafı)
İsviçre (Burgenstock) görüşmelerine katılmayacağını, fakat Başbakan Mehmet
Ali Talat ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş’ın KKTC
hükümetini temsilen İsviçre’de bulunacağını açıklar. Rum lider Tasos
Papadopolous da görüşmelerde bir ilerleme kaydedilmediğini açıklayarak,
İsviçre’ye gideceğini söyler.
BURGENSTOCK GÖRÜŞMELERİ
İsviçre’nin Burgenstock sehrindeki görüşmeler Türkiye
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Petros
Molyviatis’in de katılımı ile başlar. Teknik düzeyde ve gayri resmi
yürütülen görüşmeler 27 Mart’ta BM Genel Sekreteri’nin, 28 Mart’ta
Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ve 29 Mart’ta da Turkiye Başbakanı
Recep Tayip Erdoğan’ın Burgenstock’a gelmesi ile son şeklini alır.
29 Mart 2004 ‘te Genel Sekreter 220 sayfalık esas plan,
ve 9000 sayfalık ekinden oluşan Kapsamlı Çerçeve Anltaşması’nın dördüncü
versiyonunu sunar ve tarafların plan üzerindeki son görüşlerini sorar.
Kıbrıs Rum tarafı “Turk yerleşikler”, kuzeyde yaşayacak olan Rumlar
üzerindeki kısıtlamalar, güvenlik konusu ve Türk tarafının AB hukuku
çerçevesinde talep ettiği ayrıcalıklar konularında itirazlarını bildirir.
Türk tarafı ise geçiş sürecinin kısaltılması, Merkez Bankası’nın oluşumu ve
görevleri, ortak para birimi, Kuzey Kıbrıs için yapılacak ekonomik
düzenlemeler ve derogasyonlar konularında itirazlarını bildirir.
Plan hakkındaki diğer önemli anlaşmazlıklar ise adada kaç
tane Yunan ve Türk askerinin kalacağı, mal mülk konuları, serbest dolaşım ve
hukuki konulardan oluşmaktaydı.
Burgenstock’daki yogun görüşmeler sonucunda, iki taraf
ile Türkiye ve Yunanistan Başbakanları nihai kapsamlı bir anlaşma metni
üzerinde mutabık kalamadıklarından palndaki boşlukların Genel Sekreter
tarafından doldurulmasına karar verirler. Boşlukların doldurulmasının
ardından, BM Genel Sekreteri Kofi Annan kapanış töreninde Planı’nın son
şeklini taraflara sunar ve 24 Nisan’da her iki tarfta da ayrı referandum
yapılcağını duyurur.
24 NİSAN 2004 REFERANDUMU
VE REFERANDUM SONRASI GELİŞMELER
24 Nisan 2004’te adada her
iki tarafta ayrı ayrı yapılan referandum sonucunda Kıbrıslı Türkler BM Genel
Sekreteri’nin Kapsamlı Çözüm Planı’nı (Annan Planı) %64.9’luk evet oyuyla
kabul ederken Kıbrıslı Rumlar %75.8’lik oy oranıyla reddetti.
Nisan 2004 Referandumu’nun
hemen ardından, BM Genel Sekreteri, birçok yabancı devlet adamı ve
uluslararası kuruluş Kıbrıslı Türkler’in BM planı lehine vermiş oldukları
‘evet’ oyunu memnuniyetle karşıladıklarını ve Kıbrıslı Türklerin bu
tavrının karşılıksız kalmaması gerektiğini açıkladılar. BM Genel Sekreteri
Kofi Annan, 24 Nisan 2004 tarihindeki açıklamasında, Kıbrıslı Türklerin,
1 Mayıs 2004 itibarıyla (sözde “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliğine
alındığı tarih) AB üyeliğinin avantajlarından Rumlar’la eşit koşullarda
yararlanamayacaklarından üzüntü duyduğunu, fakat, Kıbrıslı Türklerin
kendilerinin sebep olmadığı bu kötü durumdan kurtulmaları için de yollar
bulunacağını ümit ettiğini söyledi.
BM Genel Sekreteri Kofi
Annan, 28 Mayıs 2004’te (S/2004/437) Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporunda,
Planı’nın Kıbrıslı Türkler tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edilirken,
Kıbrıslı Rumlar tarafından reddedildiğini, gerçekte Kıbrıslı Rumların
‘Planı’ değil de herhangi bir çözümü ve anlaşmayı reddettiğini vurguladı.
Kofi Annan referandum sonuçlarının Kıbrıslı Türkler’e baskı ve izolasyon
uygulamak için tüm nedenleri ortadan kaldırdığını söylediği raporunda, BM
Güvenlik Konseyi üyelerinin dikkatlerini Kıbrıslı Türkler’e çevirerek ikili
ilişkiler kurmalarını ve ekonomik izolasyona son vermeleri çağrısında
bulundu. Fakat maalesef Genel Sekreter’in Raporu, Rum-Yunan ikilisinin
baskıları sonucu Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmadı.
Yine, Nisan 2004
Referandumu’ndan hemen sonra, Avrupa Birliği de Kıbrıslı Türkler’in
kapsamlı BM planına vermiş oldukları desteğe karşılık vermek amacıyla,
Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonu sona erdirme kararlılığını
ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik kalkınmasına destek
vererek Kıbrıs’ın birleşmesine yardımcı olma isteğini dile getirmiştir. Bu
çerçevede, 26 Nisan 2004 tarihinde, AB Dışişleri Bakanları Konseyi
KKTC’ye yönelik izolasyonların kaldırılmasına ilişkin bir karar
almıştır.
AB Konsey kararının
ardından, AB Komisyonu, ticari ve mali uygulamalardan oluşan ve AB ülkeleri
ile Kuzey arasında doğrudan ticareti öngören bir yardım paketi hazırladı.
Bu çerçevede, Komisyon 7 Temmuz 2004’te, Mali Yardım ve Doğrudan Ticaret
tüzük tasarılarını önerdi. Sunuldukları tarihten itibaren Rum tarafı
sözkonusu tüzük tasarılarının anlamlarını yitirecek şekilde içeriklerinin
değiştirilmesi yönünde çaba harcadı. İki tüzüğün birbirinden ayrılması ve
Kıbrıslı Türkler üzerinde uygulanan izolasyonun kaldırılmasında önemli bir
adım olacak olan Doğrudan Ticaret Tüzüğü’nün uzun vadede ortadan kalkması
için uğraştı. Kıbrıs Türk tarafı ise, iki tüzüğün birlikte onaylanıp,
uygulamaya konmasını ve AB’nin Kıbrıs Türk halkına yönelik yükümlülüğünü
yerine getirmesini talep etti.
Bu gelişmelere paralel
olarak KKTC devlet yetkilileri, tüm dünya ile ilişkilerini yoğunlaştırdı
ve gerçekleştirdikleri tüm temaslarda ve katıldıkları her türlü
platformda insanlık dışı izolasyonun ve yasadışı ambargonun sona
erdirilmesini talep etti.
O tarihte Başbakan olan,
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3 Mayıs 2004 tarihinde BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile biraraya geldi ve KKTC üzerindeki gayri yasal uygulamaları
ve Kıbrıslı Türklerin, uluslararası topluluktan izolasyonun kaldırılması
yönündeki beklentilerini dile getirdi. 4 Mayıs 2004 tarihinde ise,
Başbakan Talat, New York’taki Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde Amerika
Dışişleri Bakanı Colin Powel ile bir araya geldi ve izolasyonların sona
erdirilmesi ve KKTC’ye direk uçuşların başlatılması konularında ABD’den
destek istedi.
2004 yılı içinde
Kıbrıslı Türkler için olumlu bir gelişme 14-16 Haziran 2004’te
İstanbul’daki İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) toplantısında gerçekleşti. İslam
Konferansı Örgütü’ne üye müslüman ülkeler almış oldukları bir kararla
KKTC’nin statüsünü “Kıbrıs Müslüman Türk Halkı”ndan “Kıbrıs Türk
Devleti”ne çıkardılar. İKÖ kararında ayrıca uluslararası topluluğa
Kıbrıslı Türkler üzerindeki izolasyonu sona erdirmek için acil adım atma
çağrısı yapıldı ve Müslüman ülkelere de KKTC üzerindeki izolasyonu ve
ambargoyu kaldırıp KKTC ile ekonomik ilişkiler başlatma çağrısında
bulundu.
Azerbaycan da hem İKO
kararına, hem de BM Genel Sekreteri’nin isolasyonun kaldırılması çağrısına
destek belirtti. 30 yılı aşkın bir süredir devam eden izolasyonu
kaldırmaya yönelik bir adım 27 Temmuz 2005 tarihinde Azerbaycan’dan
KKTC’ye ve 29 Ağustos 2005 tarihinde Ercan’dan Bakü’ye gerçekleşen direk
uçuşlarla atılmış oldu. İki ülke arasındaki uçuşların rutin bir şekilde
devam etmesi kararlaştırılmasına rağmen, Kıbrıs Rum Yönetimi ve
Yunanistan’ın, AB üzerinden Azerbaycan’a uyguladıkları baskı sonucu bu
gerçekleşemedi.
ABD Dışişleri Bakanı
Condolezza Rice, 28 Ekim 2005 tarihinde Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a,
ABD’nin Kıbrıs sorununa çözüm bulunması ve Kıbrıs Türk halkı üzerindeki
izolasyonun sona erdirilmesi amacıyla sürdürülen çabalara verdiği desteği
göstermek amacıyla resmi bir davet yaptı. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat,
Rice ile görüşmesinde çözüm yönündeki girişimlerin devam etmesini ve
izolasyonun sona erdirilmesi çağrısını yineledi ve ABD’nin de diğer
ülkeleri bu yönde cesaretlendirmesini istedi. Amerika ziyareti sırasında
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 31 Ekim 2005 tarihinde BM Genel Sekreteri
Kofi Annan ile de görüştü ve Genel Sekreter’den Kıbrıslı Türkler’in haklı
taleplerinin ileriye götürülmesi konusunda destek aldı.
2006 yılının başlarında,
Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Kıbrıs sorununa bir çözüm
bulunamamasından kaynaklanan problemleri çözmek amacıyla yeni bir
insiyatif başlattı ve 24 Ocak 2006’da bir Eylem Planı önerdi. Eylem planı
10 maddeden oluşmaktaydı ve Türkiye’nin limanlarını ve hava alanlarını
Kıbrıs Rum bandıralı gemi ve uçaklara, Kıbrıslı Türkler üzerindeki
kısıtlamaların ve ticaret üzerindeki ambargonun kaldırılması koşuluyla
açmayı öngörmekteydi. Türkiye hükümeti Kıbrıs’ın yeniden birleştirilmesi
amacıyla BM gözetimi altında görüşmelerini yeniden başlatmayı ve tüm
tarafların çıkarına olacak şekilde taraflar üzerindeki kısıtlamaların
kaldırılmasını ve iki taraf arasındaki eşitsizliği azaltmak amacıyla sosyo-ekonomik
gelişimin teşvik edilmesini önerdi. Her nekadar bu öneri uluslararası
toplumdan destek görmüş olsa da Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından reddedildi.
24 Ocak 2006 tarihinde
adaya gelen İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin
tüm itirazlarına rağmen KKTC’ye geçti ve Cumhurbaşkanı Talat ile
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda biraraya geldi. Görüşme sonrası Straw, ara
bölgedeki Ledra Palas Otel’de bir basın toplantısı düzenledi ve BM Genel
Sekreteri Kofi Annan’ın da kendisinin adaya ziyaretini ve temaslarını
desteklediğini vurguladı. Staw ayrıca, Kıbrıslı Türkleri AB’ye
yakınlaştırmanın herkesin çıkarına olduğunu söyleyerek, Kıbrıs Türk tarafı
üzerindeki izolasyonun kaldırılması için ilerleme kaydedilmesi gerektiğini
|